25 Eylül 2012 Salı

NEVRUZ DERKEN

NEVRUZ DERKEN
Bu gün 21 eylül günü. Güney yarıkürenin “nevruzu”.
Paylaşılamayan 21 mart günü, kuzey yarıkürenin nevruzudur..
21 eylül günü, güneş güney yarıküreye yöneldi. Kuzey yarıküre ile vedalaştı!
Güney'de altı aylık yaz süreci başladı. Kuzeyde kış mevsimine girildi.
Doğa bunu anlatmak ister gibiydi. Havalar birden soğudu! Yazlık kıyafetlerin yerini
kışlıklar almaya başladı. Yağmurlar yağıyor! Tedbirsiz sokağa çıkanlar ıslandılar! Bazı
yerleri sel bastı!..
Dünya, güneşin çevresinde, yörüngede dolanırken güneşin çekimine bağlıdır. Öte
yandan bir de etkili merkez kaç kuvveti vardır. Yörünge bu güçlerin bileşkesinde oluşur.
Yerküre savrulup gitmez! Sadece belirle aralıklarda biraz yalpalanır. Yani dünya ekseni
23.5 derece eğik olduğundan, altı ay kuzey yarıküre, altı ay güney yarıküre güneşe dönük dolanır.
Güneşin ısısını ve ışığını doğrudan alır. Sıcak ve bereketli yaz mevsimini yaşanır..
Öteki yarıküre, kışı yaşar; dünya soğur ve doğa üşür!..
Kuzey yarıküre 21 marttan itibaren, güney yarıküre 21 eylülden itibaren yönünü
güneşe çevirir. Yaz mevsimini yaşarlar. Nevruz diye yaşanan bu gün nevruz-yenigün
adıyla alınır. Yazın ve eski takvimlerde yılın ilk günü sayılır.. Böylece kuzey ve güney
yarı küreler, güneşi eşit süreli nöbetlerde paylaşırlar.
21 mart günü başlayan altı aylık yaz mevsimi bitti!. 21 eylülde nöbeti güney yarıküreye devretti..
Bu durumda 21 eylül güney yarıkürenin nevruzudur.
Güney yarı kürede, nevruz diye bu süreci kutlayanlar var mıdır?
Nevruz bizim günümüz diye kavga edenler, geçimsizlik çıkaranlar var mıdır?
Sanmam!
Yerleşik dünyanın önemli bir kısmı Ekvator bölgesindedir. Orada yaz-kış ayırdımına
gerek yoktur.Güneş güneye dönse de, kuzeye dönse de ekvator bölgesi güneşi doğrudan
alır. Orada sürekli yaz mevsimi yaşanır. Güneye ve kuzeye inildikçe yazın ve kışın
önemi anlaşılır..
Eskilerden Sümer halkı bunu bilirmiş!.
Kuzey yarıkürede yaşadıklarından, yaza giriş günü ve yılın ilk günü olarak en büyük
bayram diye kutlanırmış..
