15 Ocak 2013 Salı

NEMRUT MUSTAFA DİVANI

NEMRUT MUSTAFA DİVANI 'Yumurtasız omlet olmaz!' derler. Adaletsiz yargılama olur mu? Olur, olur! Hukukun işlemediği, ön yargının egemen olduğu siyasi mahkemeler olmuştur.. Onlardan böylesi hükümler istenmiştir. ” Sizi yollayan irade böyle istedi!” diyen mahkemeler olmuştur. Onlar bağımsız ve yansız mahkemeler değildi. Mustafa Nazım Paşa'nın başında bulunduğu, halk arasında 'Nemrut Mustafa Paşa, Kürt Mustafa Paşa Divanı' bunlardan biriydi. Belki de ilkiydi. İstanbul işgal altındadır. Damat Ferit başbakandır. Siyasi tutuklular Bekirağa Bölüğü'nde (hapishane) tutulur. Divan-ı Harbi Örfi'de (Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi) yargılanırlar. Başlarda bu mahkemenin başkanı Hayret Paşa'dır. Dönem 'Ermeni Tehcirini' izleyen yıllardır. İntikam zamanı gelmiştir! Nemrut Mustafa Divan-ı bir intikam aracıdır!.. Ermeni Patriği Zaven efendinin hazırladığı 'idam edilecekler listesi!' İngiliz İşgal Komutanlığı emriyle başbakan Damat Ferit'e iletilir; o da Hayret Paşa'ya iletir! Hayret Paşa dürüst bir askerdir.'Ben bu işi yapamam!' diyerek görevden çekilir. Mahkemenin üye hakimi, daha sonra 'Nemrut Kürt Mustafa Paşa' diye anılacak Mustafa Nazım Paşa 'Ben yaparım!' diyerek göreve atanır. Askeri Sıkıyönetim mahkemesinin başkanı olur! Osmanlı tarihinin en acımasız, hukuksuz ve işbirlikçi mahkemesi ortaya çıkar!.. Daha önce, Devletin ' Tehcir Yasası'nı kendi bölgesinde merhametle yürüten, göçürülen Ermeni yurttaşların burnunu kanatmayan, o sıra Urfa valisi Valisi Nusret bey ilk kurbandır. Oysa istinaf mahkemesinde yargılanmış ve aklanmış bir yöneticidir. Ermeni Patriği'nin ısrarlı isteği ile İstanbul'a yollanır. Nemrut Kürt Mustafa Divanında yargılanır. İlanla tanık aratılır ve yalancı tanıklarla idamına karar verilir.. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal bey, Ermeni Patriğinin ısrarıyla, İngiliz İşgal K. nının isteğiyle idama mahkum edilir. Bu mahkemenin temyizi yoktur. Beyazit meydanında hemen asarlar. Nusret Beyi İngilizler Malta'ya sürgüne yollamak üzeredir. Nemrut Mustafa itiraz eder! İdam mahkumu diye İngiliz'in elinden alır ve astırır! Asılanların hemen hepsi Türk'dür. Milliyetçidir. Ankara'daki Kuvayı Milliye'ye destek verenlerdir. Binlerce Türk'ü (570 000) katleden Ermeni katillerden hiçbiri yargı önüne çıkarılmamıştır. Ama Mustafa Kemal, Kazım Karabekir, Kazım Özalp vs Nemrut Mustafa Divanı'nda gıyaplarında idama mahkum edilmişlerdir. Cumhuriyet, bu yargızedeleri, yasa çıkararak aklar ve geride kalanlarına maaş bağlar!.. Mağdurların biri Ziya Gökalp'tir. Türk Milliyetçiliğinin temellerinı yazıp çiziyor diye Nemrut Mustafa'nın eline düşer! Her nasılsa, kellesini kurtarmıştır.. 'Sen Türk olduğunu söylersen, otuzu aşkın azınlıklar da kendi milliyetlerini söyler! ' Sen bozguncusun! Diye suçlar! Hani okullarda ' Türküm, doğruyum...' diye and içilmesinden rahatsız olanlar var ya; “ Ne Mutlu Türküm Diyene!” sözüne 'gıcık' olanların yaklaşımıyla, Nemrut Mustafa'nın bakışı ortaktır! Hayret birşey! Tarih tekerrür ediyor!.. İzmir'in Yunanlılara işgal ettirilmesinden sonra, Bursa yakınlarında Yarbay (Kasap) Osman'ın birliği vardır. Asker kaçağı, soyguncu, bozguncu, işbirlikçi, ırz düşmanı vb.yakalanınca, orada hemin bir mahkeme kurarmış! 'Salbına' diye karar verirmiş! Oracıkta astırırmış! Onun için adı Kasap Osman'a çıkmış! Kasap Osman Nemrut Mustafa yanında adildir. Halk düşmanlarını cezalandırırdı... İstiklal Mahkemeleri için de gayri adil diyenler vardır. Bir İhtilal Mahkemesi'nden, savaş ortamında adalet beklemek olası mıdır? Nemrut Mustafa'ya göre adildir. Hiç değilse, dinliyor ve lehte delil de topluyormuş. Beraat edenler de var. Sonuçta bir ihtilal mahkemesidir. Son eski örneklerden biri 27 Mayıs sonrasında “Yüce Divan” mahkemesidir. Sizi buraya gönderenler böyle istiyor sözüyle anımsanır.. 12 Eylül yargılamaları da hala toplumda tartışılır. Ama temyizi vardı. İtirazı vardı.. Ya şimdi! Nemrut Mustafa Divanı yargılamaları hortlatılmıştır. Allahtan Ankara'da hakimler var! Hukuk son sözünü henüz söylememiştir! Tarih olup bitenleri unutmaz! Halk da mahkemeler ve yargıçlar hakkında hükmünü verir! Nemrut Mustafa, tutuklanmış ve Bekirağa Bölüğünde hapis yatmıştır. Kalan cezasını devrin padişahı affetmiştir. Halk affetmemiştir. Fırsatını bulunca Irak'da Süleymaniye'ye kaçmıştır. Halk, men dakka dukka der! Bugünün yarını da var demektir. Karacaoğlan ' İğneden ipliğe sorulur bir gün!' der.. O günler uzakta değildir. Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK

8 Ocak 2013 Salı

DELİL İMALATI AŞ

DELİL İMALATI AŞ Devletçilik ilkesini komunizmle eş tutanlar, her fırsatta bu ilkeye saldırırlar. Devletin piyasaya zaman zaman üretici kimliğiyle girmesi gerekir. Bakın Toki'ye! Devlet sermayesi ve yetkisiyle apartmanlar üretiyor. Ucubeler bile dikiyor! Bursa'nın orta yerinde, Uludağ ile boy ölçüşen ucube apartmanlar dikmiştir.Van'a doğalgaz henüz gelmemiş! Ne yazar? Deprem mağdurları için, doğalgazla çalışan kaloriferli binalar dikmiştir. Kalorifer çalışmadığı için içindekiler sovuk mağduru olmuşlar... Bu 'yeni devletçilik açılımı' olmalı!... Anlatmak istediğim apartman üretimi değil. Devletin, delil üretmeye el atmasıdır! Yıllardır silahlı, silahsız, emekli, muvazzaf, kalemli kalemsiz insanlar darbeci, balyozcu suçlamasıyla, dijital delillerle hapislerde çile doldurmaktadır. Sehven yüklenmiş dijital adreslerin hesabı sorulmaktadır. Balyoz Semineri Planı, Kafes Eylem Planı böyle belgelere dayanırmış. ASD kodlu bilgisayar ve kullanıcıları bu belgeleri üretmişler. Bavullar dolusu belgeler böylesi belgelermiş.. Meğer, bu davaların temel delillerinin birçoğu üretilmiş dijital delilermiş! İnsanlar üretilmiş delillerle sanık olmuş, tutuklanmış ve yargılanmışlar! CHP Genel Başkan yardımcısı, milletvekili Umut Oran'ın soru önergesine Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı ilginçtir. Özetle “..Microsoft Office 2007 yazılımı TSK'nın değişik birimlerinde 2007 yılından kullanılmaya başlamış. Microsoft'un web sayfasında elde edilen yazılım 30.11.2006 da üretilmiş. 2003 yılında kullanılması mümkün değilmiş. Microsoft firmasına ait olan 'Office 2000' yazılımı kullanılırmış. Personelin denizaltıyla seyir halinde Word programı ile yazı yazması mümkün ama, seyir halinde karasal ağı ( TSK ağı, internet vb.) yokmuş.” “ASD” kodlu bilgisayar ve kullanıcıları TSK'da mevcut değilmiş.” Ne var bunda demeyin! Özel Mahkemelerin dava dosyalarında delil olan dijital belgelerin, 2003 tarihinde kullanılan yazılımla yazılması beklenir değil mi? Sayın Bakanın dediğine göre böyle değilmiş. 2007 yazılımları kullanılmış! Açıkçası suçlama delilleri sahte! Uydurma! Özel düzenlemeler imiş! Yetkili savcılar bu belgelere göre suçlama yapmışlar! İddianameler düzenlemişler. Sanıklar bu delillere suçlanmış, tutuklanmış ve yargılanmışlar. Belki de bu belgelerle haklarında hüküm verilecekmiş! Milli Savunma Bakanı, keyfiyeti bir soru önergesine karşılık olarak bildirmiş! Sorulmasaydı, bu keyfiyet böyle sürecek miydi? Belliki devletin ilgili birimlerinin olup bitenlerden haberi var. Bu bilgileri Bakan vermiş. Niye seslerini çıkarmadılar?.. Ceza hukukunda “şüphe” sanıklar lehinedir. Bu delillere göre suçlanmış ve tutuklanmış sanıkların ivedilikle tahliye edilmesi beklenir. “ASD” kodunu kullanan bir kullanıcının bu belgeleri haricen düzenlemiş. Savunma Bakanı TSK'da böyle biri yok diyor. Öyleyse dışarıdan birileri bu nifakı üretmektedir. .Devletin ilgili organları da, bu belgeleri yargının önüne belge diye götürmekte, önemli kararlarında bu belgeleri kullanmaktadır. Yani bu ülkede devlet eliyle her türlü belge mi üretilmektedir? Üretilmiş belgelerle dava açılıp, önemli kararlar mi verilmektedir?. Bu nasıl bir yönetim boşluğudur? Devlete rağmen mi olmaktadır? Devletle mi olmaktadır? Sayın Başbakan bu davaların savcısıyım derken, bu delillerden heberli miydi? Adalet Bakanı, HSYK'nin başkanıdır. HSYK'nı, sahte deliller için uyardı mı? Yetkili savcılar, Savunma Bakanı'nın cevabını önlerine alıp iddianameleri yeniden irdeleyecekler mi? Özel yetkili mahkemeler, sanıkların tahliyesini düşünüp, ilgili savcılıklara iddialaneleri iade edecekler mi? Yetkili savcılar, bu sahteciliği derhal soruşturup faillerini yargıya teslim edecekler mi? Devlet denetleme kurulu harekete geçirilecek mi? Aklın, yasaların ve devlet teamülünün gereği budur. Ama umutlu değilim. Balyoz davasının yargıçlarından birisi, sanıklar lehine değerlendirme yapınca, görevden alınmış. Bekleyip göreceğiz.. Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK. *Hasip ÖZTÜRK, Türkiye/Bursa *

3 Ocak 2013 Perşembe

YILBASININ KARLARI

YILBAŞININ KARLARI Yeni bir yılbaşı geldi. 2012 den 2013'e geçiyoruz. Herkes birşeyler anımsar, birşeyler unutur! Yine de umutlar tükenmez, 'Yeni yılınız kutlu olsun!' denir. Öyle olsun! Eskiden 'Sarıkamış Faciası'nı' bilmezdik. Yıllar gelir geçerdi. Ne mutlanırdık, ne de küserdik! Hayat bildiği gibi akar giderdi. Uludağ'a baktığımda, uzaktan karlı tepesini görünce; yılbaşı olsun olmasın Sarıkamış aklıma düşerdi! Yılbaşı günleri gelende, yine aklımda Sarıkamış olur! Ruhi Su rahmetli tok sesiyle gürlerdi: öfkeli, ağlamaklı! “Oltu'dan girdik de Sarıkamış'a/ Akıl ermez orda yatan üleşe!/ Askeri kırdıran Enver Paşa/ Kilitlendi kapılar, mekan ağladı!” Uludağ ile ne ilgisi var diyeceksiniz! Uludağ'ın en yüksek tepesi 2445 m dir. Karlı Allahüekber dağlarının yüksekliği 2 500 m den başlar. Altta kar, üstten yağmadadır! Yazlık asker urbası içinde, ayakta çarık! Asker Sarıkamış'a yürümektedir! Sıcak iklimden getirilmiş asker! Enver Paşa topuyla, tü feğiyle sürmüş Allahüekber dağlarına! Üstten kar yağar, altta yığın yığın donmuş karlar! Çarık dediğin ne ki? Ömrü kaç gündür! Suyu görünce yumuşar! Ayaklar kayar! Sovukta donar! “Yüzbaşılar, yüzbaşılar/ Tabur taburu karşılar? Yağmur yağıp gün değişin/ Yatan şehitler ışılar!” Sıfırın altında otuz beş derece! Ayakta çarık donmuş! Durmak buzlara bağlı kalmaktır! Çözebilirsen çöz! Çarığı çeker alır ayağından! Ayaklar zaten donmuş! Ordu Sarıkamış yolunda, rakım ikibin beşyüz metre! Gece biraz dinlenmek için ağaç dallarını tünemek gerek! Çarık ağaca bağlı kalmazmış donunca.. Uyumak ölüm demek! Arada bir 'küüt!' sesi duyulurmuş! Uyuyan askerin biri, donup düşmüştür daldan! Beyaz karanlıkta, kar örter üstünü! Donana, ölene bakmaya takatı yok kimsenin! Aş yok! Çorba yok! Yiyecek yok! Olanlar da donmuş! Tek kurşun atmadan seksen bin, doksan bin asker serilmiş kalmış ak karların altına! “ Yağmur yağıp gün değişin/ Yatan şehitler ışılar!” Birkaç bin asker Sarıkamış'a dayanır! Kurşunları bitene kadar savaşırlar! Takatı yetene kadar süngüleşirler! Şehit olan kurtulur, kalanı esir olur! Kurtulanlar çoğunca süvarilerdir. Enver Paşa atlıdır. Karnı tok, sırtı pektir! Çizmesi gıcırdaklıdır! Kurtulur! Ağaca dayanırken donmuş kalmış bir mülazim! Dişleri görünür, güler gibidir! Başkomutan vekiline 'selam vermedi densiz' diye, tabanca kurşunuyla cezalandırır!.. Yetkin, deneyimli yüz bini aşkın askeri Allahüekber dağlarında telef etti! Kurmaylık bilgisi sıfır yönetim! Karlara gömdü onları! İstiklal Savaşı'nda yüz yirmi bin askeri toplayıncaya kadar alnımızın damarı çatladı! Enver Paşa belgeleri yok edin! Üstünü örtün demiş! Allahüekber dağlarının karı kürünmüş sanki üstüne! Otuz sene öncesine kadar gizli kalmış. Enver Paşa'nın emri tutulmuş! Rus arşivleriden çıkmış resimleri, köpeklerin yediği asker bedenlerinin! Dünya yeni yılı kutlarken, bizim askerler ikibin beşyüz rakımda aç ve çıplak ölüme sürülmüş! Hayır dememiş, emre uymuşlar! Uludağ 2445 m rakımlı, Allühüekber 2500 rakımlı! Herkes yılbaşında mutlu, gülüp oynarken, Allahüekber dağlarında, karların altında donmuş 'Kahraman dedeler!' Allah Türkiye'yi, yönetmesini bilmeyen maceracılardan korusun! Yeni yılınız kutlu olsun! Sağlıcakla kalın! Hasip ÖZTÜRK *Hasip ÖZTÜRK, Türkiye/Bursa *

