26 Kasım 2013 Salı

DERSANELER

 
Hükumet 'Dersaneleri kapatacağım!' diye tutturdu.
Aslında bu karar 2001 'de Koalisyon Hükumetince alınmıştı..
Koalisyon gitti! Dersaneler yaşıyor! Dersaneleri yaratan ihtiyaçlar duruyor!.
Dersaneler para kesiyor. Gülen Cema'ati bu piyasayı yıllar öncesinde gördü ve girdi.
İşe özel okullar açarak başlamıştı. Şimdi çok sayıda F tipi okulları var.
Topluma en başarılı okullar bizimki demeye çalışıyor. En iyi reklam malın kendisidir
diyorlar. Okullaşmayı yurt dışına taşıdılar. Asya'da, Afrika'da , Avrupa'da, Rusya'da, Türki cumhuriyetlerde çok sayıda okulları var! Dünyanın her yanında, her dilden, her milletten, her
renkten öğrencileri var. Yabancı öğrencilere kendi dilleri yanında Türkçe, İngilizce gibi geçerli
dil eğitimi de veriyorlar!.
 
'Türkçe Olimpiyatları' adıyla, seçkin yabancı öğrencileri Türkiye'ye getiriyor; maharetlerini sergiliyor, yarıştırıyor! Türkçelerini ve Türk kültürünü yaydıklarını anlatarak; iyi eğitim yaptıklarını,
Türk halkına övünçle gösteriyorlar!..Biz de şaşarak izliyoruz.
Öğretmenleri Türkiye'den götürüyorlar. Az para veriyorlar, gönüllü hizmet aşkını kullanıyorlar.
Kıt kana'at geçiniyorlar, benimsetilen ideallere hizmet ediyorlar...On yıllar önce, Türkiye'den seçkin
insanları alıp Türki Cumhuriyetlere konuk ederler, okullarını gösterirlerdi.. İyi şeyler başardıklarına
tanık ederlerdi. Öte yandan 'şeriatçı' nesiller yetiştirdikleri iddiası da hiç eksik olmazdı. Rusya bu
kuşku nedeniyle okullarını yasakladı. Haklarındaki kuşkular azalmadı. Artık konuk götürme yerine, eğitim gören öğrencileri getirip konuk ediyorlar! Marifetlerini sergileyerek başarılarını anlatıyorlar!
Türkiye'de Fetullah Cema'ati sanıyla gayriresmi, kitlesel bir örgütlenmeleri var. Vergi verir
gibi heryıl, yandaşlardan ciddi bağışlar toplanıyor. Kaynak yaratıyorlar. İşi bu düzeyde bırakmıyorlar.
Başarılı çocukları, dershane ve okul havuzlarından devşiriyorlar! Eğitiyorlar, kendilerine bağlıyorlar.
Üniversitelerin esaslı birimlerine yerleşmelerini sağlıyorlar. Burs, yurt, ev vb. olanaklarla onları
elleri altında tutuyorlar ve Cema'atle bağlarını sıcak tutuyorlar..
 
Mezun olanların, ülke yönetiminde kilit bakanlıklarda istihdamlarını sağlıyorlar. Milli eğitim,
Adalet ve İçişleri bakanlıklarında oldukça örgütlüler. Poliste, yargıda etkili düzeye gelmişler!
Şimdi buralardan güçlerini sınıyorlar. Özel yetkili mahkemeler eliyle TSK'nın tasfiyesinde rol
aldılar. Başarılı da oldular. MİT Müşteşarına el atınca, külahların değiştirilmesi gündeme geldi..
              Artık, Hükümet, Cema'atin bu güç birikimini kırmak için özel çaba harcıyor. Dersanelerin
              kapatılması dayatması, bunlardan birisidir.
 
              Cema'atin okulları gibi çok sayıda dersanesi var. Sağlanan gelir, önemli bir mali destektir.
             Öte yandan dersaneler öğrenci seçmek ve üniversitelerin iyi alanlarına sokmanın bir aracıdır.
             Dersane eğitimi, Türkiye'nin baş edemediği bir gerçeğidir. İhtiyaç varsa, dersane de olacaktır.
             Üniversitelerin kapasitesi sınırlı kaldıkça, her yıl milyonlarca öğrenci, dersanelere müşteri
             olacaktır. Bu hal, M.E:B okullarının yeterli eğitimi veremediğinin de bir itirafıdır. Üniversiteye
           girmeyi sağlayan okul sayısı sınırlıdır. Diğerleri dersanelerin potansiyel müşterileridir!..
 
            Dersane işi bir yanıyla sosyo-ekonomiktir. Her yıl bir milyonu aşkın öğrenci müşteridir.
            Öte yandan, dini-siyasi amaçlı örgütlenmenin pazarıdır. Uzun vadede, devleti ele geçirmeye
            araçtır. Devletin verdiği eğitim kalitesi artırılırsa, potansiyel dersane müşterilerinin önemli kısmı
            ara eleman olarak istihdam edilirse, dersanelerin yarısı kapanır! Üniversitelerin kapasitesi, kalitesi
            öğretim elemanı artarsa; dersaneler sorun olmaktan çıkar! Devlete düşen yatırım yapmaktır.
             Üniversite sayısını, kalitesini, kapasitesini artırmaktır. Bu da yatırımdır!
 