Çok tanrılı Sümer'in baş tanrısı Damuzzi (Temmuz) imiş.
İşlediği bir suçtan ötürü, tanrılar meclisi onu cezalandırmış. Altı ay karanlıklar dünyasında (kış olmalı),
altı ay da bu dünyada (yaz) yaşamaya mahkum etmişler onu...
Nevruz adıyla kutlanan gün, Damuzzi'nin bu dünyaya (yaza) dönüş günü imiş!
21 mart günü dünyaya dönermiş. Yazın hayat canlanır, tohumlar filizlenir, hayvanlar, kuşlar üreme derdine düşermiş.
 İnsanlara yaşam daha kolay ve keyifli olurmuş! Bolluk ve bereket içinde yaşanır ve mutlu olurlarmış.
Nevruz adıyla kutlanan bu bolluk, bereket ve mutluluk olmalı!
Bunu da Damuzzi'nin dünyaya dönüş günü ve değişimin sebebi sanırlarmış.
Muazzez İlmiye Çığ ve meslekdaşlarının okudukları tabletlerde yazılıymış bunlar.
Biz de onlardan öğrendik bunları. Bunları öğrenince, Tevrat içindeki Sümer alıntılarını da anlamak da kolaylaştı.
Sümer kültürünün yayıldığı ve etkilediği yakın, orta ve uzak doğudaki halkların paylaştığı kutlamaların sebebi anlaşılır oldu..
Kendine bir tarih arayanların sandığı gibi, nevruz belli bir halkın, belli bir ırkın ya da
kümenin; kendine özgü günü değildir...
Kuzey yarıkürede, yaz sonunda bağ bozumu, hasat adlarıyla şenliklerin yapılmasının
da anlamı anlaşılır. Muhtemelen nevruzun karşılığı olan bir şükran günüdür. Yazın sonunda tanrının verdiği nimetlere,
halkın şükür etmesi diye anlaşılabilir. İnsanoğlu nankörlük etmeyip tanrının yaşattığı bolluğa, nimete ve lezzete teşekkür ediyordu zahir.
21 eylül sessiz soluksuz geldi, geçti! Biraz üşüterek, hapşırtarak geçti!
Kimse 21 eylülün farkında olmadı. Sadece üşüdüler!
Oysa bu gün, güney yarıkürenin nevruz bayramı idi.
Eğer kutlayan olmuşsa kutlu olsun!
Tarihin derinliklerinde kalan inançlar farklı kimliklerle bizi etkiliyor. Sümer'in fosilleşmiş inançları günlük yaşamımızın içinde.
 Bunları görünce 'dindar ve kindar' nesiller yetiştirmenin ne denli anlamsız kaldığı anlaşılır. İnsan gibi insan yetiştirmek gerekmez mi?.
Galile “Dünya dönüyor!” demişti! Dünya döner, mevsimler değişir!.
Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK

22 Ağustos 2012 Çarşamba

BU NE MUHABBET

BU NE MUHABBET
Ne bekliyordunuz?
Hayal kırıklığı mı yaşadınız?
Sözlerinden mi caydılar?
Sayın Başbakanımız çok şaşırmışlar! BDP'li Milletvekilleri ile silahlı PKK teröristleri
sarmaş dolaş görünce! Sora sora “ Bu ne muhabbet?” demiş.
Bunu AKP başkanı sıfatı ile mi sordu? Başbakan sıfatı ile mi sordu? GOP Eşbaşkanı
sıfatı ile mi sordu? Orasını belli değil!..
Yıllardır bağırmaktan sesimiz kısıldı! PKK bir bölücü örgüttür! Yayılmacı ülkelerin
maddi ve siyasi desteğiyle yörede yaşıyor! Türkiye sınırlarının hemen dışındaki kamplarda
barınır! Dost ve bağlaşık bildiğimiz bazı ülkelerce korunur ve desteklenir! Bu dost ve
bağlaşık ülkelerin arasında ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, hatta eski silah arkadaşımız
Almanya bile var. İsrail de cabasıdır..
Herkesin hesabı ayrı.
Hepsinin ortak hesabı, bölünmüş Irak'ın petrol bölgesini denetleyecek bir kukla Kürt
devleti yaratmaktır! Petrolün ABD'nin ve Avrupa'nın hesabına göre akmasını sağlayacaklar!
Çin gibi biti kanlanan ülkelere akacak petrolün vanasını ellerinde tutacaklar!
İran hudutlarına bitişik geniş bir üs edinecekler!
Türkiye'in desteğine muhtaç kalmayacaklar! Doğrudan doğruya Kafkasları, Orta Asya'yı
ve İranı denetleyebilecekler! Petrolün geleceği bu bölgededir. Petrol Irak, İran, Kafkasya'da;
Azerbeycan'da, Türkmenistan'da ve Türk kökenli ülkelerde var. Bunların üstünde egemen
olmak istiyorlar..
Türkiye'nin yörede denetimi zor olacaktır. En güvendiği AKP iktidarında bile “Tezkereyi”
Meclis'den geçiremedi. Hoş geçirseydiler, Doğu Anadolu hala ABD işgalinde olacaktı!
Kukla Kürt devleti çoktan kurulmuştu. Ve ABD silahlı güçleri yörede hala üslü kalacaktı!
Almanya'dan çıktı mı? Japonya'dan, Afganistan'dan çıktı mı?
PKK terörünü taşeron kullanarak, yörenin Kürt halkını bilinçlendirdiler. Kürt asıllı
halkları aktif hale getirdiler. Türkiye'yi istikrarsızlaştırdılar. Hakkari'de, Şemdinli'de İçişleri
bakanı taşlandı! Sokağa bile çıkamadı.
Türkiye'yi kullanarak Suriye'yi istikrarsızlaştırdılar. Artık orada sonucu önceden belli
planlı bir iç savaş yaşanıyor. Ayrıştırma başladı. Başkan Esad gidecek! ABD ne zaman
isterse, Esad o zaman gidecek! Suriye'de güçsüz, korunmaya muhtaç devletçikler olacaktır.
Etnik, dinsel temelli azınlık devletleri, pimi çekilmiş birer el bombası gibi orada ABD'nin
ve İsrail'in hizmetinde olacaktır..
ABD güdümlü kukla Kürt devleti Akdeniz'e çıkarılacaktır. Fırat ve Dicle'nin sularını
denetleyecekler! Bu topraklardan geçirilerek petrol Akdeniz'e indirilecek! Petrolün akışını
Kürt askerleri koruyacak! Artık ABD askeri ölmeyecek! Petrol için Kürtler ölecektir!
İran'ın dinci, milliyetçi anti ABD, anti siyonist rejimi, bu topraklardaki üslerden çıkan
güçlerle halledilecektir. Akacak kan, bu topraklardan devşirilmişlerin kanı olacaktır! İsrail
ile Irak petrolleri İran baskısı ve tehdidinden bağımsız akacaktır. Hatta İran petrolleri de
onlara katılacaktır.
Türkiye istikrarsızlaşırmış, bölünürmüş, emperyalizmin umurunda mı olur? Zaten Sevr'den
kalma, Türkiye'ye ödetilecek bir hesap vardı! Türkiye Cumhuriyeti, Sevr'e, ABD ve Avrupa
emperyalizmine rağmen doğmuştur! Emperyalizmin gücüne karşın bağımsız Türkiye Cumhuriyeti
kurulmuştur! Ezilen halklara örnek olmuştur! Lozan'a burun kıvıranlar bunları bilmezler mi?
Bilirler! Emperyalizme hizmet için bilmezden gelirler!
Yayılmacılar unutmazlar! Hesabı er geç sorarlar! Çoğu zaman içeriden peyledikleri
işbirlikçilerle ortak hareket ederler! Dün böyleydi, bugün de böyle, yarın da öyle olacaktır.
..Dahili ve harici bedhahlar” sözü boşuna söylenmedi! Bu bir kehanetti!
Sayın Başbakan, bu ülkeyi korumakla görevli ve yeminli hükümetin başıdır!
Bir kısım dahili ve harici bedhahları kucak kucağa görünce çok şaşmış!
Bu ne muhabbet yav!” diye kükremiş!
Hayret!..
Sağlıcakla kalın.. Hasip ÖZTÜRK

