31 Ocak 2012 Salı

ULUDERE ÇUKURU

ULUDERE ÇUKURU

Uludere çukuru, Hükumetin elinde patladı.

Genelkurmay ııh dedi!

MİT ııh dedi!

Amerika biz istihbarat vermedik dedi.

İsrail, bizi karıştırmayın deyip,

Topu Türk Hükumetinin üstüne attı!

BDP Başkanı, emri siz mi verdiniz diye sorup duruyor!

Sayın Başbakan “evet” ya da “ hayır” diyemedi.

Topu yardımcısına attı!

Uludere'de ölen yurttaşların nasıl bir tertibe kurban edildikleri

bilinemedi. En iyisi “ gizlilik kararı” dediler, üstünü şimdilik

örttüler! Çözümü yargıya atmışlar! Yargı ne diyecekse?

Bekleyeceğiz göreceğiz!

AKP Derin devlet diye diye devleti ufaladı!

Uludere olayı aslında bu devleti tahrip etmenin bir sonucudur!

Muktedir olmak için, devleti adım adım ele geçirdiler.

Bürokrasi ellerine geçti! Kamu Kurumu nitelikli kurumlar ellerinde.

Orduyu itibarsızlaştırdılar!

İktidara tabi bir ordu istiyorlardı, oldu!

Anayasa Mahkemesi ellerine geçti!

HSYK ile Adli ve İdari yargıyı ellerine geçirdiler.

Üniversiteler, YÖK marifetiyle zaten ellerinde.

Eee ne kaldı geriye, hani kuvvetler ayrılığı vardı!

Meclis zaten ellerinde! Ona da güvenmediler!

Meclis Yaz tatilinde iken, onlarca Kanun Hükmünde Kararname çıkardılar.

Basını, medyayı çoktan hizaya getirmişlerdi. Koca bir holdingin üstüne

Vergi müfettişlerini salıp pişman ettiler!

Kalanlar da zaten Silivride!

Geriye derin devlet kaldı!

Şimdi derin devlet kendileri oldu.

Gördüler ki “ derin devlet”, İktidarların, devletin diğer birimleriyle ortaklaşa

yürüttükleri, ülke çıkarları gerektiğinde rutin dışına çıkılmasına izin verilen

bir sistemin adıydı. Arada bir kantarın topuzunun kaydığı bir sistemindi..

Şimdi rutin dışına çıkılması da zor! Kimse Diyarbakır Jitem Çukuruna düşmek

istemiyor! Darbeci yaftasının boynuna asılmasını istemiyor!

Dosyada var denilen çete, mahkeme kararında bulunamadı!

Uludere Hükumetin elinde patladı!

Verilecek makul bir cevap bulmadılar.

Ne diyelim? AKP hükumeti de devleti öğrenecektir.

Aşikar devleti de öğrenecektir, derin devleti de..

Biraz bekleyelim!

Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK

24 Ocak 2012 Salı

İKİ WİLSON

İKİ WİLSON
Vaktiyle Wilson'un biri, ABD Başkanı sıfatıyla dünyaya nizam veriyordu.
Osmanlı'yı bölün, doğusunda bir Ermeni, bir Kürt devleti kurun buyurmuştu!
Buyruk, Sevr Anlaşması ile döllendi, Lozan Anlaşması ile düşük yaptı!
Biz uyuduk, düşman uyumadı! Wilson Prensipleri dediler, rafa koydular!
Şimdi yavaş yavaş uygulamaya koyuyorlar!
Eşbaşkan, Başbakan, bir bir istenenleri veriyor!.
Bunu ben söylemiyorum. Elin ağzı torba değil ki büzesin!
İkinci Wilson, ABD eski Büyük Elçisi, olup biteni yazıya dökmüş! Saklısı, gizlisi yok!
Başbakan Erdoğan'ın Türk Ordusuna karşı giriştiği operasyon başarıyla devam ediyor!” demiş. Başbakan Erdoğan, AKP'den Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanı!
Başarıyla operasyon yapılan Türk Silahlı Kuvvetleri!
2.Wilson ellerini oğuşturuyor!“Artık Ordu Komutanları “ terörist” konumunda, hayaller gerçek oldu!” diyor. Hayaller kimin? Gerçekler kimin gerçeği?..
Bundan sonraki adım, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya'nın yargılanmasında..”demiş.
Kim bunlar? 'Bizim oğlanlar!' Yakında Mahkeme önüne çıkacaklar. Dün ABD çıkarlarına hizmet için ihtilal yapanlar, kendi yurttaşlarını işkence edenler. Bu günü dünden hazırlayanlar! Şimdi onları kulla-nanlar, yargılanmalarına alkış tutuyor! Yani ”süpürüyorlar!”.
Aslında tüm taşaronlara uyarıdır bu! Taşaronluğun sonu süpürülmektir!
Tüm bu tutklamalar, halkı ve siyasi çevreleri, tartışmalı Anayasa değişikliğine iknaya zorlayacaktır!.” demiş yazısında.
Amaca dikkat! Anayasa'ya iknaya zorlamak! Belli ki, buradan bir Anayasa değil, bir
Babayasa çıkacaktır! Türkiye'nin hayrına olmayacak, ABD'nin hayrına olacak bir Babayasa!
Türkiye bunu kabule zorlanıyor!..
Bu tutuklamalar, orduda, yargıda, siyasette bu değişimi kısıtlamak isteyenleri korkutacaktır!” demiş. Breh breh! Adam tam bir boş boğaz! Her şeyi açık etmiş! Türkiye adım adım bir korku toplumu oluşunu açıkça söylüyor. Ağzı laf yapan gazeteci, yazar, okur, çizer, söyler kim varsa, terörist, terör örgütü üyesi olarak toparlayıp toplama kampına dolduruyor! Dökülmez mürekkep hokkası gibi, giren çıkmıyor! Babayasa çıkınca onlar da çıkacaklar!
İkinci Wilson, dönen dolabı açıkça anlatmış! En yetkili ağızla, tarihin önünde tanıklığını yapıyor!
Halk bu tutuklamalar konusunda fazla ses çıkarmıyor..” buyurmuş. Halk nasıl ses çıkarsın? Televizyonlarda hergün parayla tutulmuş adamlar beyin yıkıyor! Siyasilere gelince ' hakara makara ' yapıyorlar. İki kişiden biri dolmayı yutuyor! Bunun adına ileri demokrasi diyorlar.
Şu cümleye dikkat! “Yargılamalar Türk Ordusuna darbe indirirken, aynı anda İktidarı yıpratıyor!.”. Wilson, hükümeti de sözde kayırmadan edemiyor! Hükümet yıpranıyormuş!.Tasa
ettiğinden değil, densizliğinden! Hükumet onun hükumeti değil ki! Kullanırsın, atarsın! Kendi deyimleri ile deliğe süpürürsün gider.
Babayasa çıkınca, hükümet edecek ne talipler çıkaacaktır!
Halkına, ordusuna, insanına onca eziyeti yapan hükümeti kim ne diye orada tutsun?
Zaten vereceğini vermiştir. Yeterince yıprınmıştır.!
Bakın Bizim oğlanlara, uyandırmıyor mu?
Birinci Wilson'un istedikleri, ikinci Wilson'un dedikleri bir bir oluyor!
Artık yenisine bakalım!” demeyecekler mi? Yıpranmış birini kim ne yapsın!
Elçi Wilson bunları ( http://www.acus.org/new_atlanticist/erd...ule-turkey) adresine yazmış.
Yazar tabii! Onlar kullanıcıdır. Tüketim toplumu, siyaseti de tüketir!
Olan Türkiye'ye olacaktır! Ben “BOB Eşbaşkanıyım!” diye öğünen birisinden ne beklenirse, onlar oluyor. Anayasa'da bir “BOP-GOP Eşbaşkanlığı” makamı var mıdır?
Babayasa da belki olur.
Gücünü Wilson'dan, oyunu Türk halkından alanlar ne yapsa yeridir. Bir gecede torba
yasalarla, Meclis tatildeyken Kanun Hükmünde kararnameler herkesi şaşkın etti!
Birileri büyük balık peşinde!
Türkiye'nin birlik ve bütünlüğü tehlikede.. Artık yunanın bre!..
Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK

17 Ocak 2012 Salı

19 MAYIS

 
ONDOKUZ MAYIS
Milli Eğitim Bakanlığı, bir genelge ile19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı'nın kutlama biçimini değiştirmiş ve kutlamaya sınır getirmiştir. Öğrenciler bu bayramı okullarda kutlayacakmış! Sadece Ankara'da stadyumda kutlanacakmış!..
Amaç bayramı halka açmakmış! Okullara hapsedilmiş bayramın neresi halka açıktır?
Bakan, Kırklı yıllardaki otoriter rejimler zamanında bu bayramın başlatıldığını, artık
değişmesi gerektiğini, modern dünyada çoktan terkedildiğine vurgu yapmış. Bir de on iki
eylülde masraflı ilavelerden söz etmiştir. Sadece kanun ve yönetmeliklerde ne varsa bunların
uygulanacağını ve eğitimin aksamaması için şimdiden uyardığını ifade etmektedir
. Spor Bakanı,C.Başkanlığı Genel Sekreterliği başkanlığında çeşitli bakanlıklardan temcilcilerin ortaklaşa bir mevzuat çalışması yaptığından söz etmektedir..Turpun büyüğü heybede anlaşılan. Hem C.Başkanlığı bir icra organı değildir. İcraatın içine onun da katılması, bu işin yukarıdan aşağıya, kararlı bir planın ve çabanın ürünü olduğuna işarettir.
İşin yüz yıllık geçmişine bir göz atalım...
Daha, 1914 yılında, Gençler Cemiyeti gibi bir adla, bir gençlik teşkilatı kurulmuştur..
1916 yılında, Çanakkale'de yıldızı parlayan Mustafa Kemal bu Gençler Cemiyetinin başına Genel Müfettiş atanmıştır. Resimlerinin gezetelere basılmasını bile tahammül edemeyen Enver Paşa, O'nu
pasif bir göreve getirmek ve gözlerden ırak tutmak istemektedir..
Mustafa Kemal, konuya ciddiyetle yaklaşmıştır. Spor ve Beden Eğitiminin okullarda ders olmasını, milli bayramların ihya edilmesini, kutlanmasını vs. tavsiye eden kapsamlı bir rapor hazırlamış ve devrin hükumetine sunmuştur...
1916 yılı 12 mayıs günü, Papazın Çayırı'nda (şimdi Saraçoğlu Satadyumu) ilk Gençlik-İdman Bayramı, Selim Sırrı Tarcan yönetiminde kutlanmıştır. İsveç'te Jimnastik ve Spor eğitimi almış Selim Sırrı Tarcan, İsveç'den 'Dağ başını duman almış!' dizeleriyle başlayan marşı getirmiş ve Gençlik Marşı olarak Türkiye'ye kazandırmıştır. İdman şenliğine katılan gençler bu marşın eşliğinde yürümüşler!.
Mustafa Kemal ve arkadaşları, 19 mayısı izleyen günlerde, Samsun'dan Havza'ya giderlerken oto-mobilleri bozulmuştur. M.Kemal Havza'ya doğru, Gençlik Marşını söyleyerek yürümeye başlamıştır.. Bunu gören maiyetindekiler de ona ayak uydurmuşlar; marşı söyleyerek yaya yollarına devam etmişler!
1927 yılına gelinceye kadar, her 12 mayısta, Gençlik Günü -İdman günü gibi bir adla bu bayramı
kutlaya gelmişler! Cumhuriyetin kurulmasından sonra Samsun'da 19 mayıs günü, Gazi Günü adıyla, yerelde, halk ve gençlerce kutlanmaya başlanmış!.
1927 yılında, Milli Eğitim Bakanlığı, Samsundaki Gazi günü ile Gençilk Günü'nün, 19 Mayıs gününde birleştirilerek, okullarda kutlanmasını buyurmuştur!.Atatürk'e doğum günü sorulunca,
“Niçin 19 mayıs günü olmasın?” diye yanıtlamıştır..
19 Mayıs'ın ilk ulusal kutlaması, 19.05.1938 yılında yapılmıştır. Atatürk de kısa bir süre kutlama
yerine gelip izlemiştir! Ancak Hatay meselesi için, Mersin'e gitmek üzere erken ayrılmıştır.
İlgili Yasa, 20.06.1938 yılında çıkarılmıştır. Ulusal Gençlik ve Spor Bayramı olarak ortak ve ulusal bayram olarak kabul edilmiştir. Ölüm döşeğindeki Atatürk'e haber verildiğinde, çok memnun olduğunu bildirmiştir.
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı'nın dünyada bir eşi yoktur. 1916 yılından beri 96 yıllık bir geçmişi vardır.. Emperyalizme karşı, Kurtuluş Savaşı'nı kazanmayı başarmış bir Ulusun, geleceğini emanet ettiği gençliğine bir armağanıdır. Cumhuriyetin gençliğe emanet edilmesinin ve gençliğin bunu görev bilmesinin yinelenmesidir. 23 Nisan çocuklarımızın,19 Mayıs gençlerimizin görevlerini benimse-me bayramıdır! Çocuklarına ve gençlerine bayram vermiş, Cumhuriyet'in geleceğini emanet etmiş başka
bir ulus ve lideri yoktur!
Her iki bayramın dünyada bir örneği yoktur. Modern dünyada böyle bir eylem olmamış ki, terk
etsinler!. “Kırklı yılların otoriter devlet anlayışı!” iddiasıyla da ilgisi yoktur. Bazı devrim düşmanı kişilerin ileri sürdüğü gibi “Faşist İtalya'dan alınmış “ değildir!.. Yüz yıllık bir kurumdur..
Amaç, Türkiye Cumhuriyeti'nin devletiyle, milletiyle, vatanıyla, kültürüyle, genciyle, yaşlısıyla
birlik ve bütünlüğünü tartışılır yapmaktır! Atatürk'ün gençliğe hitabesi, on yıllar ötesinden bunların olacağını ele vermektedir!..
Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK


*Hasip ÖZTÜRK, Türkiye/Bursa *

11 Ocak 2012 Çarşamba

DEVLET DÖVÜLDÜ

DEVLET DÖVÜLDÜ
Uludere'de kaymakam dövüldü! Oradan oraya kaçıyor, düşüyor, kalkıyor!
Ardında dövenlerle, kaymakamı kollayanlar birbirine düğümlenmişler! Eller kalkıyor, iniyor, tekmeler uçuşuyor! Orada devlet dövülüdü! Dövülen, itilen kakılan Kaymakamın şahsında devletti! Devlet!
Eskiden muhalefet liderlerinin taşlandığını, yollarının kesildiğini de görmüştük! Bunu yapan, yaptıran hükumetti, iktidardı. Sokaktaki adam değildi..
Kaymakam olayı, farklı! Burada devlete düşman olanlar var. Bunu açığa vurmaktan çekinmiyorlar.
Silahlı teröristi var, molotof kokteyllisi var, dokunulmazlığı olanları var! Her fırsatı kullanıyorlar.
Milletvekili olan birisi, görevi başındaki polis komserini alenen, medyanın gözü önünde tokatladı!
Orada tokatlanan, komserin şahsında devletti!
Devlete el kaldıran, kim olursa olsun karşılığını görmeliydi!
Devletin tokatlandığını, cezasız kaldığını görenler cesaret buluyor! Kaymakama el kaldırıyor!
Dünyanın gözü önünde devleti dövüyorlar!
Devlet itibarından taviz veremez! Devletin görevlilerine dokunulamaz..Bu devleti yönetenlerin namusudur! Devleti yönetenler, devletin namusuna sahip çıkarlar! Çıkamayanlar için bu utançtır!
Zafiyettir, yetersizliktir, güçsüzlüktür!
Devleti tokatlayanın dokunulmazlığı kaldırılmalı ve derhal adalete teslim edilmeliydi. Edildi mi?
Yoo! Edilmedi..Devlet gücünü, sadece devlete saygı duyanlara gösterebiliyor!
Devlete hizmet edenleri, devletin onurunu koruyanları içeri tıkabiliyor!
Onu da devleti koruma adı altında, devleti güçsüzleştirmekte kullanıyor!
Türkiye Cumhuriyeti, bu denli zafiyete düşürülmedi..
Menemen'de Kubilay'ı, Yedek Subay Teğmeni, subayı görevi başında boğazlayanlara ah vah
edenlerin sözü geçiyor! Şimdi Kubilay'a değil onu boğazlayanlar için ah vah ediliyor!
Devlet en zor günlerinde bile çamurlara bulanmadı!
Devleti yönetenler, devletle dalaşmaz! Devlete karşıt ya da düşman olmaz! Olmaya kalkarsa,
cemaat de kaymakamı döver! Polis komserini tokatlar! Karakolları silahla basar! Askerleri şehit eder!
Devletle pazarlık eder veya etmeye teşebbüs eder!..
Bana dokunulmazlıktan söz etmeyin! Dokunulmazlık kaldırılır, yargıya teslim edilir olur biter!
Sürüncemede kalırsa, devletin itibarı aşınır!
Görevinden dolayı Yüce Divan sıfatı ile Anayasa Mahkemesi tarafından yargılanması gerekenleri,
Özel Yetkili Savcılara ve Mahkemelere teslim edip tutuklayabiliyorlar. Efendim görevleri arasında
olmayan bir işi yapmışmış! Yahu o göreve gelmemiş birisi, o yetkileri kullanmaya yetkili olmayan biri
müsnet suçu işleyebilir mi? Buna sıradan insanlar karar vermez ki! Buna Anayasa'da belirtilen mercii
soruşturur ve karar verir. Onun işine ne diye karışırlar?
Milletvekilinin görev ve yetkileri arasında polis komserini tokatlamak var mı? Bal gibi tokatlamıştır! Aynı mantıktan giderseniz, onu da tutuklayın! Madem görevi dışındadır, alın içeriye! Ya da usulünce getirin Meclisin önüne, dokunulmazlığını kaldırın!..
Tutuklu, eski Genel Kurmay Başkanı için yürütülen mantık burada geçerli değil mi?
Yanlış emsal teşkil etmez deniyorsa, yanlışı düzeltmek gerekmez mi?
Ben yapınca doğru, başkası yapınca yanlış diye bir mantık yürütülemez!
Devlet ebed müddettir! Devlet kurallarla yönetilir..Devlete ait işler devlet işleridir.
Bu senin ayıbın sen özür dile diye bir ayırım kavramı yoktur..
Allahın sopası yok ki; Uludere'de 35 kaçakçıyı katırlarıyla birlikte devletin silahlı kuvvetleri
bombaladı. Otuz beş yurttaşımız öldü, aileleri acılı ve yetim kaldılar..
İktidarda kim var! Devleti kim yönetiyor? Hükümet ve bağlı sistem. Vebal onundur. Hesabını
o verecektir! Dersim'de devlete sahip çıkmayanların ayağı Uludere'de dolaştı!
Şimdi dürüstce hesabını versinler!. Otuz beş yurttaşımız telef oldu. Aileleri perişan oldu! Ulusça
canımız yandı! O insanlar kaçakçıydı diyemeyiz. Kaçakçılıksa bunun ceremesi vardır. Bakın şimdi sınır ticareti kolaylığı getirildi. Bunu dün yapsalardı ya!
Öldürülen 35 yurttaşın o yolda, o saatte ne işi vardı? Onları oraya kim yönlendirdi! Bombalanacakları biline biline oraya onları kim yolladı? Yereldeki istihbarat kaynakları niye bildirmedi? Vurulacaklarını bile bile kim ihbar etti? Bu istihbarat kimden geldi? Amaç Türk Ordusu'nu itibarsızlaştırmak mıydı? PKK terör örgütünü baskıdan kurtarmak için mi tezgahlandı. PKK'ya ençok kimlerin ihtiyacı vardı? Olay ençok kimleri sevindirdi? Tezgah büyük (?) dostumuzun paketinden mi çıktı?
Türkiye'nin istihbarat kaynakları bu oyuna geldi mi?
Bunların dürüstçe cevabı verilmeli ki, bir daha tekerrür etmesin!
Bu memlekete yazık oluyor! Ataları ülkeyi kurtaran, Cumhuriyeti kuran, on yılda on beş milyon genç yaratan bu halka ne oldu? Kim afsunladı? Laf salatası ile kimler nasıl kandırdı? Terör örgütü bu güne kadar nasıl yaşayabildi? Gençleri bir bir nasıl ayarttılar? Heyy! İki kişiden biri! Aklını başına devşir! Devlet gözümüzün önünde dövüldü!..
Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK

27 Aralık 2011 Salı

SİYASİ CÜCELER

SIYASI  CÜCELER
Cücelik bir bedensel engeldir. Yeterince gelişememenin sonucudur.
Sözüm siyaseten gelişmemişlikle ilgilidir. Engellilik sayılmaz. Ülkeleri ve dünyayı idare etme iddiaları,
engelli engeline takılmaz! Uzağa işeme yarışına girerler!..
Sorunu sadece Sarkozi'yle özdeşleştirmek doğru olmaz. Fransa Ulusal Meclisi'nde daha otuz dokuz
siyasi cüce varmış! Sarkozi'yle işbirliğ ettiler! Ahmaklığı yasalaştırdılar!
İki ülke arasındaki dostluğu yıktılar!.
Siyaseten cücelik sadece Fransızlara has değildir. Hoş, orada bir Napolyon çıkmıştı!
Hayalleri boyuyla ters orantılıydı. Bulaşmadığı yer bırakmamıştı. Sonu hüsran oldu! Hitler onun
Almanca konuşanı, Mussolini İtalyancasıydı...
Şimdi İsrail parlamentosuna Fransa'dakine benzer bir öneri getirilmiş. Hazır Türkiye ile ilişkiler
şeker renk almışken, benzer bir yasa çıkarmaya heveslenmişler!
Gördünüz mü? Siyasi cücelik ve körlük ne denli yaygındır! .
Eline fırsat geçen, Türkiye'den bir ısırık almak istiyor!
Yirmiyi aşkın ülkenin parlamentosu “soykırımı kınama kararı” almış. Ama işi bu iddiaya karşı çıkanı
“cezalandırma garabetine” yeni düşüyorlar!.
Doğruların söylenmesi korkularını ele vermemişler!
İsviçre Parlamentosu, hem soykırımı kınama kararı almış, aksini savunmaya ceza yaptırımı koymuş!
Sayın Doğu Perinçek'in “Perinçek Savunması “ hatırlardadır. Bavullar dolusu belgeyle gitmişti!
Ermeni soykırım emperyalist bir yalandır!” diye gürlemişti. Mahkenede söylenmesi gerekenleri
bir bir söyledi! Belgelerle kanıtladı. Ermeni, Rus, İngiliz vb kayıtlarını da konuşturdu!
İsviçre Hakimi “ pöstekinin kıllarını saymış!” Perinçek'i cezalandırdı.
İsviçre'de hem cüce parlamenterler, hem de cüce hakimler varmış!.
Herkes sanır ki, uluslararası siyasette asıl olan tarihi gerçeklerdir! İnsan haklarıdır. Ya da
nesnel yaklaşımlardır! Hayır, bunların fazlaca bir kıymeti-i harbiyesi yoktur!.
Tarihi gerçekler, duruma hakim devletlerin işine gelmez! Öyle olsaydı, İspanyolların Amerika kıt'asında,
yeni dünyada on beş, yirmi milyon yerli insanı çiçek hastalığı, firengi hastalığı, tüfek ve
kılınçla soykırıma uğratması yargılanmalıydı...
Böyle birşey olmadı!
ABD, milyonlarca yerliyi, kızılderili diye ayrıma tabi tuttu! Kesip biçti. Milyonca Afrikalı'yı
zorla Amerika'ya taşıdı! Köle yapıp çalıştırdı.Bunu yapmaktan ötürü utandı mı? Utandırıldı mı? Hiroşima'ya,
Nagazaki'ye attığı atom bombaları ile milyonca insana kıydı. Şimdi orada ot bile bitmez!
Ne utandılar, ne utandırıldılar!.
Hala güçlüler! Güçlüler utanmaz!
AB ülkelerinin gelişmişliği, alt yapılarının eksiksizliği sömürge gelirleriyle yapıldığından!
Dünyanın üçte ikisini soydular, ülkelerine taşıdılar. Mutlulukları yalan, talan üstüne kurulmuştur..
Siyaseten cüceliğe karşı çıkabilirler mi?
İsrail, bilmem kaç bin yıl sonra Filistin'e çıktı geldi. Bilinçsiz Arapları eze eze kendine bir
ülke boşalttı! İsrail kendine kusur yakıştırabilir mi? ABD oluşumuna karşı çıkabilir mi?
İngiliz'in “güneş batmayan ülke”si sömürgeleştirdiği ülkelerden ibarettir. Sömürge insanına yaptıkları
 soykırım sayılır mı? Sayılmadı.. Geriye dönüp “pardon!” der mi?
Diyeceksiniz ki eeee? E'si, M'si herkesin eli kanlı! Kimse kendi tarihine bakıp “özür dilemez!”
Ama Türkiye dileyebilir! Türkiye'ye diletilebilir! Türkiye güçsüzdür!
Türkiye, “Kurtuluş Savaşı “ ile emperyalizme kafa tutmuştur! Emperyalizmi geriletmiştir! Cakasını bozmuştur!
 Her fırsatta bunun hesabı sorulmalı ve cezalandırılmalıdır!
Ermeni soykırımı, olmazssa 1071 Malazgirt Zaferi sorgulanmalıdır!
Hem Ermenileri, Rumları onlar kışkırtmıştı. Türkiye'den hesap soramazlarsa, mağdurlar geri dönüp
kışkırtıcılarına bizi siz ittiniz! Diyebilirler..
Elbirliği ile Türkiye'ye baskı yapıyorlar. Türkiye'yi hedef gösteriyorlar..
Hazır Türkiye'de siyasi cüceler çarşafa dolanmışken, suçlamanın tam zamanı diyorlar!
Soykırım emperyalizmin tezgahıdır. Suçlama yöntemidir. Savunmayı yasaklamak, keyfi yargının
dik alasıdır!..Susturmaktar! Ahmaklıktır!...
Sağlıcakla kalın...
 Hasip ÖZTÜRK

20 Aralık 2011 Salı

İNKAR YASASI

İNKAR YASASI
Fransa Parlamentosu'nun alt kanadı,Ulusal Meclis'de, sözde “Ermeni Soykırımını
İnkar” yasası kabul edilmiş. İnkar edenlere hapis ve para cezası öngören yasadan söz
ediyorum.. Tarihçiler bile yazmasınlar istiyorlar...
Sarkozi, Türkiye ziyaretinde, önleyeceğim demişti! Oysa teklifi kendi partisinden
adamları parlamenteyo getirdi. 2012 de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde
Ermeni oylarını istediğini anlatmış oldu!.
Başbakan Erdoğan, Sarkozi'yi mektupla uyardı! Fransa'da Türk diplomatların
saldırıya uğradığına işaret etti! İki ülke arasındaki ilşikilerin ağır zarar göreceğini filan
söyledi. Bunlar yıllardır söylenir. Ciddi bir yaptırım uygulanmaz. Yakınlarda Sarkozi,
Türkiye'ye geldiğinde herkes, onu iyi karşılama yarışındaydı!
Perhizle lahana turşusu bir arada gitmez! Gitmedi!
Fransız Ulusal Meclisi'nde yasa teklifi kabul edildi.
Bu meselenin daha ciddi boyutlarda ele alınması gerekir. Mesele derken önce
Fransa'nın tarih boyunca işlediği cinayetlerden söz ediyorum. Vietnam'da, Cezayir'de,
Haiti'de, Tahiti'de, Fildişi Sahilleri'nde, Kongo'da kanlar ellerinde kurudu!
Kimse kanlı ellerini yüzüne vurmadı! Vuracakların da elleri kanlıydı!
Ruanda'da 800 bin Tutsi öldürülmedi mi? Brundi'de Hutu'lar öldürülmedi mi?
 Cezayir uzakta değil, daha kırk sene önce 1.5 milyon Cezayir'liyı kırdılar! Dünya'nın gıkı çıkmadı!
1.Dünya Savaşı'nda, fabrikalarının pamuk sıkıntısını gidermek için Anadolu'nun güneyini işgal etmedi mi?
Suriye'den peşine taktığı Ermeni militanlara uniforma, silah verip Türk halkı üstüne salmadı mı?
Çukurova'da korkunç “Kaç Kaç” dehşetini yaşatmadı mı? Mersin'de halamı şehit eden katillerin
sırtında Fransız askeri üniforması, ellerinde Fransız silahı yok muydu?
Bunlar kibarlıktan anlamazlar!
Namus, ahlak, kültür, insan halkları, özgürlük, adalet sadece kendileri içindir.
Sömürgeci dünyanın bir parçası olarak, bütün dünyayı, emellerinin arka bahçesi görürler!
Kendi kültüründen olmayanı adamdan saymazlar! Demokrasi, insan hakları diye bağırırken,
 mangalda kül bırakmazlar!
Libya'yı allem, kallem edip ateşe boğdular! Derdi Libya halkının özgürlüğü değildi.
Pek değerli Libya petrolleriydi. Libya'yı imar için müteahhitlerine iş çıkarmaktı.
Dünyanın gözü önünde, medyada facia izlendi, yaşandı!
BM, ABD, AB, NATO vs. hepsini çıkarları için tepe tepe kullandı...
Türkiye AB'ye girmesin diye, yırtmadık yerini bırakmadı!
Bunların ekonomik çıkarlarını engellemek gerekir.. Dostluklarına güvenilmez!
Yaptıklarının parasal bir değeri olduğunu öğrenmeleri gerekir!
İmalardan, tehditlerden tırsımazlar! Isırılmayacaklarını bilir, aldırmazlar!
Uyarmak yetmez, acıtmak gerekir!
Canlarını, en çok çıkarlarının örselenmesi acıtır!
Sayın Başbakan'ın uyarılarına katılıyorum! Yerinde ve ağır uyarılar!
Ardından şaplak gelmezse işe yaramaz! Tınmazlar, tınmadılar!
Daha önce de bu yasayı çıkardılar. Anayasa'ya aykırı olduğunu bile bile çıkardılar!
Bu reddedilse bile, yarın yine deneyecekler! Şaplaktan gayrisinden anlamazlar!
Ermeniler, kışkırtıcılarına dönmesin diye, böylece oyalarlar!..
Benden hatırlatması..
Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK

14 Aralık 2011 Çarşamba

TUZ KOKAR Mİ?

TUZ KOKAR MI
Bilinir ki tuz kokmaz!
Tuzun kokması adaletin, yargının yanlı olmasının, siyasetin emrine girmesinin adıdır.
Tuz kokunca, biliniz ki “ şeriatin kestiği parmak acır!”
Acıyı dindiren “ yansız, tarafsız yargının” kararıdır.
“Mülkün temeli olan adalet” herkesin güvencesidir.
Hep üstte olacağım, benim dediğim olacak diyenlerin de güvencesi adalettir!
Adalet herkese gereklidir!..
H.S.Y.K, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu adlı bir Anayasal kurumdur..
Yargının pratikte yönetimi HSYK'nindir.
Yargıdan, yargıçtan, savcıdan adaletsizlikten şikayeti olanların gideceği yer orasıdır.
Yargıçları, savcıları atama yetkisi onundur..
Yargıç istemedikçe durup dururken yeri değiştirilmez.
Tabii yargıç yargılanan için bir güvencedir. Yargı için de güvencedir.
Siyasetin istediği kararı alan savcının, yargıcın önüne dikilecek kurum orasıdır.
Yaşanan o ki, yargıda bazıları (bazı karar ve uygulamalarıyla) siyasetin gözüne
girmeye çaba harcamaktadır. HSYK siyasallaşmıştır. Bunlara çanak tutuyor.
Bunu ben söylemiyorum, Sayın Sayın Kemal Kılıçdaroğlu söylüyor. Sayın Deniz
Baykal söylüyor!. Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Baykal ölçülü konuşan liderlerdir..
Durumdan şikayetçi olan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu “..HSYK'ya saygımız vardır.
 Devletin her kurumuna saygımız vardır. Yeterki her kurum yasalarla belirlenmiş
görevlerini yerine getirsin...Ama HSYK adalet dağıtan bir kurum değil, Adaleti
bozan bir kurum, tuzu kokutan bir kurum...Silivri'deki davalardan birine bakan
bir yargıç vardı. 'Üzerimde kurumsal baskı var.' dedi ve ayrıldı. Hiçbir HSYK
üyesi çıkıp “Arkadaş sana bu baskıyı yapan kim' diye sormadı. Yargıya baskı yapılıyor
ama sormuyorlar...Bu HSYK'ya saygı duyar mısınız? Ben duymuyorum.. Kusura bakmasınlar” diye yakınıyor..
Sayın Baykal, İzmir'deki uygulama için“..Benim muhatabım HSYK değil Başbakan.” diyor.
 “..Erdoğan...inatla gitiği referandumda, HSYK ve Anaya Mahkemesi'nin yapısını değiştirmiştir...
 Bu kurumları siyasetin etkisi altına çekmiştir.....değişiklik paketinin içerisine bunları sakladı..
 Hukuk ve adalet tartışmalı hale geldi..Deniz Feneri davasında savcılar değişti..Almanya'da mahkemenin
asıl suçlu dedikleri tahliye oldu..Yapı değişmeseydi bunlar olur muydu?..' Yetmez ama evetçiler'
 bunu düşünmeli. vb.” diye yakınmış....
Yargı bağımsızlığı, yansızlığı ve kuvvetler ayrılığının 3. kuvveti olan Yargı Erki, bu
kadar eleştirilmemişti..Adalet Reformu adıyla, halka onaylatılan Anayasa değişikliği ile yargı,
 siyasetin emrine sokulmuştur. On iki Eylül'den kalma özel yetkili mahkemeler,
özel yetkili savcılar eliyle Türkiye'de muhalefet yok ediliyor, sindiriliyor. Korku toplumu yaratılıyor.
Başarılı da oldular hani.. Tepkisiz bir toplum yarattılar!..
Muhalefet'in seçkin, eski ve yeni iki lideri, siyasetin adaletin içine girdiğinden yakınıyor. Bu halk dilinde “tuz koktu' demektir.
Bugünler ağrılı da olsa geçer! Bugün komşularına 'adil olun, demokrat olun' diye
öğüt (!) verenlere, yarın başkaları aynı tavsiyelerde bulunur! Tarih tekerrür eder mi eder!.
İbret alınsaydı etmezdi diyor atalar! Yine de tekerrür eder!. Edecektir...
Sağlıcakla kalın..                                                                            Hasip ÖZTÜRK