23 Mart 2012 Cuma

4+4+4= 12 Mİ?

4+4+4= 12 Mİ?
Sekiz yıllık temel eğitim, ya da zorunlu eğitimden beklenen başarı sağlanamamış!
Nereden çıktı bu hüküm? Eğitimin 4+4+4 = 12 yıl olarak belirlenmesine ilişkin bir kanun
teklifi var Mecliste..
Eğitim Komisyonundan kanun teklifi geçmiş! Hem de 24 dakikada, sille tokat eşliğinde kabul edilmiş!
Muhalefet millet vekilleri komisyona bile sokulmamış! Girmek isteyene tekme tokat girişmişler!
Komisyon başkanı tek kale oylama yapmış!!
Komisyon Başkanı, eski öğretmeninden öyle bir azar yemiş ki, akıllara zarar!
Eğitim, gelecek kuşakların eğitilmesi ve uygar bir toplum yaratılmasının biricik yoludur.
Burada herkes hemfikir! Herkes fikirde uzlaşıyor. Eğitimin nasıl olacağına gelince işin rengi değişiyor.
Her ağızdan ilim, bilim, medeniyet, gelişmiş toplumlar, batı, Avrupa Birliği, demokrasi sözü çıkıyor da
sonuçta uzlaşma olmuyor! Uzlaşma eksikliği tekme, tokatla gideriliyor!
Belli ki bu nesli, bu çoğunluğu eğitememişiz!
Öyleyse değiştirelim!..
Önce ana sınıfı dediler. Vazgeçtiler. Ana sınıfı açılması gerekli.. Ama derslik,beslenme ünitesi ves hazır değil. Yeterince ana sınıfı öğretmeni yok! Ortam anasınıfı açılmasına, yaygınlaştırılmasına uygun değil.
Zorunlu eğitim 60 aylıktan başlasın, en geç 72 aylık olanlar kesinlikle okula başlasın! Uygulamayı
Bakanlık belirlesin demişler. Eyvallah! Şimdi çocuklar televizyon çocuğu. Eskilere göre manen daha hızlı gelişiyorlar. Yaşlarına göre bilgililer. Bütün dünya evlerinin içine geliyor. Bilgisayar araçlarıyla içli dışlılar.
Okula başlama yaşının bir yaş öne alınması gerekli olmuştur..
Eskiden adı ilkokuldu, 5 yıl zorunluydu. Bunu üç yıllık ortaokul izlerdi.Biz bu iki okulu birleştirdik!
Adına ilköğretim dedik! 8 yıllık kesintisiz ve zorunlu eğitime geçtik! Daha ilköğretim okullarının meyvesini almadık! İyi mi ettik, yanlış mı ettik? Bilmiyoruz. İlmi araştırma bile yapmadık. Ne sonuç aldığımızı bilmeden, ilköğretimden, sekiz yıllık kesintisiz ve zorunlu eğitimden vazgeçiyoruz!
. Üniversite öncesi eğitimi 4+4+4 gibi üç bölüme ayırıyoruz. Yani, Meclise gelen kanun teklifi böyle istiyor, İşin başında 8 yıllık zorunlu ve kesintisiz eğitimi bozmak için, iktidar bloku oluşturulmuş. Tekme tokat kanu-nu geçirme hazırlığında iktidar. Sayın Başbakan geçirin demiş. Kimseye kulak astıkları yok!