15 Ağustos 2012 Çarşamba

DİNGİLTOS OYUNU

DİNGİLTOS OYUNU
Bayan Clinton Türkiye'ye gelmiş!
Hayırlara vesile bir geliştir inşallah!
Bayan Rice, yıllar önce geldiğinde “Fas'tan -Basra'ya 22 ülkenin haritası değişecek!”
diye müjdelemişti! Dedikleri çıkıyor işte!
Bayan Clinton, yeni müjdelerle gelmiş! “ PKK ile müştereken savaşıyoruz!” demiş
Suriye'de PKK'yı istemiyoruz!” müjdesi de vermiş! Eşbaşkan ile ortakları çok sevinmişler.
Heyecandan “Onca yıldır, savaştığımız PKK niçin tükenmedi? “ diye soramamışlar.
Allahtan Bayan Cilinton,“ Suriye'de PKK'yı istemiyoruz!” diyerek ağızlarına bal çalmış!
PKK gibi örgütler, böylesi küçük sevinçler için vardır!
Eşbaşkan'a hizmetine karşılık,”PKK'yı istemezük!” denilmesi yetmiş! Başka sevince
ne gerek var demişler..
Çocukken “dingiltos” oyunu oynanırdı. Büyük ortak ile küçük ortak (ebe) yani dövülecek
çocuk bir örtünün altına yatırılırdı. Büyük ortağın elinde bir sopası olurdu. O zaman beyzbol sopası
bilinmezdi. Sıradan bir kazma sapı olabilirdi. Büyük ortak, örtü dışındaki eliyle sopayı ebeye vururdu.
Sonra örtü açılır, “ kim vurdu?” diye sorulurdu. Ebenin aklına büyük ortağı gelmezdi! Bilemezdi!
Ebeliğe yeniden yatar ve büyük ortağın sopasını yerdi!..Oyun böyle sürerdi!..
Sonunda ebe çocuk cıllızır, ya da yoz eşek suyu getirene kadar dayağı yerdi! Dayağı ortağından, ihanetten yediğini bir türlü anlayamazdı!
Kötü niyetlilere göre, büyük ortak Karabaşkan sopa göstermiş! Dayağı da biz yiyoruz!
Sonra Bayan Clinton geliyor, bizi sevindiriyor! “ PKK'yı istemiyoruz! ” diyor. Öyle ya ABD ile
birlikte savaşıyoruz! Şemdinli, Hakkari Türkiye'de! Amerika'da değil ki!.
Kimse dile gelip sormuyor mu? Sınırın beş km ötesinde üsleri var! Oradan gelip bizi vuruyorlar!
Karakollara baskın veriyorlar! Yolları mayınlıyorlar! Şemdinli'de kurtarılmış alan açmak istiyorlar! Onlarca yıldır savaşıyoruz.
Bu nasıl ortak savaştır? Üsleri vurmaya engel olursunuz! Terör bitmez!
Sopa kimde, kim vuruyor, nasıl vuruyor biliyoruz! Bu nasıl bir “dingiltos” oyunudur?
Hadi Eşbaşkanlık vurmamıza engeldir! Peki Başbakanlık niye vurdurmaz?
Bir koltukta iki karpuz! Sığmaz! İki karpuz da kırılır.
Eşbaşkanlık karpuzunu biz koymadık! O bizim karpuz değil!
Belki bayan Clinton, bu karpuzun kimin karpuzu olduğunu bilir.
Bizim jet uçağı resmen güme gitmiş! Neden düştüğünü bile bilmiyoruz!
Başkan Esad, “ biz vurduk!” diye böbürlenmiş! Karavana atmışlar meğer!
Uçakta vuruk izi yokmuş! Palavracı Esad!.. Ama uçak düştü!..
Bizim uçağın “ işletme programı” ABD'den! Uçağın sistemini kilitleyip düşmesine sebep
olunmuş mudur? Öteki uçakların da programı ABD'den. Bir kısmını İsrail firması modernize etti!
Onlarda da benzer program kilitlenmesi olabilir mi?
Yani bir vuruşmada, tetik çekmeden bizim uçaklar “ yerde, havada mevta “ olur mu?
Olur! Bal gibi olur diyenler var!
Emperyalizmin dostu, müttefiği yoktur! Çıkarları vardır!
Çıkarlarında kararlı ve kıskançtırlar!
Ne dost bilirler, ne ortak tanırlar! Vururlar!
Çıkarı gerektirirse ve gücü yeterse, bölüverir karpuz gibi canım memleketi!
Eşbaşkan bile kurtaramaz! Kaleyi içeriden vururlar! Suriye'de olduğu gibi..
Bayan Clinton gelmiş! ABD Dışişleri Bakanı. Hayırlara vesile olur inşallah!
Şimdiye kadar hiç olmamış!..
Suriye'ye girmeyin!” demiş.
Elma dalda, kız bahçede!” ne aceleniz var demiş!.
Emperyalizm doğrusunu bilir! Kendi doğrusunu!..
Ülkenin bilenlerine Eşbaşkan sormuş: ” Çapın ne, gramın ne?”
Bu çap ve gram işi mühim olmalı! Herkes ölçtürmeli!
Dingiltos oyunu sürüyor!
Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK

7 Ağustos 2012 Salı

TEVRAT İTTİFAKI

TEVRAT İTTİFAKI”
Biz Nato'ya 1952' de girmiştik.
Sovyetlerin Türkiye'den zorba istekleri var diye girmiştik!
Şimdi biz Nato'nun Güneydoğu kanadıyız.
Yaptıklarımızın Nato ile bir ilgisi yoktur!
ABD, Ortadoğu'daki enerji merkezlerini denetim altına almak istiyor.
Bunun için Kuzey Afrika ve Büyük Ortadoğu Projesi'ni geliştirmiş. Hani sayın Erdoğan'ın
Eşbaşkan olduğu proje! Bu bir Nato projesi değil!
Ya kimindir? Nato'nun büyüğü, Amerika Birleşik Devletleri'nin!
Enerji bölgelerini denetimi altına alacak! Hem enerji darlığı çekmeyecek, hem de
Çin gibi rakiplerinin enerji alımını denetleyecek! Amacı bu!
Bölgede küçük küçük, korumasına muhtaç “Yeşilkuşak devletleri” olsun istiyor!
Bunun için “Arap Baharını” mevsimsiz getirdi. Kaddafi gitti! Tunus'da diktatör Ali
gitti! Mübarek, ipte sallanmak üzere!
Yerlerine demokrasi adına “Müslüman Kardeşleri” getirdiler.
Şimdilik açık yeşil örtülüler! Gelecekte koyu yeşil olurlar!
Arap Baharı'nın demokrasi ürünleri bunlar!.
ABD ile işbirliğine bunlar yanaşmış!
Zaten yüz yıldan beri, yeraltında örgütlüydüler!
Şimdi Suriye, Esad'la direniyor!
Yakında orada da Müslüman Kardeşler hükümet olacaktır.
Başka devletçikler de olacaktır.
Irak'ta iki milyon Müslüman telef olurken, Sayın Erdoğan'ın kılı kıpırdamamıştı.
Suriye'ye sıra gelince birden bire “halkına zulüm eden, öldüren Esad'ı” keşfetti!
Al gülüm, ver gülüm gitti! “Muhaliflerin” koruyucusu kesildi!
Suriye'nin kuzeyinde “Kürt Devleti'ni” kucağına koyuverdiler!
Şemdinli'de, Hakkari'de yeni bir “Kürt isyanı” kucağına verildi!
Sınırın bitişiğindeki şer odaklarını vurmasına izin çıkmadı!
Tevrat ittifakı rengini belli etdi! Anlamadı mı?
Ayağına eren su, aklını başına getirmedi mi?
Gerçeklerin iğnesi batmadı mı?
Bir kısım medya “kansız bölünmeden” söz ediyor..
Sıtmaya razı etmek için, “ölümü” gösteriyorlar!
Ülkenin bölünmesine razı gelinirse, “darbe yapabilecekler” hapisle,
tutuklamayla ve Yaş'la safdışı edildiler. Öyle mi?
ABD darbeden onları koruyacak, onlar da Eşbaşkanlık görevini yerine getirecekler!
Öyle midir? Durup dururken darbeden niye korkulur?
Hesapta korkulacak şeyler mi var?
Leyla Zana, “ Sorunu Tayyip Erdoğan'ın çözeceğini inanıyorum!” derken, çözüm
olarak neyi kararlaştırdılar? Kötü ile daha az kötü arasında bir seçim mi yapılacak?
Hilmi Paşa,“Egemenlik kavramı değişmiştir” sözüyle neyi kastetmişti?
AKP iktidarını pekiştirdikçe, Ordu Kemalizm'den vaz mı geçecekti? Türk Anayasası'ndan
laiklik ve Türk adı çıkarılacak mı? Hesap bu mu?
Seçimlerin erkene alınmasından söz edilmeye başlandı. İşler kötüye gidiyor anlaşılan!
Mostrası çıkmadan, yine birkaç yeyinti torbasıyla, oyları toplamak istiyorlar!
Halkımız uyanır mı? Türk Baharı da yeşillenir mi?
Meşeler güverirken, aziz halkım da kış uykusundan uyanır mı?
Sağlıcakla kalın....
 Hasip ÖZTÜRK

31 Temmuz 2012 Salı

SURİYE

Suriye'nin yıkılması için her şey yapılıyor.
İç savaş bütün kıyıcılığı ile sürüyor!
Suriye'nin kuzey şehirleri Suriye'li Kürtlerin eline geçti.
Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasında Türkiye'nin de katkısı var!
Başkan Esad'la içli dışlıyken, birden tavır değiştiren Sayın Erdoğan'ın katkısı çok!.
Sayın Dışişleri Bakanının da..
Başbakan niye tavır değiştirdi?
ABD istedi.
Ne diyor Sayın Başbakan?
Büyük Ortadoğu ve Genişletilmiş Kuzey Afrika Projesinin
Eş Başkanlarından birisiyiz!”
Yani, Sayın Başbakan'a Eş Başkanlığı hatırlatıldı.
O da Eş Başkanlığın gereğini yerine getiriyor!
Suriye üçe bölünecek! Suriye'nin kuzeyi, İskenderun'a kadar
Büyük Kürdistan'a” katılacak! Kürdistan denize çıkarılacak!
Bu benim kehanetim değıl! Yüz yıldan beri Wilson Planınında zaten vardı!.
Yıllardır “hayali” haritalar yayınlanır. Bizi öfkelendirirler!
Bunlar hem hatırlatmak, hem de alıştırmak içindir.
Türkiye'ye de fatura çıkacaktır! Kırk yıllık Hatay, Kürtlere verilebilir!
Güneydoğu Anadolu ve Doğu'dan bir kısım yerler Kürdistan'a katılabilir!
Bunlar Sevr'den beri “uyumayan” dostların (!) planında duruyordu.
İbret verici olanı, “ Ben GOP'un, BOP'un Eşbaşkanıyım!” diyen
Türkiye Başbakanı'nın ve Hükümeti'nin bu işin içinde olmasıdır.
Eş Başkanlık, Anayasa'da var mıdır?
Yoktur!
Anayasal kurumlar, Başbakan'ı Eş Başkanlığa atamış mıdır?
Atamamıştır!
Kim atamıştır? Herhalde ABD siyasileri atamıştır!
Eş Başkanın hizmeti atayana hizmettir!. ABD çıkarlarınadır..
Türkçesi, bu eş başkanlık gayri milli bir iştir!
Gayri milli bir atamadır!
Sonuçları da gayri millidir!
Muhtemelen, Misak-ı Milliye aykırı sonuçlar doğuracaktır.
Ülkenin bölünmesi söz konusudur!
Kimse bölmeye kalkışamaz! Savunamaz! Milletiyle, vatanıyla ülkenin bölünmez
bütünlüğünü koruma bir Anayasa ilkesidir.
Ne diyor Kürt vatandaş, Diyarbakır Belediye Başkanı! “ Barut fıçısı üstünde
oturup çakmakla oynayamazsınız!” Yani Türkçesi, Suriye'deki fiili Kürt oluşumuna
müdahale etmeyin! Komşu Barzani, “Kürtleri eğitip Suriye'ye yolladık! “ diyor.
Olacakları bilip önceden hazırlık yapmışlar!
ABD güdümünde, Orta Doğu'da “Büyük Kürdistan Devleti” hayırlı olsun!
Petrolü var, denize açık, zengin ve sırtını ABD'ye dayamış bir Kürdistan!
Sayın Eş Başkan'ın istediği bu muydu acaba?
GOP'la Kuzey Afrika'dan Basra'ya 22 ülkenin hudutları değişmeye başladı!
Arap Baharı dedikleri işin aldatmacası imiş! Bir ince siyaset! Bakınız Kisinger, eski ABD
dışişleri bakanının ince siyasetine! “ Biz güçlüyüz. Çünkü içimizdeki hainleri hemen
öldürürüz! Başka ülkelerde hainleri kahraman yapıp işin başına oturturuz!”
Bu adama Nobel Barış Ödülü verilmiş!.Yiğitlik taslarken, sirkatini söylüyor!
İbret alınsa, tekerrür olur muydu?..
Sağlıcakla kalın.... Hasip ÖZTÜRK

24 Temmuz 2012 Salı

DÖNDÜK

DÖNDÜK
Kurultay başlıklı yazım size ulaşmadı.
Orada, Türkiye'i yönetecek kadroyu seçeceğimizi yazmıştık.
Kurultay delegesine düşen isabetli seçim yapmaktı..
Seçtik! Seçilenlerin listesi kesinleşti. Kimi dışarıda kaldı,
kimi listelere girdi! Kimi yedek listelerde kaldı.
Seçilmesini umduklarımızın tümü seçilemedi. Seçilmesin dediklerimizin
bazıları seçildi..Seçim demokrasilerin olmazsa olmazıdır. Sonucuna katlanırız.
Kurultay sonuçları çok tartışılacaktır.
C.H.Partisi umut partisidir. Onun üstünden herkesin bir umudu vardır.
Ömrü boyunca başka partilere oy vermemiş bir kesim vardır.
Onlardan biriyim! Ömrümüzü muhalefette tüketiyoruz!
Yetmiş yaşın eşiğine geldik. Partimizin iktidar olacağını, devletten emin
olacağımızı umup durduk! Çocukların adını umut koyduk!
Başı derde giren CHP nerede? Niye ilgilenmiyor dediler! Oy vermeyenler de
bunu dile getirdiler...
Muhalefette çakılıp kaldık!..
Şehirleşmiş Türkiye'yi çözemedik!
CHP'nin yeni Parti Meclisi'nden çok beklentiler var.
Daha aktif olmasını umuyoruz.
Projelerini üretsinler! Projeler üstünden halka uzansınlar!
C.H.P'nin görevi Sayın Başbakan'a cevap yetiştirmek değildir!.
Bırakın yanlışlarını sürdürsün!
Onun sonu yakındır! Herşeyi yanlış yapıyor! Gittiği yolun sonu yok!
Biz işimize bakalım!
Rahmetli Ecevit “Ortanın Solu..” dedi Türkiye'yi ayaklandırdı.
Tam iktidar olamadıksa da “merdivenli” iktidar olduk!
Merdivenin başımıza açtığı dertlerden yıllarca kurtulamadık!
Yolsuzluk her iktidara yakışabilir, yarayabilir, yaraşabilir!
C.H.P. yaraşmaz! Yakışmaz!
Bunu hatırlayın!
Bizde bölücülük yoktur. Ötekimiz yoktur!
Herkesin dini, inancı kendinedir. Kendi seçimidir. Saygı duyarız. Etnik yapısı
kendisini ilgilendirir. Herkese eşit yakınlıktayız. .Üst yapımız Türk, Türkiye
ve dilimiz Türkçe'dir. Devletin kuralları, işleyişi ve ilkeleri inançlara, etnik
kimliklere göre belirlenmez. İhtiyaca göre belirlenir.
İlim dogmalara göre değil bilim ve teknolojinin ilkelerine göre belirlenir.
Kısaca biz bu sisteme laiklik diyoruz!
İlim, siyaset ve yönetim objektif ilkelere göre yönetilir, sürdürülür.
İnançlar, kendi temel ilkelerine göre yürür! Kişinin vicdanında yürür!
Siyasetle, dini inançlar kesişmez! Keşisirse, devlet taraf olur! Öteki olur!
Devlet halkını böler! Ötekileştirir. Ezer, ezmektedir. Öcü olur!
Biz buna karşıyız! Onun için laiklik ilkesi vazgeçilmezdir!
Demokrasi, laiklik denilen objektif ilkelerin atmosferinde işler ve düzeni kurar!
C.H.Partisi, Parti Meclisi'ne düşen en öncelikli konu, yeni Parti Programını
hazırlamaktır. Proğram önümüzdeki yıllara partinin bakışıdır! Projelerin
ve hizmetlerin ana kaynağıdır..
Değişim ve dönüşüm diye uçuşan muğlak umutların yazıya dökülmüşüdür!
Program taslağı gelsin, ufukta neler var bir görelim! Kurultaydan önce
tartışalın ve olgunlaştıralım.
Bu Kurultay'dakı dağınıklığı, iletişim eksikliğini, liste yarışını yaşamayalım!
İktidar umudumuzu güçlendirelim!
Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK

19 Temmuz 2012 Perşembe

KURULTAY

Ankara'da C.H.P'nin 34.ncü olağan Genel Kurulu var!
Biz Kurultay diyoruz bu toplantıya..
Önümüzdeki iki yılın, partiyi yönetecek kadrosunu belirleyeceğiz.
Genel Başkan sorunu yok! Sayın Kemal Kılıçdaroğlu tek aday!
Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu seçimleri yapılacak.
Çok sayıda aday adayı var. Her gün yüzlerce ileti yağıyor telefonlara.
Bursa'dan da adaylar var. Ankara'ya varınca aday sayısı artacaktır..
Parti yönetimine katılmak isteyenlerin çokluğu, seçimi zorlaştırır. Ama
partililerin ilgisini, yönetime katılma endişesini açığa vuruyor!. Çarşaf liste
demokratik seçime olanak verecektir..
Gideceğiz, göreceğiz ve seçeceğiz!
Son günlerde partide dört eğilim var diyorlar. Eli kalem tutanlar uzlaşmaz dört eyilimden
söz ediyorlar. Böyle bir algı yanlıştır! C.H:P'nin temel ilkelerinde bir sapma yoktur. Altıok'dan bir
sapma yoktur. Partininin omurgasını bunlar oluşturuyor.
Ulusalcılık, Atatürkçülük gibi partinin omurgasını oluşturan değerlerin, uzlaşmaz eyilimler
 arasında sayılması yersizdir. Her partilinin Atatürkçü, Ulusalcı, antiemperyalist, tam bağımsız,
laik, hukuk devletinden yana bir kimlikte olması temel ilkedir.
Parti kimliğidir..
Bu kimliğin, eyilim olarak ayırt edilip başkalarıyla yarıştırılması söz konusu değildir.
Sükunetle parti yönetimini seçeceğiz. Yönetimi uzaktan, yakından izleyip denetleyecek
kadrolar da bizler olacağız. C.H.P. Türkiye'nin ana partısidir. Ana Muhalefete demir atmış
gibi görünmemiz kalıcı değildir.
Ayağını taşa çarpan CHP nerede diye yakınır! Oyunu başkasına verir, başına gelenlerden
CHP'yi sorumlu tutar!
Seçmen kitleleri yeterli oyu vermese de CHP'ye olağandışı bir güvenleri vardır.
C.H.Partisi Türkiye'nin olmazsa olmazıdır.
Elbette, iktidar olmanın yolunu bulacağız!
Kimse, umudunu CHP'nin parçalanmasına bağlamasın!
Böyle bir şey olmayacak!
Kurultuy'dan sonra 'parti programı' üzerinde ciddi bir çalışma beklentisi var.
Asıl üretken olanı, partinin program çalışmasıdır. Program partinin geleceğini belirleyecek bir düzenlemedir.
Dünya hızla değişiyor. Vahşi kapitalizm küreselleşme kimliği ile üstümüze üstümüze geliyor. Değişimde,
yarışta gerilere düşmemek için parti programının ve siyasi seçeneklerin zenginleştirilmesi ve güncellenmesi gerekir.
Kurultay C.H.Partisine, devrimcilere, umutsuzlara, gücü tükenmişlere, kadınlara,
gençlere, halka umut verecektir.
Herkesten eleştiri de alacaktır.
Böyle Kurultay mı olur diyenler de olacaktır.
Bu kurultay, seçim kurultayıdır. Daha fazlasını ummak beyhudedir.
Kadroların çalışmalarına bakılmalıdır.
Projeleriyle, çözümleriyle, tutarlıklarıyla halkın içinde olacak bir yönetim gelecek!
Sonuçta halk belirleyici, seçici olacaktır. Partinin yukarısı ve aşağısı halkın içinde olacaktır..
Halk tuttuğu her şeyi çürüten bu iktidardan kurtulacaktır.
Adaleti çürüttüler, dürüstlüğü çürüttüler! Devlete, yargıya güveni çürüttüler! Orduyu çürüttüler!
Halk yalanlarından, dolanlarından bıktı! Herşeyin bir sınırı, sonu vardır. Sona vardılar!
Verilen oylarla Türkiye'yi yönetme yetkisini kullanamadılar. Kötüye kullandılar! Sıfır sorun dediler, dünya ile
 kavgalı oldular! Büyük devletiz dediler, şaplak sürekli Türkiye'nin ensesinde patladı! Büyük devlet adamı çalımıyla işler yürümüyor!
Beceriksizlik, kararsızlık ve yolsuzluk siyasetleri oldu!
Dünya görüyor! Halkımız görüyor!
Türkiye'yi yönetecek kadroyu seçmeye gidiyoruz!..
Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK