25 Nisan 2016 Pazartesi

OĞLAN BİZİM KIZ BİZİM


'Yargı bizde, Yasama bizde, Hükümet bizde!' demiş Ensarioğlu.
. Kendileri deneyimli bir siyasetçidir. Sözlerinin nereye varacağını kestirebilecek biridir.
Yanında bulunan Anayasa profesörü Kuzu' da 'oğlan bizim, kız bizim!' diyor. Sohbetin
konusu, Hükümetin denetlenmesidir.
AKP çoğunluğunun, yasama, yürütme ve yargı erklerini eline ve denetimine aldığının itirafıdır. 'Oğlan bizim, kız bizim!” diyen anayasa profesörü de denetlemeyi 'gereksiz ' saydığını veciz biçimde ifade etmiştir.
Kuvvetler ayrılığı 'Anayasa buyruğudur'.
Fiilen bunlar oluşmuş ise, Anayasa'ya aykırı bir durum hasıl olmuştur.
Sağın eski bir ' böyüğü ' “ Bir kere delinmekle Anayasaya bir şey olmaz! “ demişti.
Şimdi bir bakan da, Ensar Vakfı'nda bakılan oğlan çocuklarının, tecavüze uğraması olayı
için ' Bir kereyle bir şey olmaz!' diyebilmektedir.
Bu dinci sağın dilini çözemedim! Ya sağ değiller, ya da dinci değiller. Bu beyanlar
ikisi ile de uyuşmaz!
HSYK Başkan Vekili, açmış ağzını yummuş gözünü! Yargıya güvenin, %30'lar
derecesine düştüğünden yakınıyor. Yargı erkinin bu güne değin hiçbir zaman bu denli
aşağılara düşürülmediğini söylüyor. Yargı Reformu ile bu çözülmenin başladığını söyler.
Yargı özel amaçlara alet edilmiştir. “Gelin bu cenazeyi birlikte kaldıralım!” diyor.
Yılların iktidarına bakılırsa, herşey yolundadır. Sorun yoktur!
Seçilmiş Cumhurbaşkanı herşeyin üstündedir. Gündelik siyasetin orta yerindedir.
Muhaliflerine ağzına geleni söylemekten çekinmez, hakkında yazılan her eleştiriyi haka-
ret sayar! Şimdiden ceza davası sayısı iki binlere dayanmıştır. Mahkemeler bile Ceza Kanunu 299.ncu maddesinin Anayasa'ya aykırılığını savunur olmuştur.
Şimdi bu kafa yapısının hazırladığı ' Anayasa Taslağı' Meclise sunulacaktır. Muhalefet
partileriyle ciddi bir uzlaşma aranmadan, Meclisten kabulü istenecektir. Cumhuriyetin
kuruluşundan bugüne gelen, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ilkelerine dokunulmak isteniyor.
Anayasa'nın 174.cü maddesindeki 'Devrim Yasalarını' silmek istiyorlar. Oysa, çiğneye çiğneye paspas ettikleri Anayasa'nın yarıdan çoğunu onlar değiştirmişti! Rahat edemediler, ayaklarına dolaşmayacak, sözde bir anayasa istiyorlar anlaşılan.
Ne bahasına olursa olsun 'Başkanlık' sistemini anayasa hükmü haline getirmek isterler.
Bunun için her yolu deneyecekler. Şimdiki fiili durumu başkanlıktan farklı değil. Bir de
başkan olursa vay başımıza gelen !..
Açılım diye diye İmralı mahbusu ile görüştüler. Bir uzlaşmaya vardılar. HDP ile PKK
ile de bir uzlaşmaya vardılar. Dolmabahçe görüşmelerinde bazı konularda anlaştılar! Ama sözlerinde durmadılar. Başkanlık seçeneğine katkısı olmadığını görünce caydılar. Güney-
Doğunun Kürt oylarına oynadılar. Altı ay arayla iki seçim geçirdik!
Önce Valileri öne ittiler. Terörle mücadele de onları karar merci yaptılar. Askere, polise müdahale yetkisi vernmediler. Askerin, polisin gözleri önünde terörün silah, patlayıcı vs. taşımasına, yığınak yapmasına göz yumdular.. Şehir gerillasının mahallelerin altlarını kazıp yuvalanmasına fırsat tanıdılar. Sonra silah bırakmadan uzlaşma yok diyerek polisi ve askeri
müdahalede serbest bıraktılar. Dün şehir gerillaları Yüksekova'dan kapı dışarı edildiler. Ne
Basra kaldı, ne Bağdat! Şehirleri yıkıp yeniden yapmak zarureti hasıl oldu.
Analar ağlamasın derken yüzlerce ana ağladı. Onca eş kocasız kaldı. Onca çocuk baba
yüzü, sevgisi görmeden büyüyecek.. Şimdi, kendilerini 'terörü bitiren kahramanlar' olarak ilan etmeleri kaldı. Yakında onu da yapacaklar. Yıl bitmeden yeni bir seçime hazır olun! Hele Suriyeli sığınmacılar da yurttaş yapılırsa! Sonra mı?
Sonrası, ' oğlan bizim, kız bizim!' Size ne?
Sağlıcakla kalın.. Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com. hasipozturk.hotmail.com,