Bu girişim ilkokula geri dönüş müdür? Okula başlama yaşı indiriliyor, eğitim süresi 4 yıla iniyor.
Çocuk on yaşında, ilk 4 yılın ardından ortada kalacak gibi! Çok seçenek varmış gibi istediğini seçebilecekmiş! Açık eğitim, Kur'an kursu, yatay geçiş, ikinci dört yıla devam gibi! Çırak bile olamaz! Çıraklık yaşı 14, inse
olacak 13!. Birinci dört yılın sonunda bir boşluk ve karmaşa çocukları bekliyor.
İkinci 4 yıl, ortaokul çağı. Adı konulmadan geri getiriliyor. Yine önünde işleyeceği kuşkulu seçenekler
var. Meslek okullarına gitmek, yatay geçiş, seçmeli ders tuzakları!..
Son 4 yıl, lise eğitimi. Yani şimdi 4+4+4= on iki yıl ediyor mu?.
Hoca rahmetlinin kardan helvası gibi! Kendisi de beğenmemiş..
İnatlaşmaktan, dindar., kindar söyleminden vaz geçilmeli! İtişip kakışmaktan da vaz geçilmeli.
Bu toplumun geleceği birlikte inşa edilmeli. % 50+%50 bir bütün eder. Yüce Türk milleti.. Kimi kimin için
itip kakabilirsiniz? Bir zamanlar Anadolu liseleri yaygınlaşırken, devlet kendi kadroları için Anadolu liselerini kuruyor demişlerdi. Öteki okullardan çıkacaklar da işçi, esnaf olacak denilmişti. Dedikleri çıktı mı? Bu işte fantezilere yer yoktur.
Çocukların %70'ini hala düz liselerde okutuyoruz. Lise bitiyor, gencin bir mesleği yok! Acı olan bu!
İş üniversite lotaryasına kalıyor. Üniversite kapısında, içindekilerin iki, üç katı birikmiş! Giren de mutsuz, dışarıda kalan da! Bitiren de işsiz, bitirmeyen de!
Gelin meslek okullarını iyileştirelim, yaygınlaştıralım! Lise öğrenimini bitiren herkesin mesleği olsun! Ekonomik bir işlevi olsun. Yetenekli, bilgili ve gayretli olanlara üniversite kapısını açık tutalım. Kimse
üniversite kapısının önünde ve ardında hayal kırıklığı yaşamasın! Yeteneği olan zorlasın!
Ama bu kapı gençliği kurtuluşa götüren tek kapı olmaktan çıkarılsın!
Devir bilişim çağı! Teknoloji çağı! Rekabet çağı! Çağın gerisine düşmeyelim.
Sayın Başbakan, herkesten üç çocuk istemiş! Çağın gereklerine göre bu çocuklar hangi okullarda okuyacaklar? Ben Yol Vergisini anımsarım! Altı çocuğu olan Yol vergisinden bağışıktı! O kalabalıklar oy
deposu oldular! Yine mi?
Kesintisiz, zorunlu eğitim herkes için olsun. Herkesin bir mesleği olsun! Yeteneği olanlara, üniversite
açık tutulsun! Bir kere olsun uzlaşmayı deneyin! Tekmesiz, tokatsız bir uzlaşma olsun!
Çocuklarımızı iyi eğitelim! Geleceklerine onlar karar versin!
Sağlıcakla kalın.. Hasip ÖZTÜRK