Peki olanlar neyin nesidir? Kayıkçı kavgasıdır!. Hükümet, seçime beş kala Cema'atle yapacağı
pazarlıkta elini güçlendirmektedir! Diyarbakır'da Kürdistan diye diye konuklar ağırladı. Üç beş oyu
alma uğruna, Türkiye'nin bölünmesi üstünden kumar oynadı! Söylediklerini medyada sansür
ettirdi. Dediği dedik, güçlü hükumet gösterisi yaptı!
Dersane tartışması, olup biteni halktan gizleyen bir Karagöz perdesi oldu!
Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK

19 Kasım 2013 Salı

KAVAD- GAVAT

       
Adana Valisi, bir vatandaşa alenen 'kavad' demiş!
' Bu sözü ben kullanmam 'kavas' dedim '  diye tevil etmiş. Kavas için ' çok çalışan, hizmet yapan' vb. demiş. Şimdi iletişim kayıtları güçlüdür. Küçük bir imi bile kayıt ediyorlar. Yalanlanması inandırıcı olmaz!
Sayın Başbakan'ın Diyarbakır'da 'Kürdistan vb.' demelerini, emrindeki devlet televizyonlarına 'sansür' ettirilmiş!. İzleyiciler, haberlerde bu sözleri duymamışlar! Boşuna gayret etmişler! Ne yaptığınızı, ne dediğinizi bütün dünya izliyor. Sansür edilecek sözleri söylemeyin! Boş yere sözlerini 'biplet'meyin! Herkesin duyduğu şeyleri sansür etirerek, 'takiyye, ikiyüzlülük' etmeyin. Bu kurnazlık bile sayılmaz. Bu toprağın insanı 'Gizlice sevişen, aşikar doğurur!' diye uyarıyor!.
Kavad sövgüsünü merak ettim! Neyin nesidir diye soruşturdum. Paylaşalım!
Devletin yetkili ağzından çıkan 'gavad, gavat, kavad ' sözü meraklandırıyor. Devlet söver mi? Kavad argo değilmiş. Yeni türeme bir sözcük de değilmiş. Anlamı ' pezevenk, karı pazarlayan, kendi karısını pazarlayan, karısının densiz ilişkilerine göz yuman .. ' vb. anlamı varmış! Küfür ve aşağılama amacıyla kullanılırmış.
Sözün tarihsel bir geçmişi var. MS 480-530 yıllarına iniyor. Şah Kavad, İran'da bu yıllarda hüküm sürüyormuş. Şahın adı küfür olmuş! O yıllarda İran'da Zerdüştlük dini geçerliymiş..Mazdek bu dinin
ruhani lideri imiş. Mazdekçilik adıyla yeni bir doktrin geliştirmiş. Kötülüklerin kaynağı, kadınlar ve servet birikimi demiş. İran Şahı Kavad, bunun üzerine toplum lehine kadınları ve servetleri kamulaştırmış. Kadınlar herkesin ortak malı olunca, şahın Kavad adı, küfür olarak kavat olarak anılmaya başlamış!.
O yıllarda Akhunlar, Sasani devletini yıkmışlar. İran'a siyasi, ekonomik ve toplumsal kargaşa egemen olmuş. Yoksul halk, Mazdek'in kışkırtmalarına uyup isyan etmiş! Öfkeli kalabalıklar evleri, barkları,konakları basmış! Serveti ve kadınları paylaşmak için yağmalamaya başlamış! Kadınların ırzına geçilmiş! Kamu düzeni, aile düzeni, geçim düzeni allak bullak olmuş! Mazdekin telkiniyle, tarihin ilk Komünizm düzeni veya düzensizliği oluşmuş! Şah Kavad, işin çığrından çıktığını görünce, olanlara karşı çıkmış! Onu da tutup hapse atmışlar. Bir yolunu bulup Akhunlar'a sığınmış! Askeri destek almış. Otuz bin kişilik bir Hun süvari birliğiyle dönmüş. Durumdan rahatsız olan halkın desteğiyle Mazdek isyanı bastırılmış! Mazdek, din adamları ve yandaşları kılıçtan geçirilmiş! Mazdekçilik yasaklanmış!
Mazdek'in komünal düzeninden, malların ve kadınların ortak kullanımından memnun olanlar da varmış!
Onlar yeraltına çekilmişler. Mazdek'in kızı Hürrem, Mazdek doktrinini toplayıp kitap haline getirmiş.Yasağı aşmak için Hürremizm adıyla Mazdekçi yaşam biçimini, inancını ve doktrini yeniden düzenlemiş. Yasağı aşmak için, yeni düzeni, yörenin meşru dinlerinin içine, bir mezhebiymiş gibi sızdırıp gizlemiş! Başka dinlerin koruyucu gölgesinde, takiyye yaparak bu güne kadar yaşamayı başarmış!
Kadınları toplumun malı diye kamulaştıran Şah Kavad'ın adı, halk arasında, kavat biçimiyle küfür olarak yerleşmiştir. Dede Korkud Öyküleri'nde 'Bre deli kavad!' sövgü olarak yer bulmuştur!.Son kullanıcısı da devletin valisi olmuştur...
Töre cinayetleri, gündeme sık sık gelir. Ailenin istediği kişiyle değil başkası ile evlenen, kocasını terk eden, boşayan, başkasına varan kadın, töreyi çiğnemiş olur. Cezası ölümdür!. Cezanın en hafifi, kadının burnunun kesilmesidir.. Cezayı aile meclisi verir. Aileden biri infaz eder. Çoğunca yaşı küçük erkek kardeşe infaz ettirirler. Yakalanırsa cezası az olsun diyedir.
Töreye göre kadın eş seçemez, boşanamaz, terk edemez, kocaya kaçamaz, berdele uyar, köle gibi aileye itaat eder. Töre budur. Mazdekçiliğin, kadını orta malı yapan, bin beş yüz yıl öteden gelen bu fosil inancın etkisi büyüktür. Töre çiğnenirse, toplum aileyi dışlar. Töre gereğinin yerine getirilmesini bekler. Bu, namusun temizlenmesi'dir. Namusu ölüm temizler. Müthiş bir toplum baskısı vardır. Aile afaroz gibi dışlanır. Toplum, ilişkilerini keser. Aile ile bağı olanlar, bağlarını çözerler. Kadını toplumun ortak malı sayan Mazdekçi anlayış, töre adıyla kadına ve bir kısım halka kanundan önce hükmetmektedir. Bu fosil inanç yanımızda, yöremizde yaşıyor olabilir.
Kavad deyip geçmeyin!. Kadınların vahşice öldürülmesi bu fosil inancın bir uygulamasıdır...
Sağlıcakla kalın....19.11.13 Hasip ÖZTÜRK
www. Saliyazilari.blogspot.com