23 Mart 2016 Çarşamba

REZA SARRAF GİTTİ


17/25 aralık skandalının baş oyuncularından Reza Sarraf ABD'de kara para
aklama suçundan ABD de tutuklandı.! Yurtdışına nasıl çıktı? Kim çıkardı? İnterpol tarafından aranan bir kişi değil miydi? İran Gizli Servisi peşinde değil miydi?.
Böyle birisinin elini kolunu sallayarak yurt dışına basıp gitmesi düşünülemez..
Uluslararası bir konsorsiyum Reza'nın ABD'ye gitmesine çanak tutmuş olmalı! Orada
tutuklanmış! Garip bir iş, komplike bir iş.
Artık ABD için siyasi bir araçtır. Elinden geldiğince kullanmak isteyecektir! İster
konuşturur, isterse susturur! Kimbilir kimler için bilgilerini sağacaktır?.
Bir dönem, İran'ın, ABD ambargosundan bunaldığı sırada, altın ve döviz kaçağının
en önemli elemanlarındandı. İran, buralardan sağlanan altınla borçlarını ödemekteydi.
İran'a özellikle Türkiye üzerinden altın transferi yapılıyordu. Altın, dış ticaret emtiası sayılıyordu. Cari açığın % 15'ini Reza Sarraf'ın ödediği savunuluyordu...
Reza, Türkiye'de sözü geçen adamlara erişmekte gecikmedi. Onlar da bu olaydan
paylarını aldılar diye tevatür oldu. Eylemine göz yumuldu. Rahat hareket etmesi için
nüfuzlar kullanıldı. Bal tutanlar parnaklarını yaladılar!..Eh kendisi de yalamış olmalı!
Boğazın kıyısında gözde yalılar aldı. İstediği keyfi değişiklikleri hotbehot yaptı!
Kimseyi dinlemedi! Her halde koruyanları vardı. Bayındırlık suçları işlemesine, Eski
Eserleri tağşiş etmesine göz yumuldu. Ülkenin tanınmış ve sevilen bir sanatçısı ile
evlenerek, halkın sempatisini kazandı.. Artık her eylemi olay adamdı!
17/25 Aralık adıyla meşhur olayda, bazılarının telefon konuşmaları dinlemeye
takılmıştı.Takılmakla kalmamış, kamuoyuna aktarılmıştı. Kıyamet koptu. Paralel yapının
iktidarı düşürmek için oyunu, darbesi denildi. Bu olay bir kırılma noktası oldu!
“Beraber yürüdük biz bu yollarda!” diye öğünürken;
“Ne istediler de vermedik!” yakınmaları ardından bir tasfiye harekatı başlatıldı.
Adliyede, Emniyette, Yönetimde, İstihbaratta, TSK'da paralel olduğundan kuşkulanılan
kim varsa tasfiyeye girişildi.
Dört bakan istifa etti! AKP oylarıyla haklarında kovuşturmaya yer olmadığı kararı
çıktı. Öte yandan “Balyoz vb.” adlarıyla ülkenin en seçkin subaylarının, paşalarının, genel
kurmay başkanlarının 'tetörist' ilan edildiği, tutuklandığı, PKK'lıların gizli tanık olduğu bir
garip dönem yaşadık! Burunlarından kıl aldırmayan özel yargıçların, dehşetengiz savların dönemi başladı! Şimdi onlar da tasfiyenin ağzındalar! Bunların hepsi paralel yapı sayıldı.
Bazıları göstere göstere yurt dışına kapağı attılar!
AYM bu işlemlerde hak ihlali var diyerek, yıllarca süren işkenceye son verdi.
Yıllarca hapis yatanlar oldu! İntihar edenler oldu. Kahrından ölenler oldu. Yalnız onlar
değil Türk toplumu örselendi!
Bozulan ve değişen dengeler içinde HSYK, Adalet mekanizması, Emniyet, Mit,
İstihbarat, TSK yeniden tanzim edildi. İktidarın iki dudağına bağlı konuma getirildiler.
Açılım, barış adına PKK'nin şehirlerde yuvalanması, silah ve mühimmat yığınağı
yapmaları; askerin, polisin Valilikler emrini sokulması bu dönemde yaşandı. En gerekli
oldukları anlarda, kışlalarda tutuldular!
Mısır'da, Suriye'de şeriatçi atlarına oynandı. Tabi ki kaybedildi. Şimdi yabancısı oldu-
ğumuz terörle, canlı bombalarla karşı karşıyayız. Alışın diyorlar! Çevremizde ve dünyada güvenilir dostumuz kalmadı. Durduk yerde üç milyon Suriyeli sığınmacımız oldu.
AB, al parayı, sığınmacıları AB'ye bırakma dedi. Kabul ettik! Geriye yollamaları da kabul edeceğiz!.
Tam bu sırada Reza Sarraf enişte ABD'ye teslim oldu. Ardında ne pazarlıklar döndü
bilmiyoruz. Pandoranın kutusu açılacak mı? Yoksa hiç mi açılmayacak? Bekleyip göreceğiz!
Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com. hasipozturk@hotmail.com

11 Mart 2016 Cuma

KAYSERİ PAZARLIĞI


Sayın Başbakan'ın AB yöneticileriyle yaptığı pazarlık, kamu oyunda 'Kayseri Pazarlığı' olarak nitelendi. Söylemde, sıkı pazarlık vurgusu var. Biraz 'küçümseme'  ya da öğünme havası da seziliyor.
Aslında işi zora sokanlar AB yöneticileridir. Hem Suriye Savaşı'nı durdurma yolunda ciddi katkıları yoktur. Hem de Türkiye'yi işgal eden Suriyeli sığınmacıların AB'ye girmesine göjnülleri yoktur. Türkiye nasılsa yol üstündedir. Başına gelene katlansın havası esiyor. Ellerini ceplerine sokmaya niyetleri yok!
Kayserili usulü pazarlık bu koşullarda yapılmaktadır.
Her gün onlarca kişi Ege Denizi'nde Yunanistan'a geçmek isterken boğulmaktadır. Ölenler 3. dünya halkından , çoğunca müslümanlardan olunca kimsenin kılı kapırdamıyor..
Batının normları, insan hakları, sığınmacıların hakları; AB çıkarlarıyla çelişince birden bir adım geri çekiliyorlar. İrkiliyorlar. Güney hudutlarımızı kapasaydık, demediklerini bırakmazlardı.
Şimdi Türkiye'ye dağılmış üç milyonu aşkın sığınmacı var. Aman bize bulaşmasın diye tırnak kaşıyorlar. Yunanistan-Makedonya sınırı tel örgüyle kapatılmıştır. Macaristan sınırlarını çoktan kapattı.Başkaları da var. Avrupa'ya sığınmacı akımı olduğu yerde kalmış durumda. İnsanlar aç! Soğukta çaresiz ve Allaha emanetler! Sırça saraylarında huzur içinde, ağır kış koşullarını yaşıyorlar.
Türkiye'nin sorunu Suriye sınırları içinde çözme ve giderlerini paylaşma önerilerine kulak asmadılar. Ateş eteklerini sarıncaya kadar da gıkları çıkmadı..
Sayın Başbakan'ın 'Kayserili Pazarlığı' yapması doğaldır. Halden anlamayanları sonuna kadar sıkıştırmak gerekir. Paranın yerini söyletene kadar zorlamalıdır. Başardıysa kutlamak gerekir..
Savaş uçakları yollayan petrol zengini Arap ülkelerini de köşeye sıkıştırma zamanı gelmedi mi? Savaşa katılan resmi, gayri resmi kümeleri parasal ve silah vererek kışkırtanların, sığınmacıların çaresizliğine katkıda bulunmaları gerekir.
Bize uyan türkü “Kendim ettim, kendim buldum!” dur..
Suriye'nin toprak bütünlüğüne sahip çıkılmalıdır...
****
Sayın Cumhurbaşkanı, başkan olmadan, ortalığı birbirine katmaktadır.
Gelecekte başkan olursa, neler olabileceği konusunda örnekler vermektedir.. AYM kararlarını “ uygun bulmuyorum, uymuyorum!” diyerek asrın söylemini kamuoyu ile paylaştı. Ben yurtdışına çıkıyorum, ortalık 'karışacak' gibi öngörülerle uğurlandı..
Muhterem eşleri boş durmadı “ Haremin eğitim yuvası olduğu” yolundaki savını kamu oyu ile paylaştılar. Özünde doğru bile olsa, şimdi kamuoyunu meşgül edecek bir konu muydu bu?
Hele ardından “ Hizb-ül Tahrir” namındaki, terör örgütü olarak bilinen şeriatçı örgüt, Türkiye'de “ Hilafet” konulu toplantı yapmıştır. Ne kadar şeriatçı kuruluş varsa hepsini çağırmış; Atatürk'e, Türkiye Cumhuriyeti kuran kadrolara sövgü yağdırmışlar. Ankara'da kaldırılan Hilafetin, yine Ankara'da ilan edileceğini müjdelemişler(!)..
Bütün bunlar rastlantı olmasa gerek.
İleride varmak istedikleri yeri, başkalarına söyletmek; kamuoyunu yavaş yavaş olacaklara hazırlamak değil midir bu?
Sağlıcakla kalın...10.03.2016 Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com , Bursa, hasipozturk@ hotmail.com

3 Mart 2016 Perşembe

AYM KARARI


Mahkemelerin verdiği kararlar, iktidarın herzaman hoşuna gitmeyebilir,
beklentisine uygun düşmeyebilir. Böyle olması işin doğasındandır.
Sayın Cumhurbaşkanı, Başbakanlığı döneminde Danıştay'ın verdiği durdurma
ve iptal kararlarından çok yakınırdı. İktidarın yolunu kestiğini söylerdi...
Mahkemelerin bakış açısı ile iktidarın bakış açılar aynı değildir.
Mahkemeler hukuk kurallarına, hukukun üstünlüğü kavramlarına göre karar
vermeye özen gösterir. İktidarlar, günün koşullarına ve kendi siyasetine uygun kararlar
verirler. Bu kararların verilmesinde, hukukun kuralları ve hukukun üstünlüğü ilkeleri her zaman gözetilmez. Bunun için Anayasa'da 'idarenin hiçbir eylemi, yargının denetimi dışında tutulamaz' ilkesi vardır. Devletlülerin hoşuna gitse de gitmese de işin doğası bu.
Mahkemeler hukuka uygunluk ölçütüne, kamu yararına bakarlar.
İdare, siyasetin getirisine bakar!
Bunun için iktidarlar zaman zaman halkın tepkisiyle, mahkemelerin durdurma ve
iptal kararlarıyla muhatap olurlar. Hukuka saygılı iktidarın yapacağı şey, işlemini, eylemini hukuka uygun hale getirmektir. İdare bireyin çıkarını, kamu yararının üstünde tutamaz.
Kamu yararını üstün tutmak zorundadır.
Son günlerin konusu, Sayın Cumhurbaşkanı'nın gazeteci C. Dündar ve E. Gül'ün
bireysel başvurusunu kabul etmesi konusudur. 'Hak ihlali' belirlemiştir. Bu kararla
tutuklu gazeteciler tahliye edilmişlerdir..
Daha önce AYM'nin ' hak ihlali' kararları ile Balyoz vs. gibi düzmece deliller ile
verilmiş mahkumiyet kararları da kaldırılmıştı. Hukuk kendi söküğünü dikmişti..Sayın
C.Başkanı, bu davaların savcısıyım diyordu. Ama hak ihlali kararlarına karşı böylesi
bir tepki vermemişti.
Eleştirmek, Mahkeme kararları için dahi olağandır.
Olağan olmayan Sayın C.Başkanı'nın bu karara karşı “..uymuyorum..” beyanıdır.
Mahkemenin kararına herkes uymak ve gereğini yerine getirmek zorundadır.
Anayasa Mahkemesi kararlarına istisnasız herkes uymak zorundadır..
Sayın Cumhurbaşkanı'na bu konuda bir ayrıcalık tanınmış değildir.
Anayasa Mahkemesi'ne “bireysel başvuru yolu' Sayın Cumhurbaşkanı'nın
iktidarı döneminde açılmıştır. İyi de edilmiştir. Doğru yapılmıştır.
İşine gelmeyen bir karar çıktığında böylesi sert ve kastı aşan tepki verilmesi doğru olmamıştır. Mahkemeler dilsizdir. Polemiğe girmezler. Mahkemeler kararları ile
konuşurlar. Verilen kararın bir de “ gerekçesi” vardır. Gerekçe kararın gerektirici
sebeplerini ve yasal dayanaklarını açıklar. Mahkemenin konuştuğu yer orasıdır.
Benim aklıma başka şeyler düşmektedir!.
Sayın Cumhurbaşkanı'nın yönetimi dönemi, T.C.'nin yolsuzluk şaibelerinin
en çok dile getirildiği dönemdir. Bu şaibe iddiaları yargı önüne getirilmemiştir.
Yargı bunlar hakkında diyeceğini dememiştir. Dört bakan bu şaibeler sebebiyle
istifa etmişlerdir. Yargı önüne çıkmaları, AKP'nin çoğunluk oyları ile önlenmiştir.
Yüce Divan'a çıkıp aklanma haklarını kullanmamışlardır..
O Yüce Divan neresidir?
Anayasa Mahkemesi'dir,
Üst düzey siyasi görevlerde bulunanların yargı merci Anayasa Mahkemesi'dir.
Şimdiden Anayasa Mahkemesi'nin bir kararına karşı ' ..uymuyorum, saygı da
duymuyorum!..” demenin ucu nereye varır? Şimdiden AYM'ye karşı tavır konulması
olağan gelmedi bana..Mahkemeye husumet göstermek doğru mudur?..
Sağlıcakla kalın.... Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com hasipozturk@hotmail.com

16 Şubat 2016 Salı

BATAKLIK


Suriye savaşı için 'bataklık' deniyor!.
Girenin saplanıp kalacağı hesaplanıyor!.
Aslında bu 'iç savaşın' çıkmasında bizim bir yararımız yoktu.
' Vekaleten' arı yuvasına çomak soktuk! Şimdi arılar bizim başımıza üşüştü!

Savaş ABD'nin savaşıydı, o kenarda duruyor, yerine başkaları savaşıyor!
ABD çevreye zararlı bir projeyle, Müslüman halkın enerji kaynaklarını gasp
etmeye geldi. Ortalığı yangın yerine çevirdi. Libya, Tunus, Mısır, Irak ve Suriye'yi
perişan etti! Bunun adı Büyük Ortadoğu Projesi idi. Sağır sultan bile bunu duydu!
Hatta 'bizimkini' de ' Eş Başkan' yaptı. Bunu kendi ağzıyla öğünürken “Biz de Eş Başkanları'ndan biriyiz!” diye kostaklanmasından öğrendik! Sanırsın bütün dünya yanacak bize çıngı dokunmayacak!

Dokundu! Kötü dokundu! Şimdilik üç milyon kadar Suriyeli sığınmacıyla dokundu!
Bakıyor, besliyor ve çocuklarını okutuyoruz. AB'ye geçmek isteyenler kıyılarımızda ölüyorlar! Çaresizliğin getirdiği ile Türkiye'deki işsizliği biraz daha kabarttık!.
Aralarında teröristler de ülkeye giriyor.
Güney sınırlarımız kevgire dönmüş! Giren çıkan belisiz! Başkentin göbeğinde
'canlı bomba' olup insanımıza kıyıyorlar..
ABD, PKK'nın Suriye kolunu kendisine yandaş seçmiş! Her türlü desteği veriyor.
Silah, cephane veriyor. Daraldığında savaş uçaklarıyla ateş desteği sağlıyor; bilgi
desteği veriyor! Suriye'nin kuzeyinde bir 'Kürt Koridoru' açmak istiyorlar.
Aslında bu bir 'petrol ' koridorudur.
Oyunlar başlayınca Rusya ben de varım dedi.
Bilerek bir uçağını bize düşürttü!
Ardından restini çekti! 'Burada Türk uçakları uçamaz!' dedil. Uçarsa düşürürüm
diye meydan okudu. Uçaklarımız orada uçamıyor. O her gün sivilleri bombalıyor. Denize
açılmak için bunu yapıyorlar. Çaresiz kalan insanların zorunlu olarak kuzeye, Türkiye'ye
sığınacaklarını biliyorlar! Türkiye sığınmacıları barındırmak için bütün birikimini harca-
yacak ve dermansız kalacaktır.
Dünya ülkeleri, sığınmacılar için duyarsız! İhale Türkiye'nin üstünde kalmış görünü-
yor. Alman Şansölyesi Türkiye'yi su yolu etti! 'Aman sığınmacıları AB ülkelerine salma-
yın!. Her nasılsa gelmiş olanları da geriye kabul edin. Biz de size üç, beş kuruş yardım edelim. Doğmaz ayın on beşinde size vizesiz giriş hakkı tanıyalım, hatta AB'ye kabul edelim!' diye yalvarıyor. Esasen AB'nin ne derece bencil bir kuruluş olduğunu açığa vuruyorlar.

İnsanlık, insan hakları diye zart zurt edenlerin de işi laftan öteye geçmiyor! Arının kovanını bize kurcalattılar! Arılar bizi sardı! Dahası da olacak!
Halep düşerse, bir milyon kişi daha Türkiye'ye sığınmak isteyecektir.
AB, ABD, Rusya işi oraya sürüklemektedir. Aralarında bilinçli bir işbirliği vardır.
Türkiye'nin başına çorap örülmektedir.
Türkiye, Suudilerle işbirliği yaparak,Halep'i havadan koruyacağını ummaktadır. Suudiler ABD'nin bilgisi dışında tuvalete bile gitmezler!

Türkiye, topçu limitleri içinde PYD birikimlerini vurmaktadır.
İçeride, ilçelerde PKK gerillalarının sokak savaşları sürüyor.
Öte yandan 'Kürt sorunu' büyütülerek, uluslararası bir zemine çekilmek isteniyor..
Herkes bize düşman! Birisi başkan olmak saplantısıyla, dünyayı umursamıyor!
Eskiden 'Yurtta sulh, dünyada sulh!' derdik. Şimdi 'Yurtta savaş, dünyada savaş!'
kıvamına getirildik!

Bataklıktan uzak durun!

Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com, hasipozturk@hotmail.com, Bursa

10 Şubat 2016 Çarşamba

EMEKLİNİN ÇİLESİ*

             
                Emeklilerin çilesi bitmiyor.
                %15 destek pirimi kesintisi emeklileri yaktı!
Emekli maaşı ile geçinemeyenler, ek gelir getirici işler yapıyorlar.
Bir işverene bağlı olarak çalışanların ücretinden, destek primi işverence
ödeniyor. Destek piriminden kayıpları yoktur..
Serbest meslek sahibi avukat, hekim, mühendis gibi emeklilerin emekli aylığından
% 15 destek primi kesiliyor. Anonim şirketler dışındaki şirket ortaklarından destek pirimi
kesilir. 2008 de çıkarılan yasa ile destek priminden muaf tutulan avukat ve noterlerden de
SGK destek pirimi kesilmeye başladı. Prim borcunu yapılandıramayanların emekli maaşları
kuşa benzedi. Hem birikmiş %15'ler, hem de cari %15'ler kesiliyor.
Bu yasaya takılan emekli sayısı bir milyonu aşkındır..
Yani Türkiye'deki emeklilerin yarısı, destek primi mağdurudur..
İlaç bedelinden, hekim muayenesinden, reçete yaptırmaktan doğan kesintiler işin
cabasıdır!. Emeklinin maaşı salam dilimi gibi ince ince kesilerek geri alınmaktadır..
Hükumet, emekliye verdiği maaşı ve maaş artışlarını geri almak için çaba harcıyor!
Dolaylı vergilerde artışlarla, zorunlu alıcı oldukları nesnelere yapılan zamlarla işin başından
verdiklerini fazlasıyla geri alıyor.. Bunlar hükumetin hızını kesmiyor. Doğrudan emeklinin
maaşına el uzatıyor!..
Bir yandan da ekonominin çok iyi gittiğiyle, dünyada 27.nci sıradan 16.ncı sıraya
yükseldiğiyle öğünürken; öte yandan emeklinin maaşını %15 tırpanlıyor! Bu ağır bir
çelişkidir.. Maliyenin ve SGK'nın ödevi, emeklinin maaşını, destek primi adıyla geri almak
değildir. Bunu hazineye düzenli gelir kapısı yapmak hiç değildir!.
Ekonomi iyiye gidiyorsa, emeklinin geçimi niye kötüye gidiyor? Niçin ek gelir peşine
düşüyorlar? Türkiye dünyanın sayılı varsıl ülkeleri düzeyinde ise devletin eli, neden emeklinin
cebinde gezinir?
Emekliye verdiğiniz geçimlikte gözünüz kalmasın! Gözünüzde büyütmeyin!
Milletvekillerine sağladığınız kıyaklar yanında, kıytırık kalır! Hariçten gazel okuyan
bir yabancı; Türkiye'de emekli maaşlarını “yüksek” bulmuştu! Öğüdü ciddiye almışsınız meğer!
Dolduruşa gelip tırpanlayıverdiniz hemen!
Bundan sonrakilerin emekli maaşları daha düşük olacaktır. Çalışanların çoğunun aylık
ücreti asgari ücretten... Primleri de buna göre! Alacakları emekli aylıklarını bir düşünün!
Asgari ücretin altında kalacaklar! Geçinmek için ek iş bulmak zorunda kalacaklar!
Gün doğacak diye sevinmeyin!!
Öte yandan ek iş yaratıp çalışanların ekonomiye katkısını unutmayın!!
Gelirinden gelir vergisi ödüyorlar. Üstüne üstlük bir de %15 destek pirimi..
Niye ödediği vergi tutarını, destek piriminden mahsup etmiyorsunuz?.
Kanun önünde eşitlik ilkesine, bu daha uygun düşmez mi?
Emekli çalışan, üretim yapıyor. Ekonomiye katkı sağlıyor.. Vergi ödüyor, istihdam yaratı-
yor! Emekli aylığından % 15 destek primi kesilmesi aleyhinde açık ayırımcılıktır!
Üretim yapıp vergi ödeyen, istihdam yaratan emeklinin, maaşından %15 kesinti yapmak
insan haklarına aykırıdır. İşkencedir. Bunun neresi adil? Neresi insani? Anayasa'ya ve Uluslararası sözleşmelere de aykırıdır. Kanun önünde eşitlik, toplumun refahının devletçe sağlanması, sosyal
güvenlik hakkına, yaşlıların özellikle korunması ilkelerine, sonuçta Anayasa ilkelerine aykırıdır..
Hem niye %15 kesinti yapılıyor.? Niye %3 veya % 5 değil de % 15 kesilir? Emekli cebinden
hazineye gelir aktarılıyor! Vergi alınmayan emekli maaşının bir kısmını, gizli vergi gibi geri alan
bir tuzak bu!..Bu yasal ve anayasal bir amaç değildir.
Kamuya gelir sağlanacaksa, gelir vergisi tabana yayılır. Kurumlar Vergisi verimli kılınır.
Vergi yükümlüsü sayısı artırılır. Kayıt dışılık bitirilir. Gelir getiren, vergi alınmayan alanlar vergi
yasaları kapsamına alınır. Hem mücevher ticareti niye Katma Değer Vergisi dışıdır?
Vergi maliyeti azaltılır. İstihdama dönük yatırım yapılır.
Emeklilerin emekli maaşını tırtıklamak, kamusal bir çözüm değildir.
Kümesteki tavukları tilkiler de yolar!..
Hem uzmanlaşmış, deneyimli, donanımlı emeklileri, toplum dışına itmek, üretimden uzaklaş-
tırmak akılcı mıdır? Eğitimli emek israfına hakkınız var mıdır?.
Bunları aklınızda tutun ve birkaç kere daha düşünün!.
Daralırsanız emekliler yardımcı olurlıar!...
Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com hasipozturk.@hotmail.com, Bursa
*Bu yazının beş yıldır güncelliğini koruduğunu düşündüm.

4 Şubat 2016 Perşembe

MEVZUAT


Mevzuatı siyasiler pek sevmezler. Ayak bağı olarak görürler..
'Ben yaptım oldu''yu severler.
Sonra devran değişir.. Yolsuzluktan, görevi kötüye kullanmaktan vb. yargılanırlar. Koruyucu bir meclis çoğunluğu, koruyucu izin makamları varsa, yargılanmaları beklenir.
Mevzuat, yönetimde keyfiliği önlemek için önceden konulmuş, genel ve objektif kurullar bütünüdür. Devlet çarkı bu kurallara göre işler ve yürütülür. Ülkenin her yanında,
her aşamadaki yöneticiler için bu kurallar geçerlidir. Yönetilenler ve yönetenler mevzuata uymak zorundadır.

Sözlük “Bir ülkedeki veya belli bir alandaki yasa, tüzük, yönetmelik gibi toplum düzeni ve işleyişi ile ilgili yazılı kuralların tümüne;..” mevzuat demiştir.(Çağdil Söz.)
Hukuk devletinde yasalara saygı duymak ve uymak asıldır.
Sayın Cumhurbaşkanı, kaymakamlarla toplantısında “..Mevzuatı bir yana koyun!” buyurmuşlar. Anladığım, bu söz kamu hizmetinin çabuk ve yararlı olarak yurttaşa ulaşması isteği ile edilmiş bir sözdür.. Sonuçta bu,Cumhurbaşkanı tarafından verilmiş bir buyruktur.
Yürütmenin en alt birimi kaymakamlıklar ve yerel yönetimlerdir.

Bu tavsiye 'emir telakki' edildiğinde, hukuk devletinde kargaşa ve keyfilik doğacaktır.. Mevzuata aykırı işlemlerin genel adı 'yolsuzluktur, görevi kötüye kullanmaktır vb.” Müfettişlerin olayı soruşturması ve belki de yöneticinin yargılanması gerekecektir..
Her seviyedeki kamu görevlileri, hangi kamusal gücü kullanıyorsa; oralarda benzer
keyfilik doğacaktır. Böylesi bir davranış devlet çarkında kargaşa demektir. Balyoz davala-
rında bunları yaşadık! Bürokrasi sevilmez. Ama iş ve hizmetler bürokasi içinde yerine getirilir. İş ve kamu hizmetinin görülmesini kolaylaştırıyorsa adı sadece bürokrasidir. İşlerin görülmesini yavaşlatıyor ya da engelliyorsa adı 'bürokrasi hazretleri'dir. Kuralları koyan-
lar yenisini yaparlır.

Yasaları T.B.M.M. belli kurallara göre yapar. Bunu değiştirmek ve tümüyle kaldırmak
yine Meclisin görevidir. Yasaların Anayasa'ya uygun olması gerekir. Bunu da Anayasa
Mahkemesi denetler. Şartları varsa yasayı kısmen ve tamamen 'iptal' eder. Bu iki makamın
dışında yasa yapmak ve yürürlükten kaldırmak yetkisi başka kimseye tanınmamıştır.
Cumhurbaşkanı'na da böyle bir yetki tanınmamıştır. Kanunu yetersiz bulursa 'veto' eder,
yeniden görüşülmesini ister.

Hukuk devletinin bir işleyişi vardır. Devlet çarkı, belli bir hiyererşi içinde mevzuat
kurallarına göre işler. Yasama gücünün, yargılama gücünün işleyişi de belli kurallara
bağlanmıştır. Bunların hiçbirisi 'bir kenara konulamaz.” Sayın Cumhurbaşkanı'nın bu
söylemi, talihsiz bir söylemdir.Bir anda devlet çarkını işlemez hale getirebilecek bir tavsiye
ya da emirdir. Daha sonra bu söyleme açıklık getirilmemiştir,.Düzeltme yapılmamıştır.
Halk oyu ile seçilmiş olmak, keyfi işlem yapmaya izin vermez. Bir Anayasa var ve herkes onun şemsiyesi altındaki mevzuata uymak zorundadır.Sözün sahibine, Anayasa ve mevzuat bir ayrıcalık tanımamıştır.

Yeni Anayasa yapma ve başkanlık ısrarı ürküntü veriyor. Gerçekten Başkan
olduğunda, işine gelmeyen mevzuatı 'bir yana koyacak mıdır?' Söylemi bir niyet
açıklaması mıdır?

Devlet adamları gaza gelmezler. Boşa söz etmezler. Kastı aşan sözler için, yalanlama ya da düzeltme yapılır.Osmanlı Padişahları bile astığı astık değildi. Şeri işlerde Şeyhülislam' dan fetva istenirdi. Örfi işlerde işi kadıya havale ederlerdi.. Halk 'Padişahım Çok Yaşa!'
diye bağırır, ardından ' Mağrur olma, senden büyük Allah var!' diye nizamı alemi hatır-
latırdı. Bizim yaptığımız da odur!..

Sağlıcakla kalın.. Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com hasipozturk@hotmail.com , Bursa