14 Mart 2012 Çarşamba

ADI SİYASET

ADI SİYASET
Uludere su yolu oldu!
İktidara yakın olanlar bir bir gidiyorlar! Aile boyu baskılar var.
Bombalama emrini kimin verdiği bir türlü açıklanamıyor!
Otuzlu yılların sonlarına rastlayan Dersim İsyanı'nda CHP'yi bir çırpıda suçlu
bulan, Sayın Başbakan'ın dili, Uludere Bombalamasına gelince tutuluyor!
Belli ki halkın gözünden gizlenen bir şeyler var! Olayı soğutmayı, unutturmayı
yeğliyorlar. Parayla pulla mağdurları susturmaya çabalıyorlar.
Balyoz soruşturması bile bitiriliyor. Uludere soruşturması bitmiyor!
Cumhuriyetin kuruluşu ve izleyen yıllarda yaşanmışları, isyanları teklemeden suçlu
ilan ediyorlar. İstiklal Mahkemeleri'nde yargılanıp mahkum olanlara itibarlarını iade
ediliyor. Olabilir! Cumhuriyet, Yüz Elliliklerin bile itibarlarını iade etti. Saygın yurttaş olmanın kapılarını açtı. Geçmişte, suçlu görülüp yargılanan ve hatta infaz edilenlere kapılar kapalı değildir.
Tek parti dönemini dile dolayıp CHP'ye saldırmanın dayanılmaz tadını bir yana bırakın!
Orada tarih yazıldı! Orada tarih yaşandı! Toplum bunların bağışlanmasını taşıyacak hoşgörüye
varınca, onlarında itibarları iade edilir. Yeterki, hıyanet çekim merkezi olmasın!
Hükümet kendi kafa yapısına uygun olanların peşindedir. Onları bağışlamanın yolunu
arıyor. Yüzde elli oyla, her şeyin galibi saymaktadır iktidarı. .Cumhuriyeti dönüştürmek istiyor!
Kafasındaki düğümleri, ne bahasına olursa olsun hayata geçirmenin sevdasına düşmüştür!
Yüzde ellinin istediğini herkes istemek zorundadır diyor. Buna kimsenin engel olamayacağını söylüyor! Kırk sekiz saat geçmeden kavga döğüş, 4+4+4 eğitim tasarısı Meclis Komisyonundan
geçiyor. Ana Muhalefet liderinin “ Eşkıya güpe gündüz meclise inmiş!” mealindeki yakınmasına bakılırsa; komisyon kararı uzlaşmayla değil, kaba kuvvetle geçirilmiş!
Yani muhalefete oy veren yüzde elli döğülerek, karar geçirilmiştir!
Topluma vaad edilen ileri demokrasi bu olmalı! Yalova Milletvekili Sayın Muharrem İnce'nin deyimiyle, ileri demokrasinin faşizm olduğu anlaşılmıştır...
Sayın Başbakan, sürekli Tek Parti Yönetiminde geçen yılları eleştirmektedir.
1950 yılında iktidar olan Demokrat Parti liderleri, tek parti döneminin liderleri değil miydi? Başbakan, bakan, Meclis Başkanı, milletvekili değil miydiler? Alınan kararların altında imzaları,
rızaları yok muydu? Eylemde ortak değil miydiler?
Şimdi, iktidarın lideri tek parti sürecine giden yola girdiğinin farkında değil mi?
Milletvekillerinin, Türkiye'nin milletvekili gibi değil, liderin milletvekili gibi davrandığını görmüyor mu? Meclisin özgür iradesi yürümekte midir?
Geçen hafta Danıştay'ın bir dairesinin hakimlerinin yarıdan çoğu değiştirilmedi mi? Yetkili savcı,
MİT yöneticilerini soruşturmakta ısrar ederse, açılacak davaya bakacak Danıştay Dairesi, hakimleri değiştirilen daire, değil midir?
Hani yargı bağımsızdı? Hani yargıçlar istekleri dışında tayin edilemezdi. HSYK'dan, Danıştay
Başkanı'nın isteğinden söz açmayın. Kimin ne istediği bellidir!
Sayın Başbakan, ayağına dolaşacak engel istemiyor!
Zevkle eleştirdiği Tek Parti döneminde bunlar olmadı.
En güçlü lider, yargı kademeleriyle uğraşmadı!
Kamu görevinde eli kirlendiği söylenenlere, Bağımsız Yargıyı, Yüce Divanı adres
gösterdi. Yargının önünde aklanıp döndüler!
Bu korku niye? Yargı Reformu diye geçirilen kurallar yetmedi mi?
Ankara'da hakimler var! Demeye niçin zorlanırsınız?
Bir bildiğiniz varsa, ona bir şey diyemem!
Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK

6 Mart 2012 Salı

DİNCİ VE KİNCİ

 
DİNCİ VE KİNCİ
İskilipli Atıf Hoca'nın adı, İskilip Devlet Hastanesi'ne verilmiş.
Devlet, İskilipli Atıf Hoca'nın itibarını iade etmiş!
İskilipli Atıf Hoca kimdir?
Teal-i İslam Cemiyeti'nin ikinci başkanıydı. Başkanı da olmuş. 31 Mart faciasını kışkırttığı,
Mahmut Şevket Paşa'nın öldürülmesine neden olduğu da söylenen birisi..
Meşrutiyetten beri yeniliklere ve devrimlere karşıdır. Teal-i İslam (İslam Yüceltme) Cemiyeti
başkanı sıfatıyla yazdığı bildiriyi-fetvayı Yunan uçaklarıyla cephe gerisine attıran bir işbirlikçidir!
Bakın bildiride neler söylemiş:
...Mustafa Kemal ve Kuvvayı Milliye maskaraları, Yunan askerinin önünden kaçıyor!
Bu EŞKiYALARIN ve ASİLERİN en kısa zamanda bertaraf edilmesi HEPİMİZE FARZDIR!”
(...) “ Bu ZALİMLERİN CİNAYETLERİNE daha ne kadar göz yumacaksınız?”;
(...) “Yunan Ordusu, HALİFENİN ORDUSU SAYILIR! Hiç de zararlı bir topluluk değildir!”,
(...) “Asıl KAFASI KOPARILACAK MAHLUKAT ANKARA'DADIR!”
İskilipli Atıf Hoca'nın bildirisi bu doğrultuda sürer!. Ankara'daki Kuvvayı-ı Milliye'ye karşı,
işgal güçleriyle, düşmanla işbirliği içindedir..
Yazı Devrimi'ne karşı çıkmıştır. “...Yeni harfleri kullananlar cehennemde yanacaktır!” diye halkı kışkırtmıştır.
Keza Şapka Devrimi'ne karşı çıkmış “ Şapka giymek küfürdür, dinsizliktir!” diyerek Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne karşı halkı isyana kışkırtmıştır!
Daha öncesinden “Frenk Mukallitliği ve Şapka” adıyla bir kitap yazarak, doğmadan
Şapka Devrimine karşı tavır koymuştur. Bu kitap toplatılmış ve yasaklanmıştır!.
Ancak, Ankara İstiklal Mahkemesi zabıtlarına göre (1926, 3 şubat Çarşamba, 1. celse)
“..Atıf Hoca, TC'nin yenilik ve ilerlemeye doğru attığı adımlara mani olmak ve halkı isyana
ve irticaa teşvik etmek kastıyla:....1924 sonlarında “Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı eseri
yayınladığı, ..mezkür risalenin toplatılmasının ve dağıtılmasının.. yasaklanmasına..rağmen..eserin,
isyanın çıktığı yerlerde aramalarda elde edildiği,...yargılanan sanıkların sorgusundan isyandan biri iki ay evvel
getirilerek elden ele dolaştırıldığı,...yasaklanmasına karşın basım ve dağıtımının yapıldığı,.. özellikle doğu vilayetlere
 ücretsiz yollandığı,..Teali İslam Cemiyeti adına düzenlediği beyannameleri, sonradan aldığı inkar tertiplerine rağmen
Yunan uçakları ile istiklal ve hayat hakkı için mücadele eden Anadolu köylerine attırdığı ve yeniliğe ve cumhuriyete
 daima bir düşman vaziyeti almış olan..adı geçen kişinin son isyan hadisesi ile maddeten ve manen
 alakadar olduğu...” anlaşılmakla salben idamına karar verilmiştir.
İskilipli Atıf Hoca'nın idam cezası ile cezalandırılmasını, o günün koşulları içinde değerlendirmek gerekir.
 Devrim karşıtları devrime yaşam hakkı tanımazlar! İşgalcilerle, düşmanla işbirliği yapmaktan çekinmezler! Devrim, düşmanlarını temizler!
Osmanlı'nın külünden Türkiye Cumhuriyeti doğmuşsa, bu suretle doğmuştur. Yoksa daha
doğmadan öldürmeye azmedenler, hiç boş durmamışlar. Atıf Hoca'da bunlardan birisidir..
Türkiye'de, günümüz siyasetinin mimarlarından, ABD Elçiliğinde görevli Graham Fuller adlı, Dışişleri mensubu bakın neler demiş:
Türkler Kemalizm'i terk edip ILIMLI İSLAMI BENİMSEMELİDİR.
Ilımlı İslam, Kemalizm'i silmeye yönelik bir KARŞI DEVRİMDİR.
Bu devrimin karşısındaki tek güç TÜRK ORDUSU ile ULUSALCI AYDINLARDIR
ve TASFİYE EDİLMELERİ gerekir.”
Neymiş? Türkler Kemalizmi terk edip Ilımlı İslamı benimsemeli! Ilımlı İslam karşı devrimdir.
Tek engel Türk Ordusu ile ulusalcı aydınlardır. Tasfiye edilmelidir.
Türk ordusunu yöneten subaylar şimdi nerede? Silivri'de! Terör suçlaması ile tutuklular.
Aydınlar Silivri'de, terör suçlaması ile yıllardır tutuklular!
Niçin? Ilımlı İslamın egemen olması için! Karşı devrim için bunların tasfiyesi gerekiyordu!
Kim demiş bunu: Graham Fuller! ABD Dışişlerinde görevli, bir işbitirici!..
Siyasetin başında kim var? ABD'nin, orta doğuda 22 ülkenin sınırlarını değiştirecek, Büyük
Ortadoğu Projesi'nin Eşbaşkanı!
İskilipli Atıf Hoca'nın itibarını iadede geç bile kalmışlar!.
Sıra Şeyh Sait'e geldi. Şeyh Rıza'yı ve özür dilemeyi de unutmayın!
Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK

29 Şubat 2012 Çarşamba

POSTMODERN DİKTA

Dün CHP'nin Olağanüstü Kurultay'ının biri bitti! Bu gün diğeri başladı!
Birini parti içi muhalefet istemişti, ötekini Parti yönetimi..
Partinin isteği öne alınınca, Muhalefetin isteğinin kıymeti harbiyesi kalmamış oldu!
Tüzük değişikliğini, muhalefetten önce, parti yönetimi niye akıl etmedi, anlayamadım!
Toplantıya Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'un konuşması damgasını vurdu!
Kurultay'a Genel Başkan olarak girdi, Lider olarak çıktı!
Gelelim verilen mesajlarına:
Daha çok özgürlük, daha çok demokrasi istedi. Hem parti içinde, hem Türkiye için!
Partide kadın kotası % 33 'e çıkarıldı. Türkiye'de, otuzlu yıllarda kadına seçme ve seçilme
hakkını C.H.P. vermişti. Şimdi de parti içi yönetimde kadınların % 25 olan kotası % 33'e çıkarıldı. Her yönetim kademesinde, kadınlara daha çok yer açıldı! Toplumun kılcal damarlarına kadar girebilecek tek aracın kadınlar olduğunu vurgulayan Sayın Kılıçdaroğlu; kadınları CHP'ye çağırdı! Partiyi kadınların evi ilan etti! Yaşı, rengi, dini, mezhebi, dili, kılığı ne olursa olsun bütün kadınları, CHP'de siyasete çağırdı!
Özetle, “ Kadınlar! Haydi C.H.Partisi'ne!” dedi.
Gençlere de % 10 ila 15'lik bir kota öngörülüyor.
Kadın Kolları Genel Başkanı ve Gençlik Kolları Genel Başkanı'na Merkez Yönetim Kurulu'nda yer açıldı. Artık onlar da MYK da görev alacak; parti siyasetinin oluşmasında birinci elden söz ve karar
sahibi olacaklar! Bu iyileştirmeler “devrim” niteliğindedir..
Tüzük değişikliğinin, C.H.P'nin geleceğine damga vurması beklenir. Bu gün yapılacak Olağlanüstü
Kurultay'da yapılacak Tüzük değişiklikleri ile parti içi demokrasinin işleyişindeki engellerin kalkması
beklenir..CHP'de siyaset ve yükselme kişilerin çabalarına ve kariyerlerine kalır diye umuyoruz. Siyasetin
asansörü genel merkez hizbine veya bir hizbe yamanmak olmamalıdır. Yaşayıp göreceğiz.
Sayın Kılıçdaroğlu'nun genel siyasete de etkili dokundurmaları vardı..Sayın R.T.E. 'nın genel siyasi tutumunu “postmodern diktakörlük” olarak nitelendi.
Kuvvetler ayrılığının kağıt üstünde kalmasından ve işlemeyişinden, yargının siyasi iradenin emrine girmesinden yakındı..İktidarın istemediği kararı veren savcının veya yargıcın beş dakikada işinin bitirildiğini vurguladı. Türkiye'nin bütün gelişmiş ülkelerde “kara listede” olduğuna vurgu yaparak,
Sn Erdoğan'ın siyasetini öğen aydınlara iki sorusu vardı: “RTE aleyhinde yazarsanız, başınıza bir şey gelir mi?”; “ Telefonum dinleniyor mu?” diye kendinize samimi olarak sorun! İçinizde kuşku varsa, bu siyasetin adına demokrasi denebilir mi? Dedi..
Fail-i meçhul cinayetlerin, göz altında ve tutuklulukta ölenlerin arttığını vurgulayarak; artık Sayın Başbakan'a çete kurma yetkisi, yasayla tanındı! Fail-i meçhuller artacak diye eleştirdi.
Mecliste muhalefetin sesinin kısılmak istendiğini, bunun için kural getirildiğini vurguladı.
Bunların demokraside olmadığını, gerçeklerin karartıldığını; hak arayan gençlerin hapse atıldığını vb. kınadı. Tek tek isimlerini, eylemlerini ve istenilen cezaları anlattı! Hak arayan gençlerin sindirilmesini kınadı. Konuk diplomatlara, bunlar sizin ülkenizde var mı? Diye sordu.
Sayın Başbakan'ın demeçlerinin saldırganlık, nefret ve intikam hisleriyle yüklü olmasını eleştirdi. Kendisiyle barışık olmadığını, en büyük bölücünün kendisi olduğuna vurgu yaptı. Bu tutumun toplumu böleceğinden ve topluma barış ve huzur getirmeyeceğinden yakındı.
Çözümün, barışın ve demokrasinin yerinin CHP olduğuna işaret etti.
On iki eylül artıklarını temizlemeyi, fail-i meçhullerde zamanaşımını kaldırmayı, On iki eylülün
anti demokratik yasalarını düzeltmeyi, Yök'ü kaldırmayı, özel yetkili mahkemeleri kaldırmayı, Toplantı
ve Gösteri Yürüyüşleri Yasa'sını değiştirmeyi, seçim barajını kaldırmayı, militan yargıyı düzeltmeyi, özel yaşamın gizliliğini korumayı vb. özgürlük ve demokrasi çağrısında bulundu!.
Uzun konuşmadan aklıma takılanların, köşeye sığabilenlerini aktardım.
CHP liderinin konuşması, topluma yapılmış esaslı bir çağrıdır!
Dilerim Türk demokrasisine katkısı olur...

14 Şubat 2012 Salı

ZAL MAHMUT

ZAL MAHMUT
Zal Mahmut kimdir?
Muhteşem Süleyman'ın kullarından birisi! Cellat!
Şehzade Mustafa'nın canına kıyanların başı!
Muhteşem Süleyman, Hürrem'in cilvelerine, düzenine aldanır, Zal Mahmut'u
ve kementli adamlarını Şehzade Mustafa'nin üstüne salar!
Gözlerinin önünde oğlunu Zal Mahmut'a boğdurtur!
O Muhteşem Süleyman'dır!
Muhteşem Süleyman Hürremkolikdir!
Hürrem Sultan kindardır. İstediğini yaptırır Muhteşem Süleyman'a!
Hürrem öz oğlu Beyazit'i de Muhteşem'e boğdurtur!
Geride sevgilisi Leon'dan olduğu söylenen oğlu Selim kalıncaya kadar!
Muhteşem'in ardından, Osmanlı tahtına bir rezil oturur!
O Muhteşem'in değil, ressam Leon'un oğludur!
Söylenti böyle, doğrusunu Allah bilir!
Bilinen o ki, Hürrem- Roksalan herkesten intikamını almıştır!
Oğulları bahasına..
Muhteşem, Zal Mahmut'u paşa yapar! Onu dünya malına garkeder.
Zal Mahmut Paşa, dünyalıklarıyla bir cami yaptırır! Günahlarından ancak
böyle kurtulacağı hesabındadır...
Eyüp semtinde Zal caddesinde, Zal Mahmut Paşa camisi onundur..
Zal Mahmut'un kıyıcılığını bilenler, o camide gönül hoşluğuyla namaz kılabilir mi?
 Evlatlarını bir bir boğduran padişahın yaptırdığı camide huşu içinde ibadet edenler; o zalimleri akıllarına getirirler mi?.
Toprağımız Zal Mahmut rolüne soyunacak insanlarla doludur.
. Kendini muhteşem gören kifayetsiz muhterislerle de..
Hepsi de bu toprağın ürünüdür!.
Şair istediği kadar “ Köpektir zevk alan, sayyad-ı bi insafa hizmetten!” diye
haykırsın! Ne Zal Mahmutlar azalır, ne avcılar, ne de av köpekleri eksilir!
Hizmetleri karşılığı servete ve makama, mansıba gark olurlar!
Ulemanın işi, onların yaptıklarına meşruiyet kazandırmaktır!
Kadıların işi, 'kara kaplı nizamide maslahata uyar' yer bulmaktır!
Makam, mansıp ve servet, yüreklerine çöken ağırlığı kaldırır mı?
Toplumun içinde başları dik, gönülleri hoş yaşayabilirler mi?
Olup bitenlere bakılırsa toplumun da çivisi çıkmıştır!
Bizden dediklerine, her türlü kılıfı giydirirler.
Savcılar azledilir, yetmezse kanun çıkarılır!
Ucu zülfü yare dokunmuştur!
Devletin çivisi çıkmıştır!
Çuval delinmiş, tel tel dökülüyor!
Yolun sonu görünüyor!
Merak ettiğim Beşşar'dan önce mi, sonra mı?
Sağlıcakla kalın.... Hasip ÖZTÜRK