25 Aralık 2012 Salı

MENZİL DIŞI

MENZİL DIŞI
Demokrasi ile başlandı. Geri, ileri demokrasi derken; demokrasi
menzil dışına düştü!.
Devletlü 'Kuvvetler ayrılığından' yakındı. Sonra eleştirileri görünce, u dönüşü
yapıp; muhalefete ve medyaya 'Siz kuvvetler ayrılığını nereden bileceksiniz?
Bunu biz biliriz!' diye kestirip attı!
Muhalefet dediğin kuvvetler ayrılığını nereden bilecek?!
ODTÜ ziyareti fiyaskoyla sonuçlanmış!
Herşeyi, herkesten iyi bilen Devletlü, burada yanılmış!
Başbakan dediğin, ODTÜ' ye elini kolunu sallayarak gitmeli derim.
Peşine bir polis ordusu takmanın gereği nedir?
Güven duygusu bu denli güçlü ise, elini kolunu sallayarak gitmeliydi!
O makama gelmek başka, elini kolunu sallayarak ODTÜ'ye gitmek başka birşey..
ODTÜ'nin devrimci, ulusalcı, demokrat bir yapısı vardır.
Bu bir ODTÜ geleneğidir!
Komer diye birisi lüks ve zırhlı arabasıyla gitmişti oraya!
Yıl 1969 du..
Komer bir CIA yöneticisiydi. Vietnamda görevliydi. Binlerce Vietnamlı onun
yöntemleriyle ölmüş veya sakat kalmıştı!
'Aferin!' deyip onu Ankara'ya ABD büyük elçisi yapmışlardı!
ODTÜ' liler dil bilirdi. Dünyaya izlerdi. Komer'i tanıdılar!
İnsanlığa karşı işlediği suçları bağışlamadılar. Protesto ettiler!
Protestoyu abartıp arabasını yaktılar!
O gün arabayı yakanların kimliği bir bir saptandı. Yedi kişi yakalandı...
Taylan Özgür öldürüldü!
Sinan Cemgil öldürüldü.
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan asıldı.
Altıncıyı, yedinciyi anımsamadım..
Diyeceksiniz ki bu Ergenekon işi midir?
Orasını bilmem!
Ergenekon'da 22 ayrı davayı bir torbaya doldurdular!
Torba yasa çıkardıkları gibi.
Şimdi bu torbadan adalet çıkmasını bekliyorlar!
Tasfiye halinde mahkemeden adalet çıkmaz!
Sihirbaz torbası değil ki tavşan çıksın!
Buradan ne “çinko” çıkar ne “ tombala!” ne de adalet!
Uzaya yollanan uyduya Göktürk 2 Uydusu demişler!
Ergenekon Destanı bir Göktürk destanıydı!
Göktürk Uydusu şimdi Uzay'da..
Göktürk Destanı, Ergenekon adıyla, bir hukuksuzluk simgesi gibi ceza
dosyalarının kapağında yazıyor!
Göktürk Uydusu bir ODTÜ eseridir.
'Yazıklar olsun!' denilen hocaların eseridir.
Göktürk'ün intikamı böyle olur!
Biz de okuduk demiş!
Bilmem kimin, dizinin dibinde oturarak, feyz almadı onlar!.
Ne dedi Anayasa Mahkemesi: 'Yasa dışı yollarla toplanan deliler delil olmaz!
Bundan adalet çıkmaz!' dedi...
Geçmişte bir rahmetli Devletlü de Üniversite hocalarına “Kara Cübbeliler!” diye
sövmüştü! Tarih tekerrür mü ediyor! Ne diyelim? Kaderi benzemesin!
Herşeyi bilmek yerine demokrasinin erdemini bilmek yeterliydi!.
Sağlıcakla kalın.. Hasip ÖZTÜRK

Saliyazilari.blogspot.com
*Hasip ÖZTÜRK, Türkiye/Bursa *

18 Aralık 2012 Salı

OSMAN ÖZGÜVEN

OSMAN ÖZGÜVEN
Osman Özgüven Dikili Belediye Başkanı idi..
Suyun on metreküplük kısmını, halka bedava verirdi..
Öğrencileri okuldan eve, evden okula bedava taşırdı.
Suyun bir “insan hakkı” olduğunu savunur, ticarileşmesine
karşı çıkardı.
Beldeyi, çevreyi kirletecek kurumlara izin vermezdi.
Yapılacak hizmetler için “halk meclisi” kurup halka danışırdı.
Dünyalık edinmekle işi yoktu.
İnşaat mühendisiydi. İsteseydi yap sattan yükünü tutabilirdi.
Parada pulda işi yoktu..
Dikili halkı “Başkan”ı sevmişti.
Bilmem kaçıncı dönemdir Dikili Belediye Başkanı seçmişti...
Halk istiyordu ve seçiyordu! Dürüsttü! Halkçıydı! Hizmette sınırı yoktu!
Gün geldi “ suyu bedava dağıtıyor, kamuya zarar veriyor” diye ceza
mahkemesinin önüne çıkardılar. Belediye Meclisi üyeleriyle birlikte sanık
sandalyesinde yargılandılar! Aklandılar!
Suyu halka bedavaya vermek suç değildi. Su hakkı da aklanmıştı!
Çıkarcıların öfkesi dinmedi! Siyaseten yenilmez oluşuna kızanların
kızgınlığı geçmedi! İhaleye fesat karıştırdı diyerek onu ağır ceza mahkemesi
önüne çıkardılar. Bu kez yargının takdiri lehinde olmadı. Sekiz yıl dört ay
hapis cezası verdiler. Yargıtay onadı. Dikili halkı sokağa döküldü!
Özgüven, Belediye Başkanlığı'ndan alındı.. Daha önceden izin alıp yurt
dışına çıkmıştı! 68 yaşındaydı Özgüven!.
Kamu hizmeti içinde, halk için hapis yatmak da vardı.
Kararı halk değil mahkemeler veriyordu. Seçimin temyizi yoktu. Mahkeme
kararlarının temyizi vardı. Yanılabilirler diyedir zahir!
Dilerim yanlış düzeltilir..
Köşe yazılarında titizliğine, dürüstlüğüne herkesin kefil olduğu bir kimliktir
Osman Özgüven! Adli bir hataya karşı yargısal yolları sonuna kadar yürüyecektir.
Alnının akıyla çıkmasını dilerim.
On iki eylül faşizmi döneminde, Fatsa'da bir Terzi Fikri vardı! Fikri Sönmez
Fatsa Belediye Başkanı idi. Hizmet anlayışı benzerdi. İşkenceler altında ölmüştü!
Bu ülkede her seçim döneminde üç bini aşkın belediye başkanı seçilir.
Sonraki döneme, hizmet yarışında kaç Osman Özgüven adı kalır? Kaç Terzi
Fikri'nin adı anımsanır?
Halka hizmetin bedeli ağırdır!
Hizmetin değil siyasetin yarıştığı yerlerde daha da ağırdır!
Bedelini onurla ve ömürle karşılamak zorunda kalınır.
Deveyi havudu ile götürenlerin sırtları sıvazlanır!
Bedava kömür dağıtanların “..anasının adı, babasının adı..” hiç sorulmadı!
Bedava su dağıtanların yolu kesildi.
Bugünler de gelir geçer! Her gecenin ardı gündüzdür!
Sağlıcakla kalın.. Hasip ÖZTÜRK

*Hasip ÖZTÜRK, Türkiye/Bursa *

12 Aralık 2012 Çarşamba

ULUDAĞ

ULUDAĞ
'Uludağ' adı, Keşiş Dağı' na nasıl ad olmuştur?
Dr.Osman Şevki Uludağ adını kaç kişi anımsar? Ya da duymuştur?
Osman Şevki Uludağ Bursalı'dır. 1889 yılında Bursa'da doğmuştur. Bulgaristan göçmeni
Kamburoğulları ailesinin oğludur. Orta öğrenimini Bursa'da yapmıştır. 1905 yılında Askeri
Tıbbiye'e girmiş 1913 yılında doktor yüzbaşı olarak mezun olmuştur. Balkan Harbine, Çanakkale Savaşına,
 Birinci Dünya Harbine ve Kurtuluş Savaşına askeri hekim olarak katılmış bir gazidir. Türkiye'nin ilk radyoloji uzmanlarından biridir.
Dr. O.Şevki Uludağ'ın başka ilkleri de vardır. Tıp Tarihi ile ilgili yazılar yazan ilk Türk hekimidir. Osmanlı ve Türk Tıp Tarihi'ni yazan bir
 bilim adamıdır. Türkiye Turing Kulü-bünü'nün kurucularından ve ilk başkanıdır. Tıp Tarihi Kurumu'nun kurucusudur. Konser-
vetuarın kuruluş yasası hazırlanırken Türk musikisini de kapsaması için savaş vermiş
bir müzisyendir. Bestekardır, derlemecidir, yazardır, araştırmacıdır. Üç dönem Konya milletvekilliği yapmış bir siyasetçidir.
Yazdığı kitaplar arasında Osmanlı Tababeti; Harb-i Umumide Tıbbi Tecrübeler; Yeşil Camii; IV. Mıntıka Etibba Odası;
 Uludağ Tapınakları Keşişleri, Dervişleri; Tanzimat ve Hekimlik; Çocuklar, Gençler, Filimler; Osmanlı Devrinde Türk Hekimliği vardır.
Küçük kitap- risale tarzında da 13 eser bırakmıştır ardında.
Bir Türk Sanat musikisi üstadıdır. 120 civarında bestesi vardır. Genç Osman Türküsü'nü
derleyen kişidir. Türkocağı'nda musiki dalında çalışmış ve Türk Musiki tarihinde önemli bir isim olmuştur.
Musiki Federasyonu kurucularındandır.
Osman Zeki Üngör'ün İstiklal Marşı bestesinin “ Carmen Silve” valsinden, Cemal
Reşit Rey'in Onuncu Yıl Marşı'nın da Jean Jacques Rousseau”nun Le Devin du
Village operasından alınma olduğunu ileri sürecek kadar derin bir musiki kültürüne sahiptir.
Özetlemeye çalıştığım üzere, Dr.Osman Şevki Uludağ çok yönlü bir Bursalı'dır. Birçok alanda ilktir.
 Sürekli ve titiz çalışmasından ötürü, rahatsızlanmış ve Binbaşı rütbesinde malulen emekli olmuştur.
 Boş durmamış ve hekim olarak sivil görevler üstlenmiştir.
Osman Şevki bey, 1925 yılında yine Bursa'dadır. Coğrafya Encümen azaları ile Keşiş Dağı' na tırmanmışlar. 
Arkadaki 2545 m yükseklikteki zirveye kadar çıkmışlar. Bu çıkışı
dağcılar ilk tırmanışlardan biri olarak niteler.
O. Şevki Bey, Keşiş Dağı'nın heybetinden etkilenmiştir. Dağın yüceliğini belirtmek
için, adının ULUDAĞ olmasını önermiştir. Bu öneri kabul görmüş ve Keşiş dağının adı Uludağ olmuştur.
 O gün bu gündür Uludağ, Uludağ adıyla anılır olmuştur.
Dr.Osman Şevki Uludağ, Uludağ'ın isim babasıdır.
Soyadı Yasası çıkınca, soyadını Uludağ olarak almıştır.
Dr.Osman Şevki Uludağ, bir tıp tarihi araştırmacısı olarak Yıldırım Darüşşifa
Hastanesi'nin, Osmanlı'nın Anadolu'daki ilk hastanesi olduğunu da saptamıştır..
Rahmetli, anılarını not etmiş. Torunları, buldukları bu anıların toplumla paylaşıl-
masını gerekli bulmuşlar. Torunu İrem Ela Yıldızeli “Büyük Dedem Dr. Osman 
Şevki Uludağ” adıyla anılarını Pan Yayıncılık vasıtasıyla 2010 yılında yayınlamıştır.
Dr.Uludağ, yaşadığı dönemin gözlemcisi ve tarihin tanığıdır! Torun İrem Eda Yıldızeli, 
Büyükdedesi'nin musiki ile ilgili notlarını, derlemelerini ve görüşlerini de “ Bir Kültür Savaşçısı
salı Dr.Osman Şevki Uludağ Musiki Yazıları” adıyla Pan Yayınları arasında yayınlamıştır. Birikimini toplumla paylaşmıştır..
Dr. Osman Şevki Uludağ, l964 yalında hakka yürümüştür.
Naçiz bedeni Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprak olmuştur.
Beyin ürünleri ve eserleri yaşamaktadır.
Geçmişini bilmeyenler, geleceklerinden emin olamazlar.
Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK

4 Aralık 2012 Salı

ECDAT DEDİKLERİ

ECDAT DEDİKLERİ
Muhteşem Yüzyıl, karşılıklı atışmalara ve çekişmelere sebep oluyor!.
Sayın Başbakan,” Ecdadımız” dediği Muhteşem Süleyman'ın harem hayatından
rahatsız olmuşlar. Kalemşörleri hemen harekete geçmişler! Ecdadımız ömrünün
otuz beş yılını at sırtında geçirmiştir diye kalem sallamışlar! .
Ecdadımızın gittiği her yere gideriz!” diye devletli ve çerçevelik bir laf
edilmiştir. Diziler “belgesel” değildir. Ticari bir maldır. Alıcılarına, seyircilerine
renkli, maceralı ve heyecanlı görünmelidir! Eskiden “ renkli, türkçe, sinemaskop,
36 kısım tekmili birden” diye reklam edilirdi. Öyle olmalı ki “ reyting” yapsın!
Para kazandırsın! Dizi dediğin böyle bir şeydir..
Bu diziler bir kültür satışıdır! Eskiden sinemalar, televizyonlar Amerikan
filimleri gösterirdi. Dünya Amerikan tarzı yaşamı bu filimlerle tanımıştı..Şimdi
onların yerinde yerli diziler at koşturuyor! Bundan gocunmanın gereği yoktur!
Dünyanın üçte birinde müşterileri vardır. Müslüman ülkelerde, Arap ülkelerinde,
Orta Asya'da Türki devletlerde sıklıkla ve merakla izlenmektedir.
Bu yaz Orta Asya ülkelerini ziyaret eden bir dostum, gençlerle çok kolay Türkçe
anlaşabildiğini söyledi. Çok şarşırmış! “Siz Türkçeyi Türkiye'de mi öğrendiniz?”
diye sormuş. “ Hayır burada, dizilerden öğrendik.” demişler! Türk dizilerinın oynadığı
günlerde sokaklar boşalırmış! Memati ile Polat Alemdar çok sevilirmiş. Herkes onlar
gibi konuşmaya özenirmiş! Yazık ki, dizide Memati'yi öldürdüler!..
Kim kimin ecdadıdır orasını bilmem!
Osmanlı, ülkeyi devşirmeler eliyle yönetti! Türk ve Türkmen halkı yönetimden
dışladı. Çoğunca padişah karıları da, padişah anaları da devşirme asıllıdır. Padişahları
ecdat sayanlar, padişah analarını da ecdat bilirler herhalde! Elmayı soyup yemeye
benzemez bu işler!
Hürrem Sultan, daha ilk günde, “bayılma” numarasıyla Sülüman'ı kafese koymuştu!
Zeki bir kadındı. Bazılarının ecdadını öyle idare etmiştir ki, kendisine nikah bile
kıydırmıştır. Nikahlı tek padişah karısı ve padişah anası sayılır!Kızını Rüstem Paşa'ya
verdirecek, sonra da sadrazam yaptıracak kadar beceriklidir. Pargalı İbrahim'i sadrazam
iken, Şehzade Mustafa'yı Süleyman'a boğduracak kadar entrikacıdır!
Ecdat Süleyman, bu dolmaları “hık!” demeden yutmuştur!
Yavuz Sultan Selim kendini halife ilan eden ilk padişahtı! Kanuni Sultan Süleyman
ve II. Selim otomatik olarak halife sayıldılar. Son Abbasi halifesi III. Mütevekkil'in
Halifeliği ne derece meşru idiyse, bunların halifeliği de o derece meşru idi..
Muhteşem Süleyman ilk Viyana Kuşatması'ndan sıfır puanla dönmüştü!
Aslında bu Osmanlı'nın fetih çağının da sonu anlamına geliyordu.
Sarı Selim namıyla tahta geçen II Selim, Osmanlı'nın fren balatası olmuştur!
Allah!Allah!” diye gittikleri yerden, II. Selim'den sonra “Allah allah! Allah allah!”
diye şaşarak dönmenin ilk adımlarıydı. Halen de “Avrupa Birliği'nin” kapısında sıfır
çekmekteyiz!
Bırakın dizileri çekenler çeksin! Siz isterseniz “ belgesel” yaptırıp ecdat bildiklerinizin
tarihlerini yayınlarsınız-! Bunlar televizyon yayınıdır! Okul değil, seyirliktir! Hem işe
yarıyorlar! Halk ciddi işlerden, işlerin kötüye gitmesinden uzaklaşıp hayal alemine dalıyorlar.
Oylarını esirgemiyorlar! Daha ne istiyorsunuz?
Dede Fatih Sultan Mehmet, devlet düzeni gerektirdiğinde “kardeşlerinizi öldürün!”
demişti. Torun Süleyman bu işleri sağlığında halletmiş!. Oğul Sarı Selim'e kılçıksız teslim
etmişti tahtı! Hürrem öyle istemişti! Ömrü bunu görmeye yetmedi, istediği olmuştu!
Eski Karaman Beyliği halkı Osmanlı'yı sevmezdi. Osmanlı da bunu bildiği için yöre
halkını Balkanlara, adalara ve uçlara sürmüştü! Balkan harbinde soykırıma uğrayan Türkler
onlardı! Sağ kalanlar “ göçmen “ diye döndüler. Kalanlar da onlardandı!
Ecdadımız sözü, bana sevimsiz geldi!
O Ecdat oğluna kıydığı gibi, halkına da kıymaktan geri durmamıştı!
Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK