16 Şubat 2016 Salı

BATAKLIK


Suriye savaşı için 'bataklık' deniyor!.
Girenin saplanıp kalacağı hesaplanıyor!.
Aslında bu 'iç savaşın' çıkmasında bizim bir yararımız yoktu.
' Vekaleten' arı yuvasına çomak soktuk! Şimdi arılar bizim başımıza üşüştü!

Savaş ABD'nin savaşıydı, o kenarda duruyor, yerine başkaları savaşıyor!
ABD çevreye zararlı bir projeyle, Müslüman halkın enerji kaynaklarını gasp
etmeye geldi. Ortalığı yangın yerine çevirdi. Libya, Tunus, Mısır, Irak ve Suriye'yi
perişan etti! Bunun adı Büyük Ortadoğu Projesi idi. Sağır sultan bile bunu duydu!
Hatta 'bizimkini' de ' Eş Başkan' yaptı. Bunu kendi ağzıyla öğünürken “Biz de Eş Başkanları'ndan biriyiz!” diye kostaklanmasından öğrendik! Sanırsın bütün dünya yanacak bize çıngı dokunmayacak!

Dokundu! Kötü dokundu! Şimdilik üç milyon kadar Suriyeli sığınmacıyla dokundu!
Bakıyor, besliyor ve çocuklarını okutuyoruz. AB'ye geçmek isteyenler kıyılarımızda ölüyorlar! Çaresizliğin getirdiği ile Türkiye'deki işsizliği biraz daha kabarttık!.
Aralarında teröristler de ülkeye giriyor.
Güney sınırlarımız kevgire dönmüş! Giren çıkan belisiz! Başkentin göbeğinde
'canlı bomba' olup insanımıza kıyıyorlar..
ABD, PKK'nın Suriye kolunu kendisine yandaş seçmiş! Her türlü desteği veriyor.
Silah, cephane veriyor. Daraldığında savaş uçaklarıyla ateş desteği sağlıyor; bilgi
desteği veriyor! Suriye'nin kuzeyinde bir 'Kürt Koridoru' açmak istiyorlar.
Aslında bu bir 'petrol ' koridorudur.
Oyunlar başlayınca Rusya ben de varım dedi.
Bilerek bir uçağını bize düşürttü!
Ardından restini çekti! 'Burada Türk uçakları uçamaz!' dedil. Uçarsa düşürürüm
diye meydan okudu. Uçaklarımız orada uçamıyor. O her gün sivilleri bombalıyor. Denize
açılmak için bunu yapıyorlar. Çaresiz kalan insanların zorunlu olarak kuzeye, Türkiye'ye
sığınacaklarını biliyorlar! Türkiye sığınmacıları barındırmak için bütün birikimini harca-
yacak ve dermansız kalacaktır.
Dünya ülkeleri, sığınmacılar için duyarsız! İhale Türkiye'nin üstünde kalmış görünü-
yor. Alman Şansölyesi Türkiye'yi su yolu etti! 'Aman sığınmacıları AB ülkelerine salma-
yın!. Her nasılsa gelmiş olanları da geriye kabul edin. Biz de size üç, beş kuruş yardım edelim. Doğmaz ayın on beşinde size vizesiz giriş hakkı tanıyalım, hatta AB'ye kabul edelim!' diye yalvarıyor. Esasen AB'nin ne derece bencil bir kuruluş olduğunu açığa vuruyorlar.

İnsanlık, insan hakları diye zart zurt edenlerin de işi laftan öteye geçmiyor! Arının kovanını bize kurcalattılar! Arılar bizi sardı! Dahası da olacak!
Halep düşerse, bir milyon kişi daha Türkiye'ye sığınmak isteyecektir.
AB, ABD, Rusya işi oraya sürüklemektedir. Aralarında bilinçli bir işbirliği vardır.
Türkiye'nin başına çorap örülmektedir.
Türkiye, Suudilerle işbirliği yaparak,Halep'i havadan koruyacağını ummaktadır. Suudiler ABD'nin bilgisi dışında tuvalete bile gitmezler!

Türkiye, topçu limitleri içinde PYD birikimlerini vurmaktadır.
İçeride, ilçelerde PKK gerillalarının sokak savaşları sürüyor.
Öte yandan 'Kürt sorunu' büyütülerek, uluslararası bir zemine çekilmek isteniyor..
Herkes bize düşman! Birisi başkan olmak saplantısıyla, dünyayı umursamıyor!
Eskiden 'Yurtta sulh, dünyada sulh!' derdik. Şimdi 'Yurtta savaş, dünyada savaş!'
kıvamına getirildik!

Bataklıktan uzak durun!

Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com, hasipozturk@hotmail.com, Bursa

10 Şubat 2016 Çarşamba

EMEKLİNİN ÇİLESİ*

             
                Emeklilerin çilesi bitmiyor.
                %15 destek pirimi kesintisi emeklileri yaktı!
Emekli maaşı ile geçinemeyenler, ek gelir getirici işler yapıyorlar.
Bir işverene bağlı olarak çalışanların ücretinden, destek primi işverence
ödeniyor. Destek piriminden kayıpları yoktur..
Serbest meslek sahibi avukat, hekim, mühendis gibi emeklilerin emekli aylığından
% 15 destek primi kesiliyor. Anonim şirketler dışındaki şirket ortaklarından destek pirimi
kesilir. 2008 de çıkarılan yasa ile destek priminden muaf tutulan avukat ve noterlerden de
SGK destek pirimi kesilmeye başladı. Prim borcunu yapılandıramayanların emekli maaşları
kuşa benzedi. Hem birikmiş %15'ler, hem de cari %15'ler kesiliyor.
Bu yasaya takılan emekli sayısı bir milyonu aşkındır..
Yani Türkiye'deki emeklilerin yarısı, destek primi mağdurudur..
İlaç bedelinden, hekim muayenesinden, reçete yaptırmaktan doğan kesintiler işin
cabasıdır!. Emeklinin maaşı salam dilimi gibi ince ince kesilerek geri alınmaktadır..
Hükumet, emekliye verdiği maaşı ve maaş artışlarını geri almak için çaba harcıyor!
Dolaylı vergilerde artışlarla, zorunlu alıcı oldukları nesnelere yapılan zamlarla işin başından
verdiklerini fazlasıyla geri alıyor.. Bunlar hükumetin hızını kesmiyor. Doğrudan emeklinin
maaşına el uzatıyor!..
Bir yandan da ekonominin çok iyi gittiğiyle, dünyada 27.nci sıradan 16.ncı sıraya
yükseldiğiyle öğünürken; öte yandan emeklinin maaşını %15 tırpanlıyor! Bu ağır bir
çelişkidir.. Maliyenin ve SGK'nın ödevi, emeklinin maaşını, destek primi adıyla geri almak
değildir. Bunu hazineye düzenli gelir kapısı yapmak hiç değildir!.
Ekonomi iyiye gidiyorsa, emeklinin geçimi niye kötüye gidiyor? Niçin ek gelir peşine
düşüyorlar? Türkiye dünyanın sayılı varsıl ülkeleri düzeyinde ise devletin eli, neden emeklinin
cebinde gezinir?
Emekliye verdiğiniz geçimlikte gözünüz kalmasın! Gözünüzde büyütmeyin!
Milletvekillerine sağladığınız kıyaklar yanında, kıytırık kalır! Hariçten gazel okuyan
bir yabancı; Türkiye'de emekli maaşlarını “yüksek” bulmuştu! Öğüdü ciddiye almışsınız meğer!
Dolduruşa gelip tırpanlayıverdiniz hemen!
Bundan sonrakilerin emekli maaşları daha düşük olacaktır. Çalışanların çoğunun aylık
ücreti asgari ücretten... Primleri de buna göre! Alacakları emekli aylıklarını bir düşünün!
Asgari ücretin altında kalacaklar! Geçinmek için ek iş bulmak zorunda kalacaklar!
Gün doğacak diye sevinmeyin!!
Öte yandan ek iş yaratıp çalışanların ekonomiye katkısını unutmayın!!
Gelirinden gelir vergisi ödüyorlar. Üstüne üstlük bir de %15 destek pirimi..
Niye ödediği vergi tutarını, destek piriminden mahsup etmiyorsunuz?.
Kanun önünde eşitlik ilkesine, bu daha uygun düşmez mi?
Emekli çalışan, üretim yapıyor. Ekonomiye katkı sağlıyor.. Vergi ödüyor, istihdam yaratı-
yor! Emekli aylığından % 15 destek primi kesilmesi aleyhinde açık ayırımcılıktır!
Üretim yapıp vergi ödeyen, istihdam yaratan emeklinin, maaşından %15 kesinti yapmak
insan haklarına aykırıdır. İşkencedir. Bunun neresi adil? Neresi insani? Anayasa'ya ve Uluslararası sözleşmelere de aykırıdır. Kanun önünde eşitlik, toplumun refahının devletçe sağlanması, sosyal
güvenlik hakkına, yaşlıların özellikle korunması ilkelerine, sonuçta Anayasa ilkelerine aykırıdır..
Hem niye %15 kesinti yapılıyor.? Niye %3 veya % 5 değil de % 15 kesilir? Emekli cebinden
hazineye gelir aktarılıyor! Vergi alınmayan emekli maaşının bir kısmını, gizli vergi gibi geri alan
bir tuzak bu!..Bu yasal ve anayasal bir amaç değildir.
Kamuya gelir sağlanacaksa, gelir vergisi tabana yayılır. Kurumlar Vergisi verimli kılınır.
Vergi yükümlüsü sayısı artırılır. Kayıt dışılık bitirilir. Gelir getiren, vergi alınmayan alanlar vergi
yasaları kapsamına alınır. Hem mücevher ticareti niye Katma Değer Vergisi dışıdır?
Vergi maliyeti azaltılır. İstihdama dönük yatırım yapılır.
Emeklilerin emekli maaşını tırtıklamak, kamusal bir çözüm değildir.
Kümesteki tavukları tilkiler de yolar!..
Hem uzmanlaşmış, deneyimli, donanımlı emeklileri, toplum dışına itmek, üretimden uzaklaş-
tırmak akılcı mıdır? Eğitimli emek israfına hakkınız var mıdır?.
Bunları aklınızda tutun ve birkaç kere daha düşünün!.
Daralırsanız emekliler yardımcı olurlıar!...
Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com hasipozturk.@hotmail.com, Bursa
*Bu yazının beş yıldır güncelliğini koruduğunu düşündüm.

4 Şubat 2016 Perşembe

MEVZUAT


Mevzuatı siyasiler pek sevmezler. Ayak bağı olarak görürler..
'Ben yaptım oldu''yu severler.
Sonra devran değişir.. Yolsuzluktan, görevi kötüye kullanmaktan vb. yargılanırlar. Koruyucu bir meclis çoğunluğu, koruyucu izin makamları varsa, yargılanmaları beklenir.
Mevzuat, yönetimde keyfiliği önlemek için önceden konulmuş, genel ve objektif kurullar bütünüdür. Devlet çarkı bu kurallara göre işler ve yürütülür. Ülkenin her yanında,
her aşamadaki yöneticiler için bu kurallar geçerlidir. Yönetilenler ve yönetenler mevzuata uymak zorundadır.

Sözlük “Bir ülkedeki veya belli bir alandaki yasa, tüzük, yönetmelik gibi toplum düzeni ve işleyişi ile ilgili yazılı kuralların tümüne;..” mevzuat demiştir.(Çağdil Söz.)
Hukuk devletinde yasalara saygı duymak ve uymak asıldır.
Sayın Cumhurbaşkanı, kaymakamlarla toplantısında “..Mevzuatı bir yana koyun!” buyurmuşlar. Anladığım, bu söz kamu hizmetinin çabuk ve yararlı olarak yurttaşa ulaşması isteği ile edilmiş bir sözdür.. Sonuçta bu,Cumhurbaşkanı tarafından verilmiş bir buyruktur.
Yürütmenin en alt birimi kaymakamlıklar ve yerel yönetimlerdir.

Bu tavsiye 'emir telakki' edildiğinde, hukuk devletinde kargaşa ve keyfilik doğacaktır.. Mevzuata aykırı işlemlerin genel adı 'yolsuzluktur, görevi kötüye kullanmaktır vb.” Müfettişlerin olayı soruşturması ve belki de yöneticinin yargılanması gerekecektir..
Her seviyedeki kamu görevlileri, hangi kamusal gücü kullanıyorsa; oralarda benzer
keyfilik doğacaktır. Böylesi bir davranış devlet çarkında kargaşa demektir. Balyoz davala-
rında bunları yaşadık! Bürokrasi sevilmez. Ama iş ve hizmetler bürokasi içinde yerine getirilir. İş ve kamu hizmetinin görülmesini kolaylaştırıyorsa adı sadece bürokrasidir. İşlerin görülmesini yavaşlatıyor ya da engelliyorsa adı 'bürokrasi hazretleri'dir. Kuralları koyan-
lar yenisini yaparlır.

Yasaları T.B.M.M. belli kurallara göre yapar. Bunu değiştirmek ve tümüyle kaldırmak
yine Meclisin görevidir. Yasaların Anayasa'ya uygun olması gerekir. Bunu da Anayasa
Mahkemesi denetler. Şartları varsa yasayı kısmen ve tamamen 'iptal' eder. Bu iki makamın
dışında yasa yapmak ve yürürlükten kaldırmak yetkisi başka kimseye tanınmamıştır.
Cumhurbaşkanı'na da böyle bir yetki tanınmamıştır. Kanunu yetersiz bulursa 'veto' eder,
yeniden görüşülmesini ister.

Hukuk devletinin bir işleyişi vardır. Devlet çarkı, belli bir hiyererşi içinde mevzuat
kurallarına göre işler. Yasama gücünün, yargılama gücünün işleyişi de belli kurallara
bağlanmıştır. Bunların hiçbirisi 'bir kenara konulamaz.” Sayın Cumhurbaşkanı'nın bu
söylemi, talihsiz bir söylemdir.Bir anda devlet çarkını işlemez hale getirebilecek bir tavsiye
ya da emirdir. Daha sonra bu söyleme açıklık getirilmemiştir,.Düzeltme yapılmamıştır.
Halk oyu ile seçilmiş olmak, keyfi işlem yapmaya izin vermez. Bir Anayasa var ve herkes onun şemsiyesi altındaki mevzuata uymak zorundadır.Sözün sahibine, Anayasa ve mevzuat bir ayrıcalık tanımamıştır.

Yeni Anayasa yapma ve başkanlık ısrarı ürküntü veriyor. Gerçekten Başkan
olduğunda, işine gelmeyen mevzuatı 'bir yana koyacak mıdır?' Söylemi bir niyet
açıklaması mıdır?

Devlet adamları gaza gelmezler. Boşa söz etmezler. Kastı aşan sözler için, yalanlama ya da düzeltme yapılır.Osmanlı Padişahları bile astığı astık değildi. Şeri işlerde Şeyhülislam' dan fetva istenirdi. Örfi işlerde işi kadıya havale ederlerdi.. Halk 'Padişahım Çok Yaşa!'
diye bağırır, ardından ' Mağrur olma, senden büyük Allah var!' diye nizamı alemi hatır-
latırdı. Bizim yaptığımız da odur!..

Sağlıcakla kalın.. Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com hasipozturk@hotmail.com , Bursa

29 Ocak 2016 Cuma

SIĞINMACILAR

    
Türkiye'de şu anda azından 2.5 milyon sığınmacı Suriyeli var.
7.5-8 milyon kadar da potansiyel sığınmacı hazır bekliyor denebilir.
Türkiye'deki sığınmacıların en büyük kesimi Şanlıurfa 378.000, Hatay 364 000,
İstanbul 357 000, Gaziantep 325 000, Adana 135 000, İzmir 83 000, Ankara 51 000 vb.
yaşamaktadır.Kalan 700 000 kişi de yurdun çeşitle yerlerine dağılmıştır. Başta Mersin,
Kilis, Mardin, Bursa ve İzmir illeridir.
Suriyeli sığınmacıların erişmediği yer yok gibidir.
En çarpıcı olanları Ege Sahilleri ve Trakya'dır.
Belki sayıları burada çok fazla değildir. Ama Avrupa'ya erişme konusunda canları
bahasına bir çabaları var. Kış mevsiminde, dalgalı denizde uyduruk şişme botlara,
uyduruk can yelekleriyle doluşmaktalar. Resimlere ve görüntülere bakıldığında yanyana
sıkışmış insan kalabalığının ölüme gittikler aşikardır. Denizdeki dalganın, çırpıntının
içlerinden bir kaç kişinin dengesini bozması, tümünün denize dökülmesine yeter!..
Yüzme bilseler bile, soğuk ve dalgalı denizde bunun bir önemi yoktur..Soğuk suyun şoku ile kayıplar artmaktadır. Ayrıca Yunan adalarına geçmek isteyenlerin çoğu kadın
ve çocuklardır. Ölüm oranı yüksektir. Ölümüne bir Avrupa'ya çıkarma savaşımı yaşanıyor!
Avrupa ve AB, sığınmacılara iyi gözle bakmıyor..Serada yaşar gibi yaşamak istiyorlar!
Münferit taciz olaylarını abartarak yansıtıyorlar. Halkın sığınmacılara, acımasız bakışını artırıyorlar! Aynı halkın baskısıyla, sığınmacıları, ilk eriştikleri Türkiye'ye boca etmeye
çalışıyorlar. Aylardır gizli ve açık pazarlıklar sürmektedir. Avrupaya her nasılsa erişmiş
bulunan sığınmacılar arasından seçim yapıp, gerısini Türkiye'ye iade edecekler. Hatta
bir miktar para vererek, Türkiye'nin direncini kırmak istiyorlar. Üç milyar euro rakamı
dolanıyor. Bu rakam Türkiye'nin cebinden harcadığı tutarı bile karşılamaktan uzaktır.
Bu sığınmacıların daha ne kadar Türkiye'de kalacağı belirsizdir. Suriye'deki yıkım-
lar nasıl düzeltilelcektir? Kim yapacaktır? Parasını kim karşılayacaktır?
Türkiye tek başına sığınmacılar için kabaca 7-8 milyar dolar harcama yapmıştır.
BM'nin, AB'nin, Arap Birliği'nin bu giderlere katkısı sınırlıdır. Kimse bulaşmak
istemiyor. Türkiye'yi coğrafya yazgısı ile başbaşa bırakıyorlar. Belki de Türkiye'nin Suriye'nin iç savaşının çıkması ve alevlenmesindeki rolünden ötürü cezalandırıyorlar.
Suriye'nin kuzeyinde Akdeniz'e çıkacak Kürt Bölgesine evet demeye zorluyorlar!
Suriye'nin iç savaşı bizim savaşımız değildir. Sonucundan bekletimiz yoktur.
Aksine Arap dünyası ve komşularla alaşverişimiz durmuştur. Sınır ticareti bitmiştir.
Tırlarımız güvenli yol bulamadığı için sefere çıkamıyorlar. Geleneksel ürünler alıcısız
kalmıştır. Halk ekonomik zorluk yaşamaktadır.
İnsan olarak, komşudaki yangına ilgisiz kalamayız! Ancak bütün yükü yüklenmek
zorunda değiliz. Görünen o ki, sorumlu ülkeler, yükü Türkiye'nin üzerine yükletmekte
kararladır..Savaşın sonucundan çıkar uman ülkeler herşeyden habersiz davranıyorlar.
Cenevre'de toplanacak Suriye Uzlaştırma toplantısı yeniden ertelenmiştir. Biz
PYD'nin (Suriye PKK'sı) toplantıda temsiline karşı çıktık. Öte yandan Türkmenlerin
temsiline de arka çıkmadık.
Yeni bir Suriye kurulurken, Türkmenler'in yerinin sağlama alınmasına arka çıkmalıydık..
Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com hasipozturk@hotmail.com