7 Şubat 2012 Salı

DİNDAR NESİL

DİNDAR NESİL
Biz dindar nesil yetiştireceğiz!”; 
Muhafazakar demokrat bir partiden ateist gençlik yetiştirmesini mi bekliyorsunuz?” demiş Sayın Başbakan! Ana Muhalefet liderinin eleştirisine böyle karşılık vermiş!.
Dindar nesil! Dindar (Arapça din, Farsça dar) sözlerinden karma bir kelime. Anlamı dini inancı
güçlü, mütedeyyin kişi demektir.
Bir de “dinci” sözü var. “Toplumun bütün işlevlerini dini kurallara göre düzenlenmesi gerektiğini
savunan kişi; iktidarın tanrısal olduğuna inanan ve bu iktidarın tanrının yeryüzündeki vekilleri
tarafından kullanıldığı inancına dayanan toplum düzeni”dir. (Y.Çağbayır Sözlüğü)Demokrasi, halkın seçtiği yönetimle kendi kendini idaresidir. Çoğunluğun idaresinde azınlığın varlığının ve haklarının güvencede olduğu yönetimdir..Dincilikle demokrasinin bir arada barınması olanaklı deği
Muhafazakar, (Arapça Muhafaza + Farsça kar) sözlerinden karma sözcüktür. Geçmişin toplumsal düzenini, düşüncelerini ve kurumlarını korumak isteyen anlamına gelir. Dar anlamı tutucudur!
Ateist, Fransızca atheist demektir. “Allahın varlığını inanmayan, tanrı tanımaz “ anlamına gelir.
Parçaları bütüne yerleştirince, garip bir şey çıkıyor ortaya! Türkiye'de laik düzen, laik eğitim var.
Ateist değil. Bütün dinlere karşı eşit davranması umulan bir yönetim ve eğitim biçimi bu! Pratikteböyle işlemese de öyledir! Laik yönetimi benimsemiş iktidarlarla az veya çok bu denge sağlanmıştır;
dinci tanımına uygun yönetimlerde, kantarın topuzu hepten kayıp gitmiştir! Ne Alevisi mutlu olmuştur
ne Sünnisi! Ne Hıristiyanı mutlu olmuştur, ne Süryanisi!
Halat çekme oyunu oynamışız onlarca yıl boyu!
Mütedeyyin kişi, tanrı buyruğunu kendi kendi vicdanında yaşar. Dünyanın düzenini kendi inancına göre düzenleme derdi yoktur. Tanrı anlayışını, herkese benimsetme çabası yoktur. Mütedeyyin olmanın içinde başkalarının inançlarına saygı da vardır. Başkasına dayatma değil!.
Laik düzenle çatışma, bu dayatmaların sonucudur..Dincilik ağır basmıştır. Ne diyor “Toplumun kuralları, dini kurallara göre düzenlenmeli!” Niye ister,
“ tanrının yer yüzündeki vekilleri yönetir devleti!”
İşin püf noktası burasıdır!
Kimin dini, düzen olacaktır? Kendi dini! Çoğunluk dini! Çoğunluğun kabul ettiği din tanrısaldır!
Herkesi yönetmeye hakkı vardır. Kim yönetecek? Kendisini tanrının yerine vekil atayanlar tabii!..
Birisi açıklasa şu muhafazakar ve demokrat partinin ne anlama geldiğini?
Dindar nesil yetiştirmenin altında, dinci nesil yetiştirilmek istendiğini! Ancak onlar, tanrının yeryüzünde vekiliyim diyenlere biat edebilirler! Beklenti bu!
Bakın dünyaya! Şeriatla yönetilenler, aslında emperyalizmle yönetilen ülkelerdir!
Türkiye dışında laik, demokrat, çağdaş bir ülke yoktur!
Bir kısım insanlar, tanrının vekili sıfatını her nasılsa kapmışlar! Malı götürüyorlar!
Yönetimi, emperyalist ülkelerin silahlı gücü ve ortak çıkarlarıyla paylaşarak sürdürüyorlar!
Malı götürenler aslında emperyalist ülkeler!
Kutsal topraklar üstünde S.Arabistan'ı yöneten iktidar, ABD'nin silahlı desti olmadan birgün bile iktidarda kalamaz! ABD desteği ve çıkarı olduğu için şimdilik 'Arap Baharı' uğramadı!
Bakın İran'a, orada zaten tanrının vekili iddiasındaki ayetullahlar iş başında! Vekilleri iktidarda!..
Sahiden neyi istiyorsunuz? Bunlardan hangisi size çekici geliyor?
Laik Türkiye Cumhuriyetini idare etmekten acze mi düştünüz?
Mecbur değilsiniz!..
Cengiz Han'ı bilir misiniz? Cengiz Yasası'nda “Madde 11- Tüminlere (herhangi birine üstünlük tanınmaksızın) eşit derecede saygı gösterilecektir. Bu, Tanrının hoşuna gider.”
Maskeye, maskelenmiş siyasete gerek yok!
Cengiz Han kadar laik ve demokrat olmak yeter!...
Sağlıcakla kalın.... Hasip ÖZTÜRK

31 Ocak 2012 Salı

ULUDERE ÇUKURU

ULUDERE ÇUKURU

Uludere çukuru, Hükumetin elinde patladı.

Genelkurmay ııh dedi!

MİT ııh dedi!

Amerika biz istihbarat vermedik dedi.

İsrail, bizi karıştırmayın deyip,

Topu Türk Hükumetinin üstüne attı!

BDP Başkanı, emri siz mi verdiniz diye sorup duruyor!

Sayın Başbakan “evet” ya da “ hayır” diyemedi.

Topu yardımcısına attı!

Uludere'de ölen yurttaşların nasıl bir tertibe kurban edildikleri

bilinemedi. En iyisi “ gizlilik kararı” dediler, üstünü şimdilik

örttüler! Çözümü yargıya atmışlar! Yargı ne diyecekse?

Bekleyeceğiz göreceğiz!

AKP Derin devlet diye diye devleti ufaladı!

Uludere olayı aslında bu devleti tahrip etmenin bir sonucudur!

Muktedir olmak için, devleti adım adım ele geçirdiler.

Bürokrasi ellerine geçti! Kamu Kurumu nitelikli kurumlar ellerinde.

Orduyu itibarsızlaştırdılar!

İktidara tabi bir ordu istiyorlardı, oldu!

Anayasa Mahkemesi ellerine geçti!

HSYK ile Adli ve İdari yargıyı ellerine geçirdiler.

Üniversiteler, YÖK marifetiyle zaten ellerinde.

Eee ne kaldı geriye, hani kuvvetler ayrılığı vardı!

Meclis zaten ellerinde! Ona da güvenmediler!

Meclis Yaz tatilinde iken, onlarca Kanun Hükmünde Kararname çıkardılar.

Basını, medyayı çoktan hizaya getirmişlerdi. Koca bir holdingin üstüne

Vergi müfettişlerini salıp pişman ettiler!

Kalanlar da zaten Silivride!

Geriye derin devlet kaldı!

Şimdi derin devlet kendileri oldu.

Gördüler ki “ derin devlet”, İktidarların, devletin diğer birimleriyle ortaklaşa

yürüttükleri, ülke çıkarları gerektiğinde rutin dışına çıkılmasına izin verilen

bir sistemin adıydı. Arada bir kantarın topuzunun kaydığı bir sistemindi..

Şimdi rutin dışına çıkılması da zor! Kimse Diyarbakır Jitem Çukuruna düşmek

istemiyor! Darbeci yaftasının boynuna asılmasını istemiyor!

Dosyada var denilen çete, mahkeme kararında bulunamadı!

Uludere Hükumetin elinde patladı!

Verilecek makul bir cevap bulmadılar.

Ne diyelim? AKP hükumeti de devleti öğrenecektir.

Aşikar devleti de öğrenecektir, derin devleti de..

Biraz bekleyelim!

Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK