15 Temmuz 2014 Salı

'TIPIŞ TIPIŞ'


 

'Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu çağırıyor.' dediler..

Pazartesi günü, saat 13'de CHP Genel Merkezi'nde olduk! Eski - yeni il başkanları, eski milletvekilleri, eski P.M. üyeleri davetli imiş. Gitmemek olmazdı...

Alt kattaki büyük toplantı salonuna doluştuk. Medya emekçileri hazırdı. Şaşılası şey, tam saatinde toplantı başladı. Gündem çağrıda bana erişmemişti. Çağrılılara bakılırsa eskilerin 'gazı' ve 'desteği' alınacaktı..

Açılış konuşmasını Ali Topuz yaptı. İlerlemiş yaşına karşın, dinç görünüyordu. Yönetim masasına da o oturmuştu..

            Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını izleyenler, adayımız sayın
             Ekmeleddin İhsanoğlu'nun seçilebileceğine ümitlendiler. Farklı dünya görüşündeki siyasi 
             partilerin CB adayı üzerindeki uzlaşmasını tarihi ve siyasi bir olay olduğuna vurgu 
             yaptı..Türkiye'nin demokrasi yaşamında bir dönüm noktası sayılırmış..

            Ekmeleddin beyin Türkiye'de tanınmamış olmasına, esprili bir yanıt verdi! 'Ötekisini
            tanıyorsunuz! Oyunuzu verecek misiniz?' dedi. Salondan yükselen kahkahalar yanıt oldu!
            'Evinizi hırsıza emanet eder misiniz?' sorusuna 'Etmeyiz!' dediler. 'Memleketi nasıl
            teslim edeceksiniz?' Yanıtı verdi.

            Bunu ben de denedim! Çay getirene 'adayımızı nasıl buldun?' dediğimde, 'Kimdir, nedir
            bilmiyoruz!' demişti. 'Ötekini tanıyorsun! Oyunu verecek misin?'soruma kahkahası
            yükselmişti.. Bu soru iyi soru idi anlaşılan...

           Sayın Kılıçdaroğlu, Ekmeleddin İhsanoğlu'nun özgüven içinde Türk halkının önüne
           çıktığını; sakin, tutarlı ve birikimli yapısıyla kitlelerin sempatisini toplamaya başladığını;
           bir halk adamı olduğunu; yalanı, dolanı, hırsızlığı, şaibesi olmadığını söyledi. Ortadoğuyu,
           Arap ülkelerini, uluslararası siyaseti iyi bildiğini; CB olarak biriken sorunları çözecek en iyi
           seçim olacağını; islamı sindirmiş, Türk kültürünü özümsemiş, demokrasiyi içselleştirmiş,
           laikliği benimsemiş bir aday olarak; CB'nin en yetkin adayı olduğunu vurguladı..

           Yalan söyleyenin, şaibeli olanın, yırtık ayakkabıyla siyasete başlayıp dünyanın en zengin bb
           olan birinin, CB koltuğuna oturtulmaması gerektiğini vurguladı. CB' nın 76 milyonu
            kucaklaması gerektiğini, halkın % 60-70' inin tarafsız bir CB istediğini açıkladı. Onca siyasi
            partinin Ekmeleddin İhsanoğlu üzerinde oydaşmasını, halkın beklentisini yansıttığına vurgu
           yaptı...

           Bir diktatör taslağının, CB koltuğuna oturmasına izin verilmemesini 'tek adamlık'sürecine
           kapı aralanmamasını istedi. Bu ülkede tek parti döneminin yaşandığını, o tek partinin 1950'de
           çok partili demokrasiyi getirdiğini, şimdi buradan geri dönüşe izin verilemeyeceğini
           vurguladı..

            Sayın Kılıçdaroğlu'nun tatilcilere de bir çift sözü oldu! 'Tıpış tıpış gelip oyunuzu Türkiye
            için vereceksiniz. Çocuklarınızın geleceği için vereceksiniz! Oy vermeyi ihmal ederseniz,
            seçilecek diktatör, yarın tatil yapmanıza bile müdahale edecektir!' diye uyardı..Özetle
            Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu'nun seçilmesi için, herkesin özen göstermesini; bunun
            cumhuriyet ilkelerinin, demokrasinin, birlik ve bütünlüğümüzün;yaşam biçimimizin bir gereği
            olduğunu tembihledi. Söylediklerinden bu kadarını sizin için aklımda tutabildim..

Sonra konukların konuşmasına geldi. Eskişehir'i çağdaş bir yenişehir yapan belediye başkanı Prof.Dr. Yılmaz Büyükerşen'in konuşması doyurucu, barışçı ve uzlaşmacıydı.

Sonra eski bakanlar, milletvekilleri 'biz daha ölmedik' konuşmaları yaptılar. Sıra bize
geldiğinde, biz Anadolu'nun yollarına düşmüştük!..

Sayın Kılıçdaroğlu, son konuşmacı sözünü bitirene dek yerinden kalkmadı!.

Onu anladık...!

Sağlıcakla kalın... 
Hasip ÖZTÜRK

Saliyazilari.blogstop.com. 15.07.14. Bursa

8 Temmuz 2014 Salı

ADAYLIK


 

Sayın Ekmeleddin İHSANOĞLU Cumhurbaşkanı adayı oldu ya!
Her yandan muhalefet sesleri yükseldi! Kimisi ABD akla getirdi diye eleştirdi..
Kimi 'Ha Tayyip, ha Ekmeleddin!' dedi Kimi, daha çok CHP içinden ' aday belirleme'
yöntemine eleştiri sesi yükseltti! Ya da ' bekledikleri' adayı göremediklerinden kızdılar!
Kimi de ' laiklikten' peşinen ödün verildiğini savundu.

Sayın E. İhsanoğlu iki partinin uzlaşmasıyla belirlenmiş birisidir.Bir bilim insanıdır. Organik kimya gibi bir alanda bilim kariyeri yapmıştır.Dünya üzerinde geçgel birden çok dili hakkıyla bilmekte ve konuşabilmektedir. Yıllarca İslam Konferansı Teşkilatı'nın genel sekreterliğini yapmıştır. 58 islam ve Arap devletinin bu teşkilat içinde uzlaşmasını sağlamış bir kişiliktir.
Uluslararası siyasette deneyimi olan ve kimliğine saygı duyulan birisidir..

Önümüzdeki en önemli ve acil uluslararası sorun Ortadoğu'dadır. Çankaya'da yansız, dürüst, bütünleştirici, sağduyulu, vatansever birine ihtiyaç vardır. En yakın rakibine, Çankaya güvenilemez. Ülkenin geleceği güvenilemez. Demokrasiyi bir araç olarak düşünmektedir. Gelecekte Türkiye'yi parçalamayı, ABD'nin GOP veya BOProjesine göre düzenlemeye heveslenmektedir. ' Biz GOP-BOP'un Eşbaşkanlarından birisiyiz!' diye öğünmektedir..

Sayın Ekmeleddin'in böyle saplantıları yoktur. En azından böyle saplantıları, bir yerlere verilmiş sözü yoktur. Çankaya'da oturması bile ulusa güven verecektir. Seçim kazanma şansı vardır.

Öteki adaydan tırsıyan! her kanattan oy alabilecek bir kimlik ve kişiliktir. İktidarda kalmak için bölücülükten medet uman birisi değildir.

Saldırgan ve küfürbaz değildir.

Üç düşünüp bir konuşmaktadır.

Ağzına geleni söyleyen biri değildir.

Ayıpları konuşulmasın diye kanun veya mahkeme kararı çıkarmamıştır!

Söylenecek bir ayıbı olmayan biridir.

Dindarlığı siyasete alet etmemiştir!.

Bugün dindarlığı kullanıp yarın şeriat devleti kurmaya niyetlenmemiştir.

'Laiklik, demokrasinin olmazsa olmazıdır!' diyebilmektedir.

Herkesin çıkınında söylemek istediği, düşündüğü, endişelendiği bir yan elbette vardır. İçinde yaşadığımız devir, hık mık edilecek devir değildir.

Birisi kafasındaki ucubeleri hayata geçirmek için, Çankaya'yı kullanmayı hedefliyor. Bunun durdurulması önemlidir..

Hukukun üstünlüğünü yıkmak için, Türkiye'nin hukuk nizamını, yargı düzeni, TSK'yı yap boz tahtasına çevirmiştir. Paralel generaller var diyerek, Yaş toplantısı öncesinde, yeni kıyımların hazırlığı içindedir... Yaptıklarını 'Paralel Yapıya' yükleyip ak kaşık gibi kıyıya çıkmak istemektedir..

Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu'nda bu şaibelerin hiçbirisi yoktur!

Unutmayın ki, Hitler de seçimle iş başına gelmişti. Sağ kanat siyasetçiler Hitlere yardımcı olmuşlardı. 
Humeyni de İran'da sosyalistlerin desteği ile iktidara gelmişti.. Her ikisi de, önce çanak tutanları astılar!  Sonra tek başlarına kanun oldular, devlet oldular, sonra da hiç oldular!..
 
Şimdi Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu'nun ardında durmanın zamanıdır.

             Sonra kıyasıya eleştiririz..

              Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK

Saliyaziları.blogspot.com, 7.7.14, Bursa

3 Temmuz 2014 Perşembe

ÖN YARGI


       

Toplumda hoşgörü eksikliği, önyargıların acımasızlığı, yıllar önce Madımak Oteli
yangını ve kıyımı ile sonuçlanmıştı. Duru (freni) olmayan aşırı sofuluğun garabetiydi..
 
Aynı dili konuşan, aynı inancı paylaşan, aynı kültür köklerinden gelen insanların;birbirinin canına kıyacaklayım yabancılaşması, acımasızlaşması ve kastı anlaşılamaz!..Aynı dini, benzer inançları paylaşanların ibadetlerindeki, dini değerlerindeki ayrıntıları bu denli sorun etmeleri, düşman kesilmeleri kabul edilemez.

Toplum üzerinde egemenlik kurmak isteyenler bunları kaşır ve kışkırtır. Düşman ve düşmanlık üretirler. Sıradan yurttaşın konu komşuyla düşmanlığı olmaz. 'Komşu komşunun külüne muhtaçtır.' 'Kurt komşusunu yemez.' diyenler bu halkın atalarıdır.

Hz. İsa 'bir yanağına şamar vurana, öteki yanağını çevir!' diyesi. Gündelik yaşamda işler böyle yürümemiş! Katolikler inanç ayrılıkları yüzünden, öteki isevi inanç mezheplerini sapık saymış, düşman ilan etmiştir. San Bartelmy Yortusu sırasında, bir gecede birkaç şehrin halkını kılıçtan geçirmişler!..Yıllarca boğazlaşmışlar. Cizvitler kendilerine benzemeyen hıristiyanları yakarak, içindeki şeytanı(!) çıkardıklarını sanmış; yüzyıllar boyunca insanları yakmıştır. Dinsel bağnazlık evrensel görünüyor!..

Hz.Peygamber'in torunları, Oniki İmam'ın hiçbiri yatağında eceliyle ölmemiştir..Dindaşlarının zülmüne ve kıyımına uğramışlar. Hani müslüman, müslümanın kardeşi idi? Kardeş kardeşe bunları yapar mı? Oysa kardeşler inanç ve ibadet ayrılıkları yüzünden birbirlerine kıya gelmişler. Hoşgörü, anlayış göstermemişler. Ayrıntılarda başkalaşmayı olağan saymamışlar. Birbirini sapkın sayıp elleriyle düzeltmeye girişmişler. Boğazlamışlar, kurşunlamışlar, yakmışlar, yurtlarından etmişler!..

Osmanlı ile Safevi rekabeti, siyasiydi. İki yanda da Alevi ve Sünni askerler vardı.Ama Osmanlı yöneticileri alevileri hasım görmeyi sürdürdü. Sorunun temeli dinsel değil,
siyasiydi. Madımak Oteli yangını ve kıyımı, bu husumetin hortlatılmışıdır! Günümüzün
IŞİD dehşeti de, müslümanlar arasındaki hoşgörü eksikliğinin ürünüdür. Siyaset bu canavarı üretip müslümanlar arasına salmıştır. Uluslararası bir çıkar ortaklığının eşkıyasıdır.Bir yandan 'Halife' üretip öteki yandan 'Kabe'yi' yıkmaktan söz edecek denli ölçüden,endazeden yoksunlar..

Aleviler üzerindeki örtülü ya da açık baskı, Osmanlı'dan gelen kötü bir mirastır.Cumhuriyetin eşit yurttaşlar uygulaması, bu ön yargıyı bir hayli eritmişti. Laik devletin anlayışı, herkese eşit davranması fikri, alevileri bir hayli rahatlatmıştı.1950'ye kadar, laik Cumhuriyet yönetiminde aleviler nefes aldılar. Eşit yurttaş olmanın güvencesini yaşadılar. Çocuklarını okuttular, devletin çeşitli birimlerinde görev üstlendiler..

1950'den sonra, sağ iktidarlar, alevilere karşı ön yargıları hortlattı!. Baskıları, aşağıla-mayı artırdı. Köylerine cami inşa etti. Çorum'da, K.Maraş'da kıyımlar oldu. Sıvas'da Madımak yangını bunlara tüy dikti. 37 canı, binlerce kişinin gözü önünde, cehennem ateşine terk ettiler. Bazı sanıklar zamanaşımı içinde yakalanamadı. Devlet gücünü kullanan bazı kesimlerden himaye gördükleri sanılıyor. Şer odakları açığa çıkarılamadı..

Madımak Oteli Madımak Müzesi oldu mu? Hayır! Sadece müze yapılmasına karar verildiği duyuldu. Müze, Alevilere karşı ön yargının, bir nebze değişmesi umududur. Müze bir insanlık anıtı olur. Bu ayıbı işleyenler, işletenler ve kollayanlar burada kendi ayıplarıyla yüzleşirler!.. Hoşgörü, anlayış, inançların özgürlüğü, ibadet serbestliği, devletin laik tutumu, insanlığa çare olur; siyaset ve siyasetçiler insanlığın yakasını rahat bırakırlar diya umutları artırır!..

'Yaratılmışları sever, yaratandan ötürü!' bu toprağın insanı.

Sofuluğun freni yoktur. Fren sadece insan sevgisidir. İnsana saygıdır. Hoşgörü ve anlayış göstermektir..

Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK

Saliyazilari.blogspot.com Bursa, 01.07.14

24 Haziran 2014 Salı

YA SEV YA TERKET!


 

Eskiden 'Ya sev! Ya terket!' diye bir söylem vardı.

Bir kısım yurttaş, bir kısım yurttaşa söylerdi..'Ya bizimle, bizim gibi yaşayın,

ya da çekin gidin!' derlerdi. Sevmekten kasıt bizim gibi yaşa, inan, düşün, ibadet et

demekti! Farklı kimliklere, renklere, düşünmeye, inanmaya, ibadete yer yoktu...

Eksiğimiz hoşgörüydü, birbirimize katlanmaydı. İnancını, rengini, mezhebini hoş

görmemekti. Sorun ise kendi elleriyle, farklılıkları zorla gidermeye kalkışmaktı! Bu toplum-

lar arası çatışmaydı! Bu kalkışmaları dış güçler de kışkırtır, özendirirdi. Siyasetin ve devlet gücünün de bu zorbalığa katıldığı görülürdü..

Şimdi yok mu? Var elbette! Biraz üstü örtülüdür. Biraz daha ölçülüdür! Ama toplumun gündeminden, siyasetin elinden çıkıp gitmemiştir. Sorumlu adam 'Yüzde elliyi evinde zor tutuyorum!' demiyor mu? Bunun adı ayrımcılıktır! Kışkırtıcılıktır! Yasalar ayırımcılığı yasaklamıştır, hatta suç saymıştır!Yine de insanları birbirine kışkırtacak sebepler buluyorlar. Halkın karşılıklı güvenini, huzurunu ve düzenini bozuyorlar. .

Günümüzde AB. Ülkelerinde bu anlayışın hortladığını AP seçimlerinde gördük!

Irkçı, şöven, faşist, ayırımcı partiler seçimlerden güçlenerek çıktılar! Ekonomik krizlerin,
geçimdeki daralmanın esas sebebinin, insanların farklılıkları olduğu düşünülür oldu.

Farklılıklar üzerinden siyaset, bulanık suda balık avlamaktır!. Ekonominin, çoğunluğu mutlu ettiği toplumlarda, insanların farklılığı göze batmaz! Ülkeler, toplumlar istikrar içinde yaşarlar. Kurulu düzen, adil olmasa bile, huzurlu, güvenli bir yaşam sağlar...