22 Ocak 2016 Cuma

“VEKALETEN SAVAŞ”


Hükumet sözcüsü, Sultanahmet Meydanı'ndaki canlı bomba olayından söz ederken
'vekaleten savaş'tan yakınmıştı. Açıkçası birileri başkaları hesabına savaş yapıyor dedi..
Vekaleten savaş yeni bir kavram değildir. Belki Türkiye'de ilk kez adıyla söylendi.
Ortadoğu'da kimin kime dost, kime düşman olduğu belli mi? Herkes birbirine vuru-
yor, öldürüyor, topraklar boşaltılıyor! Bunlar 'batı'nın yeni savaş yöntemidir. Ortadoğu halklarını birbirini kırdırıyor! Vaktiyle Kissinger '3. Dünya savaşı olacak! Hıristiyanlarla Müslümanlar savaşmayacak; Müslümanlarla, Müslümanlar savaşacak!' demişti..Adamın söyledikleri yaşanıyor. Batı'nın ve Siyonizmin yeni yöntemi bu...
Müslüman ülkelerin altında depolanmış 'enerji kaynaklarını' batı bedavaya alsın
diye vekaleten savaşlar yapılıyor! Batı, Müslümanların petrolüne bedavaya konacak, hem
de onları birbirini kırdıracaktır. Nedir kavganın sebebi 'Benim mezhebim, senin mezhebini döver!' diyen, silahı kapıp birbirini kırıyor!.. Bunun adı bağnazlıktır.
Ortadoğu vekaleten savaşanlarla dolu! Bunlar Türkiye'ye de sıçrıyor! PKK terör
örgütü kırk senedir Türkiye'nin içini oyuyor! Türkiye'yi bölmek için çabalıyor. Onları
kim besliyor? En yakın 'Stratejik Müttefiklerimiz!' Yakın ve dindaş komşularımız! Bölge
hakimiyeti için, bizim küçülmemizi ve güçsüzleşmemizi umanlar arka çıkıyorlar!
Türkiye, Irak hudutları içindeki PKK merkezlerini vurmak için niçin ABD'nin iznini
almak zorundadır? ABD 'vekaleten savaşcılarını' korumak istediğinden.
Türkiye, Suriye ile ' ballı börekli dost' iken, birden ne diye, Esad kanlı Esed oldu?
Suriye'nin en yakın komşusu ve dostu iken ne diye ' iç savaşın' destekçisi oldu. Vekaleten savaş için! ABD ve dostlarının çıkarı, Suriye'nin parçalanmasından geçiyordu. Sonra sıra
Türkiye'ye gelecekti! Türkiye 'sarı öküzü' kaptırınca, kendi öküzünü koruyamayacaktı!
Suriye'nin kuzeyinden açılacak topraklar Akdeniz'e açılacaktır. İran'dan, Irak'tan
ve yeni kurulacak Kürdistan'dan çıkacak petrol, Akdeniz'e akacaktır! Batı zorunlu ihtiyaç
duyduğu petrolü sağlama alacaktır! Bedelini Ortadoğu halkları ve Türkiye ödeyecektir!
Türkiye'yi yönetemeyenleri yönetenler var! Arada bir terör olayları ile terbiye etmeye çalışıyorlar. Sözümüzü dinlemezseniz, başınıza geleceklerin en hafifi bunlardır diye
destur veriyorlar! Yıllardır, ülkede yönetimi elinde tutanların yakınmaya hakları yoktur!
Bunlar hep yazıldı, söylendi! Bildiklerini okudular! Uyarıları zorbalıkla tehdit ettiler!
Haklarında 'kumpaslar' kurdular. TSK'nın yöneticilerini hapislere tıktılar. Gazetecileri,
ağzı laf edenleri, kitap yazanları, daha basmadan, hapislerde çürüttüler!
Baş edemeyince 'aa bunlar Paralel Yapı'nın eseri!' diyerek samur kürkü kendi
paralelleri üstüne atıverdiler! Ülke'de 'paralel' arayışları sürmektedir.
Hükumet Sözcü'sünün işaret ettiği gibi bunlar 'Vekaleten Savaşın' parçalarıdır.
Akademisyenler bildiri yayınlamışlar! İfade özgürlüğünün olduğu her ülkede bu
olağandır. Alışılmışın dışındaki görüş ve kabullere de destek verebilirler..Buraya kadar
kara kaplı kitaba aykırılık yoktur. Ama Hükumetin ve C. Başkanı'nın tepkileri katlanılır
gibi değildir. Bu Akademisyenler PKK'nın sokak savaşından, silah, patlayıcı yığmaların-
dan; sokak savaşı planlamalarından hiç söz etmemişler. Onların yarattığı kıyım,yıkım ve
kamu düzeni ihlallerinden hiç söz etmemişler. Kınamamışlar bile!
Türkiye devletinin 'kıyımından', 'yıkımından' ' halkı ezmesinden' yakınmışlar! İnsan
hakları ihlallerinin durdurulmasını; derhal düzeltilmesini istemişler. Kürt Sorunu' nun çözümü için bir yol planı yapılmasını istemişler..
Türk halkının çoğunluğu böylesi yaklaşımlara prim vermez! Destek vermez! Ama
fikrini bildirdi diye insanları göz altına almaz, işinden gücünden etmez. Vatana ihanet
etti bu bölücüler diye asmaya kalkmaz.
Bunlar da vekaleten savaşın parçasıdır. Bunlara öfke seli gösterenler de..
İğne ve çuvaldız burada gereklidir.
Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK

Saliyazilari.blogspot.com, hasipozturk.hotmail.com  

21 Ocak 2016 Perşembe

BAŞARAMADIK


Hatip Dicle (D.T.K. Başk) “ Başaramadık! Hepimize yazık!” demiş.
“Başaramadık!” cümlesi içinde neler var?
Dicle'ye göre 'Halkımıza barış sunamadık!' diyor..
Kırk yıldır süren bir savaş var. PKK adıyla, T.C'ye karşı sürdürülen savaş!
Bağımsız bir Kürt Devleti'ne, ya da Özyönetim'e erişme amaçlı bir savaş!
Türk halkından kabaca kırk bin kişinin ölümüne ve binlerce kişinin sakat kalmasına; yüz milyar dolarlık zarara mal olmuş bir savaş. Halen bu müzmin savaş Sur'da, Silopi'de, Cizre'de, Çınar'da vb. sokaklar kazılmış, tuzak bombalar konulmuş ve beledi hizmetlerin
halka erişmesini engelleyen bir savaş olarak sürmektedir.. Halk rehin alınmıştır. Güvenlik güçlerine karşı silahlı şehir gerillası terörü uygulanmaktadır..
Başaramadık diye yakınanlar, bu 'şehir gerilllası' savaşının amaca varamayacağının farkındadır. Karların eriyeceği nisan ayından itibaren 'kır gerillasınının' düze ineceğini,
hatta metropollere savaşı yayacağından endişe (!) etmekteler!.
Artık bu iş bitirilmelidir!
Dünyada hiçbir hükümet topraklarının bir kısmının silahlı çetelerce işgal edilmesine,
pazarlık için pey sürmesine katlanamaz! Türkiye işi ciddiye alıp işi kökten bitirmelidir.
Kol bastı haline düştükten sonra ' eşek pazarlığı' yapılmaz!
Türkiye'yi yönetenlerin bu işte veballeri vardır. Seçimde Kürt oylarının alabilmek
için mücadeleyi ertelediler. Gizli siyasi pazarlıklar yaptılar. HDP seçimlere parti olarak
değil de bireysel-bağımsız adaylar olarak girseydi, durum başka olacaktı. Parti olarak
girmeleri ve oyların çoğunu almaları ilk kırılma noktasıdır..
Masaların devrilmesi vs. hep bundan ötürüdür..
HDP Türkiye'nin 25 bölgeye bölünmesini öngören; meclisi, geliri ve bağımsız yapısı
olan 'Yerel Yönetim Reformu Yasası'nın öngördüğü çözüme bile eyvallah diyormuş. Bu
yasa Sayın Sezer tarafından veto edilmiş. Hükümet onlara Türkistan modeli teklif ediyor-
muş! Yani iş modele kadar belirlenmiş!..
PKK terör örgütünün yürütüğü savaşı, Büyük Ortadoğu Projesi'nden soyutlamak kabil
değildir. ABD, AB gibi batının emperyal güçleri Ortadoğu'da Türkiye gibi güçlü bir devle-
ti istemiyorlar. Toprak ve insan kaynaklarını bölmek istiyorlar. Proğramın içindeki Libya, Tunus, Mısır, Irak ve Suriye gibi ülkelerin hali ortadadır. Hepsi de birer petrol ülkesidir.
Ayakta duracak halleri yoktur. Hepsi iç savaş modundadır..
ABD, bölgede İran'ın zincirlerini çözmüştür.
Yüz milyar dolarlık mal varlığı üzerindeki blokajı kaldırmıştır. İran yıllık seksen milyar dolarlık petrol geliri, seksen milyon nüfusu ile Ortadoğu'nun ortasında bir tehlikedir!
Şimdiden Sudi Arabistan ile soğuk, Yemen'de sıcak savaş halindedir. ABD çıkarları için tehlike olmaktan çıkmış mıdır? Canavar olarak birilerinin üstüne mi sürecektir?
Pertolün varil fiyatının en düşük düzeye indiği bir dönemi yaşıyoruz. Yani dünya
yaşıyor, biz henüz yaşamıyoruz! Bu kadar düşük petrol gelirleriyle İran'ın şahin olması
umulamaz! Keza petrol gelirlerinin bu denli düşüşü Rusya'yı da terbiye edecektir!
Düşük petrol fiyatlarıyla yeni bir düzen mi hazırlanıyor?
Evet! PKK'nın yarattığı savaş kaybedilmiş bir savaştır! Ne ülkeye, ne halklara barış
getiremez. Eli silahlı, ABD koruması altındaki bir çete ile barış zaten olmaz.
Doğru, başaramadınız! Devletin ve Türk halkının Kürt halkıyla bir savaşı yoktur.
Yorgana ağmış pireleri bir an önce def edin de bu çekişme bitsin artık!
Sağlıcakla kalın..                                                                                   . Hasip ÖZTÜRK

Salıyazılari.blogspot.com (hasipozturk@hotmail.com

15 Ocak 2016 Cuma

VEKALETEN SAVAŞ


Hükümet sözcüsü, Sultanahmet Meydanı'ndaki canlı bomba olayından söz ederken
'vekaleten savaş'tan yakınmıştı. Açıkçası birileri başkaları hesabına savaş yapıyor dedi..
Vekaleten savaş yeni bir kavram değildir. Belki Türkiye'de ilk kez adıyla söylendi.
Ortadoğu'da kimin kime dost, kime düşman olduğu belli mi? Herkes birbirine vuru-
yor, öldürüyor, topraklar boşaltılıyor! Bunlar 'batı'nın yeni savaş yöntemidir. Ortadoğu halklarını birbirini kırdırıyor! Vaktiyle Kissinger '3. Dünya savaşı olacak! Hıristiyanlarla Müslümanlar savaşmayacak; Müslümanlarla, Müslümanlar savaşacak!' demişti..Adamın söyledikleri yaşanıyor. Batı'nın ve Siyonizmin yeni yöntemi bu...
Müslüman ülkelerin altında depolanmış 'enerji kaynaklarını' batı bedavaya alsın
diye vekaleten savaşlar yapılıyor! Batı, Müslümanların petrolüne bedavaya konacak, hem
de onları birbirini kırdıracaktır. Nedir kavganın sebebi 'Benim mezhebim, senin mezhebini döver!' diyen, silahı kapıp birbirini kırıyor!.. Bunun adı bağnazlıktır.
Ortadoğu vekaleten savaşanlarla dolu! Bunlar Türkiye'ye de sıçrıyor! PKK terör
örgütü kırk senedir Türkiye'nin içini oyuyor! Türkiye'yi bölmek için çabalıyor. Onları
kim besliyor? En yakın 'Stratejik Müttefiklerimiz!' Yakın ve dindaş komşularımız! Bölge
hakimiyeti için, bizim küçülmemizi ve güçsüzleşmemizi umanlar arka çıkıyorlar!
Türkiye, Irak hudutları içindeki PKK merkezlerini vurmak için niçin ABD'nin iznini
almak zorundadır? ABD 'vekaleten savaşcılarını' korumak istediğinden.
Türkiye, Suriye ile ' ballı börekli dost' iken, birden ne diye, Esad kanlı Esed oldu?
Suriye'nin en yakın komşusu ve dostu iken ne diye ' iç savaşın' destekçisi oldu. Vekaleten savaş için! ABD ve dostlarının çıkarı, Suriye'nin parçalanmasından geçiyordu. Sonra sıra
Türkiye'ye gelecekti! Türkiye 'sarı öküzü' kaptırınca, kendi öküzünü koruyamayacaktı!
Suriye'nin kuzeyinden açılacak topraklar Akdeniz'e açılalcaktır. İran'dan, Irak'tan
ve yeni kurulacak Kürdistan'dan çıkacak petrol, Akdeniz'e akacaktır! Batı zorunlu ihtiyaç
duyduğu petrolü sağlama alacaktır! Bedelini Ordoğu halkları ve Türkiye ödeyecektir!
Türkiye'yi yönetemeyenleri yönetenler var! Arada bir terör olayları ile terbiye etmeye çalışıyorlar. Sözümüzü dinlemezseniz, başınıza geleceklerin en hafifi bunlardır diye
destur veriyorlar! Yıllardır, ülkede yönetimi elinde tutanların yakınmaya hakları yoktur!
Bunlar hep yazıldı, söylendi! Bildiklerini okudular! Uyarıları zorbalıkla tehdit ettiler!
Haklarında 'kumpaslar' kurdular. TSK'nın yöneticilerini hapislere tıktılar. Gazetecileri,
ağzı laf edenleri, kitap yazanları, daha basmadan, hapislerde çürüttüler!
Baş edemeyince 'aa bunlar Paralel Yapı'nın eseri!' diyerek samur kürkü kendi
paralelleri üstüne atıverdiler! Ülke'de 'paralel' arayışları sürmektedir.
Hükümet Sözcü'sünün işaret ettiği gibi bunlar 'Vekaleten Savaşın' parçalarıdır.
Akademisyenler bildiri yayınlamışlar! İfade özgürlüğünün olduğu her ülkede bu
olağandır. Alışılmışan dışındaki görüş ve kabullere de destek verebilirler..Buraya kadar
kara kaplı kitaba aykırılık yoktur. Ama Hükumetin ve C. Başkanı'nın tepkileri katlanılır
gibi değildir. Bu Akademisyenler PKK'nın sokak savaşından, silah, patlayacı yığmaların-
dan; sokak savaşı planlamalarından hiç söz etmemişler. Onların yarattığı kıyım,yıkım ve
kamu düzenini ihlallerinden hiç söz etmemişler. Kınamamışlar bile!
Türkiye devletinin 'kıyımından', 'yıkımından' ' halkı ezmesinden' yakınmışlar! İnsan
hakları ihlallerinin durdurulmasını; derhal düzeltilmesini istemişler. Kürt Sorunu' nun çözümü için bir yol planı yapılmasını istemişler..
Türk halkının çoğunluğu böylesi yaklaşımlara prim vermez! Destek vermez! Ama
fikrini bildirdi diye insanları göz altına almaz, işinden gücünden etmez. Vatana ihanet
etti bu bölücüler diye asmaya kalkmaz.
Bunlar da vekaleten savaşın parçasıdır. Bunlara öfke seli gösterenler de..
İğne ve çuvaldız burada gereklidir.
Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com, hasipozturk.hotmail.com