12 Kasım 2013 Salı

ON KASIM

 
Benim naçiz vücudum elbet birgün toprak olacak” demişti Kemal Atatürk!.
Ama “ Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır!” demişti.
Türk Gençliği'ne, gelecekte olacakları da söylemiş 'Gençliğe Hitabı'nda! Bir bir
olacakları öngörmüştü! Şarin dediği gibi 'kitabın dedikleri bir bir oluyor'du,
Atatürk'ün dedikleri de.
Demokrasi sandık demek değildir! Seçim sandığı sihirli de değildir. Bir dönemde
genel nüfus artışı beş milyon iken, seçmen sayısı artışı on iki milyon olabilir mi? Peki bizde
nasıl olmuş diye sormayın! Bu katakulliyi yapanlara sorun. Katakulliyi çözemeyen, doğru seçmen sayısına, doğru seçim sonucuna erişemeyen etkili ve yetkililere sorun..
Hitler de seçim sandığından çıkmıştı.. Ben sandıktan çıkana bakarım doğru mu diye.
Temel hak ve hürriyetlere bakarım var mı diye! Sandıktan çıkanlar bunları esirgiyorlar
mı, yoksa buduyorlar mı diye bakarım!.
Adam, ' benim milletim!' derken, beni kastetmiyor!
Ben 'milletten izin aldım, yetki aldım' derken, ben izin mizin vermedim!
O, 'millet!' dedikçe, içinde benim gibi kendini bulamayanlar tedirgin oluyorlar.
Sonra ne kadar, adı nostalji olmuş göçmen azlık varsa, bir bir adlarını sayıp döküyor!
Kürt bölücülere emsal, destek yaratmak istiyor! Yahu, Osmanlı İmparatorluğu tasfiye olunurken, bunlar Türkiye'yi ve Türklüğü seçip gelmediler mi? Aradan yüz yıl geçti! Halkımız sen-ben değil, biz oldu artık! Şimdi araya nifak, ayırımcılık sokmanın ne
gereği var?..
Bunlara izin verdiniz mi? Ben bu iktidara yetki verdim diyenler, Allah rızası için,
aynayla, vicdanınızla yüzleşin! Ne verdiniz? Nereye kadar verdiniz? Bunca günahın, suçun
ortağı mısınız?..
Adam Osmanlı padişahını oynuyor, at üstünde bir soluk duramadı! Yıllardır iktidarda! Ayakta kalmak için, eline geçeni satıp harcadı! Yerleşik değerleri yıktı! Yargıyı, emniyeti, yerel yönetimleri, TSK'yı, üniversiteleri, bilim kurullarını, medyayı eline geçirdi. Bir gece
içinde T.D.Sözlügü'nü de değiştirtti!..
Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanlığı ile değil, kimin nesi olduğu belirsiz 'eş başkanlık'
ile övünür! Anayasa da böyle bir unvan ve mevki var mıdır? Eş başkan ve şürekası 'T.C.' yi
silmekle meşgul. Atatürk adını her yerden silmek ister. Bir yandaşı 'Atatürk adı sonsuza
kadar silinmeyecek' diye bir yasa mı var' diye efelenir! Silinmesi için bir yasa mı vardı?
On Kasım'da Türk halkı sokaklardaydı! Anıtkabir'deydi! Sirenler çalarken saygı
gereği ayaktaydı! Üç beş densiz çıkmadı mı? Çıktı! Halk, efendiliğini bozmadan, onların
dersini verdi! İnsan zincirleri kilometrelerce uzadı. Onlar 'Varlığını Türk varlığına armağan' edenlerdi! And'ımızı okullarden sildiler! Çocuklara zülm ve hakaret ettiler!
Yandaşları onlara 'terörist' muamalesi etti!
Ömürlerinden onlarca yılı, terörle savaşa harcamış yetkin askerlere, aydınlara, kamu
görevlilerine, gazetecilere de terörist damgası vurdular! Mahkum ettiler! Mülkün temelini çökerttiler! Kendileri ne yaptı? 'İmralı'da, terörist başı ile müzakere ettiler!' Ediyorlar.
Sonra basın Nusaybin'de bölücüler, devlete bayrak astırmadı diye yazdı! Sıfır sorunlu komşu Suriye'de iç savaş çıkaranlara, silah verdiler, lojistik destek sağladılar. Sınır kevgire
dönmüş! Giren çıkan belirsiz olmuş! Ne için? Gizli ortakları Müslüman Kardeşleri iktidara taşımak için mi? Dinci, şeriatçı bir Arap Devleti'yle komşu olmak için mi? Bağımsız Kürdistan için mi? Bunlar boş hayaller! Araplara 'bahar' geldi mi? Bu gidişle gelir mi?
Bakın! On Kasım günü 'millet' sizi uyardı! Uyandınız mı? Hiç sanmam!
Vaktiyle Cumhuriyet Mitingleri yapıldı. Milyonlar meydanları doldurdu. Sonra? Sandıktan başkaları çıktı geldi! Beş milyon nüfus artışı olurken, seçmen artışı on iki milyon olmuş!
Nüfus %4 artarken, seçmen sayısı %16 artmış! Bu akılla açıklanabilir mi? Millet, millet dediğiniz bu mu? Bakın! Millet sizi uyardı! Hem bu sanal millet değildir! ..
Sağlıcakla kalın.. Hasip ÖZTÜRK

4 Kasım 2013 Pazartesi

TÜRBAN MECLİSTE

 
Aylarca plan yaptılar! Milletvekili kadınları hacca yolladılar!
Hac dönüşü, kadın milletvekillerini, türbana sarıp TBBM'ye getirdiler!
Planı yapanlar, kılınıza ilişilmeyecek garantisiyle Meclise getirdiler!
Bekledikleri gibi kapıda CHP Milletvekilleri engelleme yapmadı!
CHP dini inançlara karşı duruyor, bunlar dinsiz, zorba diyeceklerdi. Mağdur ve
mazlumu oyanaycaklardı. Sözde halka şikayet edeceklerdi! Ağlayıp sızlayacaklardı!
Umdukları olmadı! Şaşırdılar..Ezberleri bozuldu!
AKP'nin türban üzerinden, dini siyasete alet etmesine fırsat vermediler.
Türbanlı milletvekilleri, sıralarına geçip oturdular!
            Onlara destek çıkan erkek milletvekilleriyle poz poz hatıra resmi çektirdiler!
Hep birlikte türbanı, Meclise sokmanın keyfini çıkardılar!
Ana Muhalefet Lideri, Kılıçdaroğlu, ' Türban üzerinden siyaset yapmalarını; mağdur
ve mazlumu oynamalarını önledik; oyuncaklarını ellerinden aldık; ezberlerini bozduk!'
dedi. Geçen haftanın yüksek! siyaset gösterisi böyle geçti!
Elin ağzı kese, düğü değil ki, ipini çekip büzesin! Her ağızdan bir ses çıktı! Kimi
CHP milletvekilleri Pavey ve İnce'nin etkili konuşmalarını alkışladılar. AKP kanadı da
alkışladı. Alkışların ezber bozmanın göstergesi saydıları!
Yanlış yaptınız! Atatürk'ün Meclisi'ni türbancı zihniyete teslim ettiniz diyenler de
vardı. CHP Muhalefetinin pasif kaldığını söylediler. Hızını alamayın İP, milletvekillerinin istifa edip kendi partisine katılmaya çağırdı! Sel önünden kütük kapmaya soyundu!
İfade özgürlüğü içinde, söylenenlere saygı duyarız!.
AKP'ye göre Türkiye'nin acil ve öncelikli sorunu 'türbanın Meclise girmesi'ymiş!
Girdi! Ne toplar gürledi! Ne darbe oldu! Ne muhalefet yumruklarını sıkıp yürüdü!
Meclis'de yemin dışında kürsüye çıkmamış, sesini çıkarmamış, sormamış, soruşturmamış
bu kadın milletvekilleri, konu mankeni gibi sıralarında, mahçup poz verdiler.Onları
oraya oturtan “erkek egemen parti yönetimi” nin istediklerini yerine getirdiler!
Türbanlı dört kadın milletvekili, evrensel kadın haklarına bir katkı yapmadı!
Türkiye'de kadın sorunlarından birinin çözümüne ön ayak olmadı! Türkiye'nin
yükselmesi ve ileri gitmesi için bir adım atmadı! Varlıkları ile yoklukları arasındaki
tek fark, türbanlı çektirdikleri pozlar olmuştur!
Milletvekili maaşını alıp keyiflerine baktılar!
Şimdi bir dönem daha milletvekilliği isteyecekler zahir!
Öyle ya, türbanla meclise girmiş öncü kadınlar bunlar! Az iş mi başardıkları?
Türkçe'de 'Kadın, erkeğine göre başbağlar' denilmiştir...
Onlar da bu söze uydular! Başkaları da! Başbağlama ne dini, ne örfi bir sorundur!
Yetmişli yıllara kadar Türkiye'nin bir türban sorunu olmadı. ABD'nin 'ılımlı islam' siyaseti
ile Türkiye'nin başına türbanı doladılar! Kızlarımızın, kadınlarımızın başlarına türbanı sarıp
kamu kurumlarının üstüne saldılar! Onları mağdur ettiler! Kadının giyinme özgürlüğü var
diyerek onları sarıp sarmaladılar! Biz kimsenin giyimine karışmayız deyip sunucu kızı işinden, aşından ettiler! Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!..
Bu işlerde samimiyet yok! Türkiye'yi bir Suudi Arabistan yapmak istiyorlar! Kadınları
kapamak için müğre kadınlar kullanıyorlar. Onlardan birisi “ Bir daha kirlenmeyeceğim!” buyurmuş! Ettikleri sözün nerelere kadar gideceğini de bilmiyorlar!
Yazık insanlığa, yazık Türk kadınlığına! Yazık İslam'a!
Türban Meclise girdi! Bu değerlerin hiçbirini yüceltmedi! Birileri türbanı, dinin ve
halkın kutsal değerleri üzerinden oyları kapmanın peşindedir!
Buna razı mısınız ey kadınlar? Pısıp razı mı geleceksiniz? Özgürlük de sizin,
oylarınız da!..
Sağlıcakla kalın...                                        
Hasip ÖZTÜRK

28 Ekim 2013 Pazartesi

ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ KALDI MI


 

Şansölye Merkel'in telefonları dinlenmiş!.

Hem de en yakın dostu ABD Başkanı Obama dinletmiş!

Merkel'in nerede, kime, ne söylediğini biliyorlarmış!

Yalnız dinlenen o mu? Daha otuz beş dünya liderini dinlemişler!

NSA, ABD Ulusal Güvenlik Ajansı bu dinlemeleri tezgahlamış! Sadece devlet

başkanlarını değil, misyonu ile ilgilenilen herkesi dinlemişler.

Orvel, l984 için düşünmüştü bunu! Dikkat, büyük ağabey sizi dinliyor diye uyarmıştı.

Herkesin dinleneceğini öngörüp roman yazmıştı. Teknoloji, 1984 öngörüsünün çok

önünde, ilerisinde. Dinlemeye saklı birşey kalmamış gibi. Artık telefon dinlemeleri

banal kalmış. Şimdi mahremiyet diye Bir şey bırakmamışlar. Dinliyorlar, kayda

alıyorlar, görüntüleri kayda alıyorlar. Üzerinde değişiklik yapıyorlar. Gündelik siyasete

malzeme yapıyorlar.

Herkesin sözlü, ya da renkli türkçe otuz altı kısım, tekmili birden çekimleri var.

Yeri gelir lider düşürürler! Partiler hizaya getirirler! Zorunlu destekleyici rolü

oynatırlar! Yoksa video görüntüleri internet ortamına düşüverir! Tıklayan herkes,

liderin tıklayışını, tıklayıp izler! Mahremiyet, özel hayat kalmamış!

Anayasalar, özel hayatın gizliliği diye bölüm ayırmıştır.Uluslar arası sözleşmeler

özel hayatın dokunulmazlığını kurallara bağlamıştır. Koruyucu hüküm koymuştur.

Kim takıyor? ABD Başkanı Obama inkar etse de Merkel'in dinlenmesinden haberli.

Nikson, bunun onda birini yaptığında başkanlıktan olmuştu! Laçkalığa bakın!

ABD gizli dinleme örgütünden kaçan biri bunların belgelerini paylaşmış!

Yıllardır yurtsuz gibi dolanıyor. Obama'nın kaçar yeri yok! Peki başkaları, başka

kişileri, yöneticileri dinlemiyorlar mı? Dinliyorlar! Bunları saklamıyorlar, sadece

inkar ediyorlar!

Bunun önlemek kolay değil! Teknolojinin önde gidenlerine yasak yok! Ne ile,

nasıl önleyeceksiniz? Ya da denetleyeceksiniz? İnternet ortamında, herkes gizliliği

açıp saçıyor! Bunların bir kısmı kişinin kendi gönlüyle açılıyor. Ya istenmeyenler?

Sadece şifre ile girilebilenler? Şifre sokaktaki insan içindir. Teknolojiye erişenlere

gizli, saklı yoktur!

Şimdi herkesin elinde, son kalite, akıllı cep telefonu var. Resim çeker, video çeker.

Anında internette dolandırır.İşin içine kötüniyet ve teknoloji girince ne sır kalır, ne özel

hayat! Ne onur kalır, ne şeref! Ortam dinlemesi yapma aygıtları yalnız resmi kurumlarda

vardır. Kimin nerede, kiminle ne konuştuğunu kayda alabilir. Aynı sesi yineleyerek ekleme

çıkarma, çarpma, bölme yapabilir. İçine suç unsuru döküman katabilir.

Özel mahkemeler, delil sayıp insanların gelecekleri hakkında hüküm verir!

Nerede kalmış özel hayat, mahremiyet, rıza kavramları! Kim koruyacak sokaktaki

adamları! Kim koruyacak kamu hizmeti yüklenmiş, sorumluluk taşımış insanları?

Eskiden kalma bir söz “Ananı kovalayan kadı, kime şikayet edeceksin?” diye

çaresizliği anlatırdı. Almanya Şansölyesi Merkel'i, ABD Başkanı Obama dinlemiş,

ya da dinletmiş! Hadi gelin bu işin içinden çıkın!

Birleşmiş Milletler örgütünde, 1976 yılında İnsan Hakları Komitesi'nde bir karar

almıştı. Özel hayatın gizliliğinin korunması içindi. Daha internet bile yoktu o zaman!

Şimdi herşey var. ABD'nin Ulasal Güvenlik Ajans tüm internet iletilerini ve telefon

görüşmelerini kayda alabiliyor. Yeri geldiğnide bunları kullanabiliyor.

BM, İnsan Hakları Komitesi'nde yeni bir görüşme ve yeni kararlar gündemde.

Yurt ilçinde ve evrenselde, özel hayatı koruyacak yeni kurallara, denetime ve yargıya

gereksinim vardır! Yargı teknolojik gelişmelerin çok gerisindedir. Zihniyeti daha da geridir.

Acilen güncellemeye gereksinimi var..Çağın gerisine çakılıp kalırız. Teknolojinin

elinde maymun maskara oluruz...

Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK

21 Ekim 2013 Pazartesi

PAKET PAKET DEMOKRASİ



Bilmem kaçıncı 'paketi açtılar', ileri demokrasi görünmedi!.

Niyet zaten demokrasi filan değildi! Yarım yamalak demokrasiyi de göz boyayarak yok

etmekti! Bu gidişle daha çok demokrasi paketi açılır! Paketten demokrasi çıkmaz!

Demokrasi paketten çıkmaz! Demokrasi piyasa malı değil ki, paketlensin! Poşete konsun!

Bu iktidarın poşetinden demokrasi, yargısından adalet çıkmaz. Çıkmadı. Herşey yozlaştırılıyor!

İki seneden az mahkumiyeti gerektiren suçlarda, tutuklama yapılamazdı. Ama bilmem kaçıncı

'demokrasi paketi'nden, polise tutuklama yetkisi yoldadır! 'Senin niyetin kötü! Seni tutukladım!' dediğinde, nezarete atabilecek polis! Ne savcı isteği aranacak, ne de hakim kararı..

Niyet okumaya dayalı, keyfi işlem yasası yolda!

Böyle bir yasanın ne olağan demokrasiye katkısı olur, ne ileri demokrasiye! Ne olur? Polis

devleti olur! Kimse sokağa çıkamaz! Çıkarsa, ne parka girebilir, ne gösteri yürüyüşüne katılabilir!

Her an polis, ensesine yapışıp tutuklayabilir!

İstenen bu! Kimse iktidarı eleştirmesin! Kimse muhalefet etmesin! Karşı çıkmasın!

Bildikleri gibi Türkiye'yi dönüştürsünler!

Anayasa'da düşünce özgürlüğü varmış! Cebir ve şiddet kullanmadan herkes düşüncesini

açıklayabilir, yazıp çizebilirmiş! Düşüncelerini yayabilirmiş! 'Anayasa polisten daha iyi mi bilecek?'

anlayışı egemen olacak... Amaç tepkisiz toplum yaratmak! Korku ülkesi oluşturmak! Oluşmasına

oluştu da kesmedi zahir! Daha çok korkulsun, kimsenin gıkı çıkmasın isteniyor. Oylarını versinler

gerisine karışmasınlar isteniyor!

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Balyoz kararını onadı. Hükümete darbe yapmaya eksik teşebbüs etmişler!

Darbenin eksiği olur muymuş? Ya darbedir 'devlet başa!, ya da başarısızdır 'kuzgun leşe' derler eskiler.

Darbenin eksiği olmaz, başarısızı olur!

Onama kararı bir sürü şeyi cevapsız bıraktı. Dijital delillere, ekleme yapılmış! Eski tarihli belgelere, yeni tarihli yazılımla suç unsuru katılmış! Sağa, sola silah gömülmüş! Askerin elinde zaten silah var! Niye oraya buraya gömsün? Bunları cümle alem duydu, öğrendi. Delillerin sanıklar aleyhinde düzmece olduğunu, sanal alemde üretildiği savunuldu! Kanıtlar gösterildi. Mahkeme savunmalara itibar etmedi!

Yargıtay 9. Ceza Dairesi de kulak asmadı. 2003 de yapılan seminerin metnine, 2007 icadı yazılımla nasıl suç unsuru eklendiğini dünya alem anladı; hem Mahkeme, hem de Ceza Dairesi yüz vermedi!

TSK üst kadroları, yargı eliyle tasfiye edildi..

Deniz ve Hava Kuvvetlerinde, komuta kademeleri boşaldı..

Kalanlar da bu kararları sindiremedi. İstifa ediyorlar. Sayın Başbakan 'niye istifa ediyorlar

anlamıyorum' demiş. TSK'nın seçkin subayları, komutanları 'terörist' sayıldılar. Hapis yatacaklar!

Rütbeleri sökülüyor! Maaşları kesiliyor. Orduevine bile girip bir bardak çay içemeyecekler! Eski

Genelkurmay Başkanı, er rütbesine indi, inecek! Askerler de bunu anlayamamış olabilir mi? İstifa sebebi

bunlar olabilir mi?

T..B.M.M. fiilen Başbakan'ın emrine girmiş. O'nun dediklerini yasalaştırıyor. İdare, onun emrini

uyguluyor. 'Adalet Reformu' denilerek yapılan değişiklikle, Adalet Bakanlığı bürokratları, HSYK

yönetimine tulum çıkardı! Hakimler ve savcıların 'bağımsız oyları' ile firesiz seçildiler. Artık HSYK

idarenin güdümünde. İstediği yargıcı, savcıyı alıp istediği yere atayabilir. İstediği kararları vermeyenleri

iteleyebilir! Yargı fiilen İdare'nin güdümüne alınmıştır. Ama herkes 'Bağımsız Yargı'yı oynuyor.

Bu yargıdan adalet çıkar mı?

Irak'da, Türk subaylarının başına, ABD askerleri çuval geçirmişti! 'Süreç' böyle başladı! Devam

ediyor! ABD siyasetine engel gördüğü Türk Subaylarının başına bir de mahkumiyet çuvalı geçirtti!

Kime yaptırdı bunları? BOP ya da GOP eşbaşkanı olmakla öğünen kişinin siyasetine yaptırdı. Başbakan yardımcısı, '...vaktiyle bunları yapamazdık! Darbe yaparlar bizi yargılarlardı!' demiş. Bundan daha açık itiraf olur mu? Yaptıkları işin yargılanmayı gerektirdiğinin farkındalar..

Başbakan'a göre 'süreç devam ediyor!' Haklı! Korkutma, yıldırma ve susturma siyaseti sürüyor.

Türban özgürleşti. Her yere giriyor. Sevincik delisi oldular! And'ımız susturuldu! And içen çocuklar

azarlandı, hırpalandı. Yarın ' terörist' diye yaftalanıp ağır cezada yargılanabilirler.

Fikrini söyleyen, eleştiren yazarlar, çizerler bir bir susturuldu. İşşiz kaldılar. Şimdi sanal medya

disipline alınacak! Sakıncalı iletiler yargıya taşınacak, en azından engellenecekler. Bunlar ileri demokrasi yolu değil! Bu yoldan faşizme varılır!

Herşeye 'evet' demese bile, 'hayır' diyemeyen bir toplum istiyorlar. Gezi eylemi denilince tüyleri

dikiliyor! Sayın Başbakan 'Biz bu yola tesadüfen girmedik! Bir ideal için birlikte geldik!' vb. demişti. Birlikte hareket ediyorlar, hiyerarşi var. Cumhuriyeti işlemez ediyorlar! Devlet gücü kullanıyorlar. Cumhuriyet kurumlarını yok ediyorlar. Yozlaştırıyorlar. Aralarında örgüt ilişkisi var. Bu darbedir! Böyle olunca ne yapılacağını gösterdiler! Emsal yarattılar! Zamana kaldı!

Sağlıcakla kalın.. Hasip ÖZTÜRK

Saliyazilari.blogspot.com

7 Ekim 2013 Pazartesi

YÖRÜKTEN KADIN OLMAZ MI?


Yörükler kadınlara, kadınlarına saygılıdır.

Yaşlanmış ve vaktiyle sözünü geçen kadınlara 'karıbey' derler. Beye gösterilen saygı ondan

esirgenmez! Daha fazla saygı ve özen gösterilir...

Yörük erkeğinin sesi gür çıksa da, karısının sözüne kulak verir. Anası varsa, son sözü o söyler!

Kadınlar gelenek ve göreneklere uyarlar! Cemiyetle ilişkileri daha sınırlıdır. Söyledikleri hayatın olağan akışına uygundur. Ortak aklın ürünüdür! Kadının sözünün geçgel olması bundandır...

Şiirde, öykülerde, türkülerde Yörük kadınlarına sataşmalar eksik değildir. Kimi över, kimi yerer!

'Ne erik bilir, ne koruk! ' derler. Bu sadece kadınlar için değildir.Yörükler için genellenir!

Yörüğün işi hayvancılıktır. Her sorununu, inceliğini bilirler. Yerleşik olanlar da hayvancılığı

bilmezler. Yörüklerın sebzeciliği, meyveciliği bilmemesi doğaldır.. Erikten, koruktan anlamazlar, bir kere tadınca öğrenirler!..'Erikten odun olmaz, yörükten kadın olmaz!' sözü bir eleştiridir. Bazıları bunun Yörük kadınlarını aşağıladığını düşünür. İlgisi yoktur! Bunu söyleyenler, oturak olmuş eski yörüklerdir! Bir tür özeleştiri yaparlar!..

Oysa..Yörük kadınının bilgisi ve görgüsü yaşadığı ortama göredir..

Çadırını kurar, ateşini yakar, kuzularını güder, çocuğunu dağ başında kendi kendine doğurur! Koyununu keçisini sağar. Yoğurdunu çalar. Peynirini mayalar. Yağını, ayranını,keşini ayırır. Peynirini yapar. Tulumlara basar! Dağın başında bulduğu su da yunağını yur! Alığını kurutur! Halısını, kilimini dokur. Geleneksel yanışlarını, halıya, kilime ressam inceliğiyle oturtur. İplerini kendisi eğirir. Kök boya

ile çeşitlenini boyar. Renk renk boyanmış ipliğe 'çeşit' derler; halıyı, kilimi düğüm düğüm dokur!..

Hem çocuklarını büyütür, hem kuzularını! Davarını güder! Her işe yetişir. Yaşadığı ortamda

bilmediği iş yoktur. Hepsini becerir. Danışacağı kişiler sınırlıdır. Buna karşın yaparak, yaşayarak gerekenleri çabuk öğrenir..

Yabanda yürümenin bile yöntemi başkadır! Dizden bacakları bükerek, ayakları kaldırarak yürünür!

Yoksa ilk taşa, köke ayağı takılır ve tökezler! Şehirde yaşayanlar, neredeyse ayak sürüyerek yürürler!

Yol düzdür ve takılacak nesne azdır. Yine de tökezleyenler olur!

Yörüğün çadırında elektrik yoktur. Doğalgazı yoktur. Hatta gazyağı yoktur! Yakacağı odunu, çırayı.

Çalı-çırpıyı, kırgıyı kendisi toplar.. Ateşini, çırasını kendisi yakar! Yörüğün kombisi, sobası, musluklu

çeşmesi yoktur! Suyu kazanda ısıtır. Çadırın duldasında yıkanır! Olmadı dereye iner, sovuk suda arınır. Makinesi yoktur. Yakın dereye yunaklık kurar! Tokaçla döve döve alığını yur, arındırır. Alıklarını çalıra a serer, kurutur!

Koyunu, kuzusu, keçisi oğlağı vardır. Atı eşeği vardır. Köpekleri vardır. Onlar servetidir. Onlarla sarmaş dolaş yaşar! Hayvanlarının kokusu üstüne siner. O kokuyla yaşar!

Atına biner! Çocuğunu sırtına bağlayarak tüm işini görür! Hasta olma lüksü yoktur! Hasta olursa,

işlerini görecek yedeği yoktur! Köpeği yal bekler! Eşeği, atı sulanmak ister. Çadır halkı doyurulmak ister! Keşikçiler, sütün alınmasını, ayranının verilmesini bekler. İşleri hiç aksatmazlar!.. Makine düzeni ile yaşama tutunurlar...

Hayvanının, hasılının baytarıdır. Kocanın, çocukların hekimidir..Onca otları tanır, ağaçları bilir. Devası hangisindeyse alar, hastayı, yaralıyı otar. Diriltir. Yaşamın aksamadan sürmesini sağlar!

Şimdi bu yaşamı sürdürmeyi başaran 'yörük kadınını' aşağılamak mümkün müdür? Aşağılamak

isteyen, kendisini aşağılar!.Onu kınayanlar, onun yaşadığı ortamda adım atamazlar! Gölgelerinden bile korkarlar! Kurdu var, kuşu var! Yazı var kışı var! Gündüzü gecesi var! Her türlü tehlikesı var.Yörük kadını, kendi başına bunların üstesinden gelir. Yaşamını sürdürür! Yakınlarını mutlu eder!

Yerleşik olanlar da, yerleşikliğin gereğini bilirler! Biri ötekisinin emsali değildir!

Yörük kızı, yerleşik gelini olunca, az zamanda yeni yaşamına uyum sağlar! Gelinin, kadının hası olur! Aynı sıkıntı, yerleşik kadınlar içinde geçerlidir. Yörük çadırına gelin olursa, eş sıkıntıları yaşar.

Sonunda nasıl yaşanılması gerektiğini öğrenir!

Anılan kınama sözleri, eski yörüklere aittir. Yerleşik düzene geçince, eski halini kınar! Yani bir tür özeleştiri yaparlar! Bu sözlerden alınmaya gerek yoktur..

Ortam kendi yaşam biçimini belirler! Kendi değer yargılarıyla yaşarlar! Biri gülü koklar keyif duyar! Ötekisi yeni doğmuş kuzununu kokusunda gülü algılar! Biri diğerinin dönüşümü, başkalaşmışıdır!

Alınganlığa yer yoktur!..

Altmış yıl önce, babam kızını 'mayam' diye severdi. Maya, devenin dişisi, anaç olmaya hazır genç

kızıydı! O dönemde güzelliğin ölçüsü maya imiş! Deve yaşamın ve geçimin içindeydi. 'Türkmen kızı, katarlar mayayı, aşar gider'miş!' Mersin Kültür Derneği'nden bir dostum, mayanın burada işi ne diye

sormuştu! Saz çalıp türkü söylerken akılları karışmış meğer!

Her olgu, kendi döneminin değer yargıları ile tartılır!.

Bugün deve yok! Daylak yok! Maya yok! Katar yok! Gözalıcı göçler yapılmıyor artık. Develer

yaşamın ve geçimin dışına düşmüş! Modern jeepler var, kız gibi! Binek otoları var! Tırlar var! Villalar var! Hayvanlar ağılda! Pirzola kasapta! Kebap ızgaradadır!...

Ölçüler, değerler, yargılar ters yüz olmuş! Zaman, zemin değişmiş!

Bırak Erdik, 'Menengiçten odunu olmaz/ Yörük kızından kadın olmaz!/ diye türkü çığırsınlar!

O yörük kızları şimdi, şehirlerin has kadınları, analarıdır. İş kadını, öğretmeni, mühendisi, yargıcı,

siyasetçisidirler! Dünyaya nizam verirler! Kim kimi kınayabilir?

Kınanacak birisi varsa “ Ormana gitsinler!” diyen, paketten tavşan çıkaranlardır!..

Çağa aykırı düşenlerdir...

Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK

Saliyazilari.blogspot.com