Bakın 'Arap Baharı'nın geldiği(!) ülkelere! Düzenleri bozulmuş, herkes birbirine düşman edilmiş! Halkları birbirlerinin ciğerini sökmeye hazır! Ekmek bulamaz, silah ve atacak mermi bulur! Attıkları her kurşunun silah üreticilerinin rafahına katkı olduğunu akıl etmezler! Kim onlara vur demişse vururlar! Allahı, dini inançları uğursuz emellerine alet ederler! Libya'da darbeci general Türklere ve Katarlılara 48 saat içinde Libya'yı terk edin diye mühlet vermiş! Oysa Türkler, Libya'yı yeniden inşa ediyorlardı..Düzen bozulmaya görsün, dostlar düşman görülür!..

Mısır'da düzen bozuldu! İdam kararları bini buldu! Ölenlerin sayısı belirsiz.Herkes birbirinin boğazına sarılmaya hazır! Oysa farklılıklar toplumun zenginliğidir. Birbirlerinin farkına katlananlar huzur içinde yaşarlar. Mısır binlerce yıldan beri farklı renklerin, dillerin, inançların bir arada yaşadığı bir uygarlık merkeziydi. Birilerinin çıkarı, Mısırlılara bunu haram etti! Farklılıkları farkettiler; 'Aaa! Kıral çıplakmış!' dediler..

Suriye'deki aptalca savaş öyle değil mi? Bizim elimizin orada ne işi vardı? Irak'da itler salınmış, taşlar bağlanmıştır! Önüne geleni ısırıyorlar! 'Bize hasım değiller!' diyenler
fena yanıldılar! Kürtler, Araplar, Türkmenler öldürülüyor! Müslümanlığı, mezhebi, ırkı,
dili farklı olanlar birbirlerini öldürmeyi hak bildiler! Emperyal çıkar sahipleri, savaşı tek
çözüm diye dayattılar! Lokmalar kanlandı! Bölge halkı oyuna geldi. İktidar bu oyunların 'ebesi' olmaya soyundu!..Bu siyaset yanlıştır!.

Avustralya Başbakanı, ülkesinde Mursi lehine yapılan bir gösteride, bir fanatik müslüman eylemciye ne demişti? “ Niçin bu kadar taassup içindesiniz? Niçin Suudi Arabistan'da, İran'da yaşamayı seçmediniz? Siz, Allah'ın İslamla mübarek kıldığını söylediğiniz devletleri terk ettiniz! Kafir dediğiniz bizim memlekete göçüp geldiniz!

Hürriyet, adalet, refah, sağlık güvencesi, sosyal güvenlik, kanun önünde eşitlik,

adil çalışma fırsatı, çocuklarınızın geleceği, düşünce hürriyeti için!.. O halde bize fanatiklik ve nefretten söz etmeyin! Biz size kaybettiğiniz her şeyi verdik! Bize saygı duyun... ya da burayı terk edin!..” demiş..

Küffarın başbakanı haksız mı söylemiş?

Yanlış her yerde yanlıştır! Yapanın yanına kar kalmaz!..

Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK

Saliyazilari.blogspot.com, 23.6.14, Bursa

16 Haziran 2014 Pazartesi

DOĞRU SEÇİM


 
Cumhurbaşkanı çatı adayı olarak Prof.Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu adı
benimsenmiş. İyi seçim, doğru seçim yapılmış!
Uzun yıllar İslam Konferansı Genel Sekreterliği görevini yürütmüştü!
İslam dünyasında adı iyi bilinen birisidir. Herkesin güvenini kazanmıştır.
İyi bir insan! İyi bir akademisyen! İyi bir uluslararası siyasetçidir.
En az tanındığı yer de Türkiye'dir.
Laiktir, dindardır. Aydındır. Dürüsttür! Adam gibi adamdır..
Ağzından çıkanı kulağı duyabilir.. Ağzından ölçüsüz söz çıkmamıştır.
Türkiye'ye ilaç gibi gelecektir.
Çankaya kabusu bitmiştir!..
Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a başbakan olarak katlanmayı sürdüreceğiz.
Hayırlı uğurlu olsun!..
***
IŞİD denilen cani ordusu, Irak'ı böldü!..
Kuzeydeki Kürt Bölgesi ile Bağdat arasını işgal etti!
Petrolü Akdeniz'e akıtma konusunda, Kürt Özerk Bölgesi Yönetimi ile anlaşan
Türkiye; ABD'nin muhalefetine rağmen petrolü akıtmaya başladı..
Tam da bu sırada IŞİD harekatı başladı.
Petrol bir kere daha sınırları belirledi..
Türk tır sürücüleri IŞİD'in elinde rehin kaldılar..
Musul Konsolosu, çalışanları, koruma görevlileri tutuklu, rehin ya da esir
edildiler. Dışbakanı '..bize hasım değiller!..' diyesiydi. Ama adamlarımız esir, rehin
ya da her ne ise IŞİD'in elindedir. Para karşılığında bırakılacakları, pazarlık edildiği
söylentisi yaygındır...
IŞİD'cilerin askerleri profesyonel paralı askerlerdir! Ya da teröristtir!
Kanunları yok! Acımaları yok! Müslümanı öldürürken, 'Allahüekber!' diye
bağırıyorlar! Musul'da polis görevlisi 1700 esiri sözde yargılayıp kurşuna dizdiler!
Görüntülerini sanal dünyaya yaydılar! Öldürülenler 'Şii' imiş! Sünni de müslüman, şii de müslüman! Din kardeşi bunlar. İnsan bu denli acımasız olabilir mi?
Anlaşılan Şiileri, buradan güneye sürüp ayrıştırmak istiyorlar! Biri Kürt, biri Sünni Arap, biri Şii Arap üç bölgeye ayıracaklar Irak'ı. Kerkük'de, Musul'da, Tuzhurmatı'da, Süleymaniye'de, Erbil'de Türkmenler de var. Şiisi de var, Sünnisi de..İkisi de Türkmen! Eee! Onları nasıl ayıracaklar? Eli kolu bağlı mı duracağız? Petrol akışı için kanlarının akmasına göz mü yumacağız? Dünya gibi, biz de bel bel bakacak mıyız?
Sayın Başbakan Erdoğan, medyaya 'dilinizi tutun, yazmayın' dedi!
Bu canilere 'cani' demedi, 'terörist' demedi. Rehineleri korumak için miydi?
Yoksa bilmediğimiz bir pazarlığın, alışverişin içindeler mi?
'Yeni bir Ortadoğu dizayn' ettiklerini söylüyordu Dışbakan!
'Biz BOP'un eşbaşkanıyız' diyordu Sayın Başbakan! Meğer iş üstündelermiş!
Libya'da, Mısır'da, Suriye'de ters köşeye yatmışlardı!
Şimdi 'dur bakalım ne olacak?'
Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK

Saliyazilari.blogspot.com, 17.06.14, Bursa

Not: Göz sorunum üç ayın sonunda iyileşti!
Kaldığımız yerden devam edeceğiz.

24 Mart 2014 Pazartesi

GÖYNÜK




Bu hafta sonunu Göynük'de geçirdik!

İyi ki gitmişiz! Daracık bir vadinin içine sığmış ve taşmış bir Göynük bulduk!
İki vadi beş tepe üzerine kurulu Göynük derler. Dimdik yamaçlar üzerinde büyük bir özenle kurulmuş; tarihi bir şehirdir Göynük!..

Tarih var! Gazi Süleyman Şah'ın Camisi oradadır. Orhan Gazi'nin oğlu, Rumeli'nin ilk Fatihi Osmanlı Şehzadesi, Süleyman Paşa'nın Camisi; 1331-1335 yılları arasında burada inşa edilmiştir.

Cami'nin hemen yanında, Çay'ın kıyısında bir de hamamı vardır..
Cami yapılırken, işçilerden biri taşı kucaklayıp getirir, sonra kucağında geri götürürmüş! Bu hal Süleyman Paşa'nın dikkatini çekmiş. Çağırıp sormuş. ' Sultan'ım, kirliyim!' taşıdığım taşın, bu mübarek yapıya girmesini istemedim!' demiş. Bunun üzerine, mimarına önce hamamı yaptırmış!

Eskiden beri duyarız! Bir Cami inşaatı başlarken, önce hamamı yaptırılırmış. Çalışanların işe temiz başlayacakları umulurmuş! Böyle tevatür edilirdi..

              Hamam ile Cami arasında, Cami'ye yakın rahmetli Akşemsettin'in Türbesi vardır. Türbe 1464 yılında, Fatih
              Sultan Mehmet tarafından, Hocası için yaptırılmış. Türbe altıgen altıgen planlıdır ve kesme taşla örülmüştür.
              Kapıdan girilince, sağdan birinci sanduka Akşemsettin Hazretleri'nindir. Kızlarının mezarları, yanındaki
             hazirededir..

             Göynük evleri, başlı başına bir tarihtir.

Eski Osmanlı evleri, burada tüm özellikleriyle yinelenmiştir. Bütün yapılar aynı tarzda, aynı renkte inşa edilmiştir. Eskiyen evleri de özgün biçimde yenilenmiştir.1967 Depreminde yapıların önemli kısmı yıkılmıştır. Yapılar eski ve ortak biçimleriyle, beyaz renkleriyle yeniden yapılmıştır. Yapıların özgün biçimleri korunmuştur.. Bu biçimde Manavların çandı-çantı denilen; ağaç aksamın üst üste bindirilmesi tarzının stilize edilmiş biçimini algıladım. Çubuk mahallesinde özgün örneklerini gördüm.

Göynük ilçesi, 1987 yılında ' Kentsel Sit alanı' ilan edilmiştir. Bu kararla birlikte Göynük ilçesinin şehir dokusu korunmuştur. 1951 yılı İmar Planı'yla belirlenen esaslar korunmuştur. Yeni yapılan evler de, Osmanlı evleri biçimine ve tarzına uyarlanmıştır.Bununla yetinilmemiş, kamu yapıları, okullar, hastaneler, oteller, ticari yapılarda vb. aynı mimari tarza uyulmuştur. Göynük ilçesi, ilk Osmanlı yapılarının sadeliğini, estetiğini ve yaşama biçimini korumuştur. İnsanda burada yaşama isteği uyandıran bir mimari özelliği ve şehir yerleşimini barındırır.

Şehre giren beton, burada düzene uymuştur. Osmanlı evlerinin biçimine, rengine uymuştur. Şehrin tümü aynı elin ürünü gibidir. Göynük evleri, Anadolu'da eski Türklerin yerleşme ve yaşama kültürünün bozulmamış bir örneğidir..Gözü tırmalayan kötü örnekler görülmez!..

Vadinin en alt kotundan Göynük çayı, kanal gibi duvarlar arasından, Sakarya ile buluşmaya akar! Çayın iki yanındaki düzlük şehrin yollarına, çarşı ve meydanlarına ayrılmıştır. Kamu yapıları, camiler, hamam, çarşılar bu kısımdadır. Çarşılar biçim ve yapı olarak Osmanlı şehirlerindeki çarşıların havasını sürdürür..Şehrin önemli kısmı % 40'a varan meyilli yamaçlara yayılmıştır. Dar, arnavut taş döşeli, yollardan çıkılır. Evlerin zemini taş duvar üzerine kondurulmuştur. Burası denizden çok uzaktır. Ancak yamaç evleri, martıların konduğu kayalıklar gibi bembeyaz görünür...

En yukarıda, üç katlı Zafer Kulesi görülür!
1922'de Sakarya Meydan Savaşı'nın zafer haberi ulaşınca, Kaymakam Hurşit Bey tarafından yaptırılmıştır. Taş temel üzerine altıgen biçimde, üç katlı bir ahşap kuledir. Göynük'ün simgesidir!

Yörede Bizans döneminde yerleşmiş Manav Türkleri oturur. Her nekadar yörenin Osmanlı tarafından fethi 1331 yılındadır diye yazılıysa da Manav halkıyla savaşılmamıştır.

On üç km uzaklıkta Çubuk ve Sünnet gölleri vardır. Çubuk gölü bir heyelan sonucu oluşmuş.  Çevresindeki orman ve yel değirmenleriyle çok çekici bir yerdir. Sünnet gölü kıyısında turistik tesis yapıları varsa da işletilememiştir. Göynük ve çevresi görülmeye değer bir doğa harikasıdır. Şehre girerken sol yamaçta, kayaların arasındaki çöp setini görmezden gelin artık! Sağlıklı, sakin, gürültüsüz bir ilçedir Göynük!

Göynük çarşısında dokuma el sanatları ile tahta işlemeciliği örnekleri yaygındır. Uğut dedikleri buğday çiminden üretilmiş, buğday marmelatı, bir gençlik iksiridir!

Yörenin ürünleri yöre halkı tarafından çarşılarda satışa sunulur. Ürünler kadın eli ürünü olsa da satış yerlerinde kadınlar az görülür! Beypazarı gibi kadınlar ekonomiye henüz el koymamışlar!

Burası İpek Yolu üzerindedir. Kendi yağı ile kavrulan, görülesi bir yerdir Göynük!..

Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK


18 Mart 2014 Salı

GELECEĞİ YEMEK


 

CHP Genel Merkezi, 'Ekonomideki Hasarı' belirleyen bir rapor hazırlamış.

AKP'nin on bir yıllık iktidarında ekonominin geldiği yeri saptayan bir rapor bu.

- Türkiye on bir yıldır 'sıcak para' bağımlısı olmuş.

- 243 milyar dolar dış borç yapmışlar!

- AKP döneminde dış borç stoku 372 milyar dolara çıkmış!

- AKP döneminde ödenen faiz tutarı 367 milyar dolar olmuş!

- Ödenen faiz tutarı, AKP öncesinde 28 yılda ödenen faizin 1,5 katı.

- AKP döneminde Cari Açık 104 kat artmıştır.

- Dış ticaret açığı 2.8 kat, döviz açığı pozisyonu 4.6 kat, kısa vadeli dış borç

   8 kat artmış.

- Vatandaşın geliri kişi başına 3.9 kat artmış!

- Vatandaşın kişi başına kredi borcu 109 kat artmış!

- Kredi kartı borçları 19 kat,

- Tüketici kredileri borçları 109 kat artmış.

- Büyüme verileri başarısız kalmış! AKP hükumeti bu dönemde 1 trilyon, 670

milyar dolar para kullanmış! Kendisinden önceki 42 iktidarın kullandığı paranın iki

katından fazla!..Büyüme oranı, önceki iktidarların büyüme oranı ortalaması altında

kalmış!

- Merkez Bankası rezervleri erimiş. M.B. Rezervleri 4.6 kat artmış görünüyor.

Ancak her 100 dolarlık kısa vadeli borç ve cari açık için, Merkez Bankası kasasında

olması gereken para, 166 dolardan, şimdi 67 dolara düşmüş!

- AKP iktidarı öncesindeki % 8.3 olan işsizlik oranı, şimdi % 10.8' çıkmıştır.

Ülkenin her 5 gencinden 1 işsiz!.

- Ülke topraklarının ciddi bir bölümü tarım dışı kalmış. İstanbul topraklarının

    1. katı kadar toprak, ekilip biçilmez olmuş!
      - Geçen kış samanı da ithal etmiştik!
AKP iktidarı, 11 yıl boyunca para ile oynamış!

Döviz sıkıntısı çekmemiş! Vergileri de toplamış!

Üstüne üstlük Cumhuriyetin birikimi olan fabrikaları, arazileri, bankaları,

daha bir yığın milli varlığı da yok bahasına satmış!

Ciddiye alınır bir kalkınma olmamış! İşsizlere iş kapısı açılmamış! Ekonomik

büyüme yerinde saymış! Sahi no oldu bu paralar?

Kaç zengin türetildi?.

Bugün bir gazetede Boğaz'daki 81 dönümlük bir koruluk, ' milletin ...na koymakla

ünlü ' birine, (0) kalemle peşkeş çekilmiş diyen bir haber vardı!

Hükümet, Meclisteki sayısal çoğunluğu ile medyayı, interneti, insanların ağzını

kapatmakla meşgul! Burnunu da kapasalardı bari! Bunca pis kokuyu nasıl gizleyecekler?

Bu paralar ' havuza' yüzer milyon dolar koyanlara mı gitti?

Haydan gelmediyse, huya nasıl gitti?

Sonra havuz ne oldu havuz..? Havuzdaki paralar?

İnek içti! Ormana kaçtı! Orman yandı kül oldu!

Vah ki vah!

Sonunda kül olup savrulmuş! Hiç değilse ineğin yaptığını yapın!

Suyu için! Üstüne soğuk bir su için! Gitti paralar!

Geleceğimizi yediler!..

Rahmetli anam ' Haram olsun hart olsun, ciğerine dert olsun!' derdi..

Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK