18 Ağustos 2016 Perşembe
Saliyazilari: BU NASIL DARBE
Saliyazilari: BU NASIL DARBE: 15 Temmuz darbesi herkesin aklında bir şüphe tortusu bırakmıştır! Gerçek bir 'askeri darbe mi, darbe görüntüsü al...
17 Ağustos 2016 Çarşamba
BU NASIL DARBE
15 Temmuz
darbesi herkesin aklında bir şüphe tortusu bırakmıştır!
Gerçek bir
'askeri darbe mi, darbe görüntüsü altında bir tezgah mı?'
Gün
ışıyınca görülen 'bir paralel güç' gösterisi
olduğudur. Allahtan bu yurdun has
evlatları, canları
bahasına bu darbeyi önlemiştir..
Askeri
hiyerarşinin en üst seviyelerine kadar 'düşman sızma'
olanağı bulmuştur.
En üst
düzeydeki komutanların 'yaverleri, korumaları, özel kalem
müdürleri vb.'
düşman kanadın
adamları çıkmıştır..
Genel
Kurmay Başkanı, en yakın adamlarının aldatması ile 'derdest'
edilmiştir.
En yakın çalışma
arkadaşlarından şiddet görmüş, önüne konulan bildiriyi
imzalaması ve tv kameraları önünde okuması istenmiştir. Başına
silah dayanmıştır! Darbeciler istediklerini
alamamışlar. Çok
sayıda generalin, amiralin, üst subayın 'darbeci' olarak
listelerde adı geçiyor. Yaşları ve konumları itibariyle bunların
hepsinin 'fetöcü' olması mümkün değildir. Mevcut YAŞ
düzeninde terfi edemeyecekler de bu tehlikeli yola desteklemiş
olabilir. İlginç
olanı, AKP'nin
iktidar olduğu süreçte albaylıktan generalliğe terfi edenlerin
çoğu 'darbe kalkışmasına' katılmış olmasıdır. Belli
ki 'fetocüler' general seviyesine kadar tırmanmışlar. Daha
yüksek rütbe eksiğini de makam vaadi ile 'transfer'
etmişler.
Askerin,
polisin, yargının, bürokrasinin, emniyetin, jandarmanın kilit
yerlerine adamlarını koymuşlar.
Oradan yukarıya istenmeyen bilgi çıkmıyor. Saat 16.00 sularında
MİT
Müsteşarı
Genelkurmay Başkanı'na bilgi veriyor. Bilgi kime verildi? Bizzat
GKB.'na mı,
Fetöcü
yaverlerine mi? Bilgi orada tıkanmış ve yerine varmamış
anlaşılan! Peki MİT Başkanı niye C.Başkanına, Başbakana veya
Savunma Bakanına bilgi vermemiştir? İkili mi oynuyorlar?
Düğünde
toplanan kuvvet komutanları, astlarına emir vermediler mi? Verdiler
de o
gün tesadüfen(!)
orada hazır olan Fetöcü astlarına mı emir verdiler? Göz
göre göre nasıl
derdest edilip
sucuk gibi bağlandılar?
Eniştesi,
özel telefonu ile C.Başkanına erişiyor. Bir yakını Başbakan'a
erişiyor. Haberi
onlar veriyorlar.
Herkesi dinlemeyi başaran teknolojiye sahip Mit ve sair istihbarat
kaynak-
ları nasıl olurda
C.Başkanı ile irtibatı koparırlar? Bunlar çok tartışılacak
konular? Mide bulundırıcı sonuçlar? Fetöcü sızıntılar
devletin zirvesine kadar tırmanmış ve yuvalanmışlar?
Kim getirdi
bunları? “ Ne istediler de vermedik?” diye yakınan Sayın
R.T. Erdoğan
ve AKP iktidarı..
Besledikleri karganın gözlerini oymasına ramak kalmıştır!..Sayın
C.Baş-
kanı'nın canına
kastedenler kıl payı ile kaçırmışlar. Enişte sağolsun!
Uyarmış! Oteli basma-
ları,
bombalamaları boşa gitmiş! Meclis'in Başbakana tahsisli bölümü
de vurulmuştur. Bunlar tesadüfi seçilmiş hedefler değildir.
'Ne
istediler de vermedik?' yakınma değildir. İhmal ve
teseyyüptür! İtiraftır! Kazanla
verirsiniz, hem
yemeği yerler, hem kazanı pislerler..!!
Yıllardır
'sorular' çalınır. Bazıları haketmedikleri yerlere
girerler. Hak ederek gelenlere dünyayı dar
ederler. Baksanıza askeri okullardan, kıta görevinden istifa edip
baskı yüzün-
den ayrılanların
sayısına! Kimsenin dikkatini çekmedi mi? Kazana pislendiğinin
farkına va-
ran olmadı mı?
Oysa hergün denetim yapılır! Ben askerlik hayatımda en ağır
zılgıtı bir nöbet sahabı yemiştim. Alayın Nöbetçi Amiri,
'Gaziantep yolu boyunda, çite yakın eşek leşini görmedin mi?'
diye fırça atamıştı. Densizin biri kaşla göz arasında, başka yer
yokmuş
gibi çitin
kıyısına atıp gitmiş! Çitin dışındaydı, ama olsun, görevin
içindeydi. Çelik gibi bir
esas duruşla,
tabanca gibi bir topuk vuruşuyla askeri mahkemeden yırtmıştım!
Devlet
görevi yapanlar, çevrelerinde nelerin olup bittiğini izlemek
zorundadır. Yılan
birgün büyür
sokar!. Yıllar boyunca Fetöcüler her yere sızmışlar. Şimdilik
bir fedöpar yaptılar. Çoğu deşifre oldu, kalanı pıstı!
Bunların ardında Cia, Mossad vb yabancı gizli örgütler var.
Kaynakları çok. Halktan vergi (himmet) topluyorlar.Gelecek darbe
daha
sert olacaktır.
İktidar olmak için paralel aramak boşunadır...
Sağlıkcakla
kalın...
Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com.
20.07.16, hasipozturk@hotmail.com
1 Temmuz 2016 Cuma
GÜVENLİK AÇIĞI YOKMUŞ.!!
Güvenlik
açığı yok da, bu sinekler nereden girdiler?
Var ki bir
delik dirsek, içeri dalıyorlar.
IŞID için
yönetim erki bir türlü 'terörist' diyemedi. ' Dini hassasiyeti
olan üç beş
asabi çocuk!'
diyen de oldu. Bunu biliyoruz. Bu kabuller doğru ve isabetli
değildir.
Yaralılar
ve hastaları alıp Türkiye'ye getirip tedavi ettirdiniz!
Türkiye
içindeki kamplarda toplayıp 'savaş eğitimi' verdiniz!
Türkiye'den
bin sekiz yüz kişinin eğitilip militan olarak yollandığı
dillerde!
İnsani
yardım malzemesi diyerek, onlara silah yolladınız!
Buna karşı
çıkan kamu görevlilerini hapislere tıktınız!
Suriye
sınırından girenler, yerli turist gibi Ankara'ya, İstanbul'a
erişmeyi başardılar.
Trene
binerken, en kuytumuza kadar bizi yoklayanlar, onları niye
yoklamazlar?
Uzun
namlulu silahı ile adam Havaalanı'nın en kritik yerine kadar elini
kolunu
sallaya sallaya
girebilmiş! Bu nasıl 'güvenlik açığı yok'luğudur?
Atatürk
Hava Limanı, 43 ölü 239 yaralı!
Türkiye'nin
kalbine bıçak sokulmuştur!
Sahiller
boş, turistik oteller boştur. Onca insan buradan geçim sağlıyordu.
Birçok
ülke, Türkiye'nin
güvenli olmadığını yurttaşlarına uyarıyor! Şimdi oldu mu bu?
Bir yandan
İsrail'e isteğince taviz verip anlaşma yapılıyor. Turist gelsin
diye!
Rusya'nın
savaş uçağını düşürmüşüz. Pilotunu öldürmüşüz! Özür
üstüne özür diliyoruz!
İsterse tazminat
ödemeye dünden hazırız! Neden? Turistlerin önünü açsın!
Sebze, meyve
ihracının
kapısını aralasın diye!
Atatürk
Hava Limanı'nda 43 ölü, 239 yaralı, terör saldırısına
uğramışız!
Bu ne perhiz,
bu ne lahana turşusu!
Paralel
bahanesi ile Türkiye'yi yöneten kadroları darmadağın ettiniz!
Yerine
koyduğunuz 'dini hassasiyeti olan' yandaşlarınız işi
bilmiyorlar!
Terörist de
geçer, tren de geçer!
Yönetim
başlı başına bir iştir! Türkiye'yi yönetemiyorsunuz!
Yönetim
bilgi işidir. Yönetim kadro işidir, niyet işidir! Biri eksik
olursa herşey berbat
olur! Herşeyi
berbat ettiniz!
Dürüstlüğü
yok ettiniz!
İnançları
sarstınız!
Güveni
sarstınız!
Anayasa'yı
paspasa çevirdiniz! Yarına güven kalmadı..
Hava
Limanı'nda kıyamet koparken, Meslis'den Yargıtay, Danıştay yasa
taslaklarını
geçirdiniz. Yani
Yargıtay ve Danıştay üyeleri artık sizin istediğiniz kişilerden
olacak!
Yargı da
elinizde...
Oğlan
sizin, kız sizin! Denetim neymiş! Kuvvetler ayrılığı neymiş?
Başkan
olunca herşey düzelecekmiş! Şu anda fi'ilen zaten başkan
rolündesiniz!
Neden
düzelmiyor da, daha kötüye gidiyor?
Türkiye'de
on bir ayda on bir büyük patlama olmuş!
Bu
patlamalar olurken siz ne yapıyordunuz?
Artık
müftüler de nikah kıyacaklar! Herşey düzelir! Yargı da sizde,
yürütme de sizde!
Meclis çoğunluğu
zaten sizde! Oh Oh düğün bayram. Alt tarafı on bir ayda on bir
patlama
olmuş! Yüzlerce
kişi ölmüş, bine yakın yaralı varmış! Güney doğudan hergün
şehit cenazesi
geliyormuş!
Türkiye'nin güvenirliği yerle bir olmuş! Ne gam?
' Oğlan
sizin, kız sizin!' Çalın, oynayın!
Sağlıcakla
kalın..
Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com
hasipozturk@hotmail.com
15 Haziran 2016 Çarşamba
TENCERENİN KARASI
Alman Federal Meclisi, 1915
'de Türkiye'nin Ermenilere Soykırım Yaptığı yolunda bir karar
almış. 650 parlamenterin üçte biri
oylamaya katılmış.Biri olumsuz, biri çekimser ve kalanı evet oyu
vermiş. Durduk yerde bizi incitecek
boş bir karar almışlar. Hele AİHM İsviçre kararı ortada
iken..
Gereksiz ve yararsız bir iş
yapıldığında, Yozgat'da dinlediğim bir Muhtar-Seyis öyküsü
aklıma
düşer. Muhtar ile seyisi zamanın
forslu, pahalı iki atlı yaylısıyla şehre iniyorlarmış. Yol
üstünde bir inek mayısı görmüşler. Muhtar, arabayı
durdurtmuş. O sabah neşesi yerindeymiş. “ Yahu Seyis! Şu
gördüğün mayısın yarısını ye, atlarda araba da senin
olsun!” demiş.. Seyis biraz düşünmüş!” Bir yanda iki atlı
yaylı, bir yanda mayıs! Bir servet! İkiletmeden inip mayısın
yarısını yemiş!. Muhtar tamam atlar da araba da senin. Beniş
şehre götür getir demiş.'
İlçede işler bitmiş
dönüyorlar. Muhtar keyfsiz.Gergin ve suskun otururmuş. Boşboğazlik
ettik
yaylıyı Seyise kaptırdık diye
pişmanmış. Seyis de durumun farkındadır. Tam mayısın kalan
yarısı hizasına gelince, arabayı durdurmuş. “Muhtar ağa, şu
mayısın kalan yarısını yersen, atlar da, araba da senin olur!”
demiş. Muhtar ikiletmemiş! Arabadan inmiş mayasın kalanını
yemiş!
Seyis “ Yahu Muhtar, yola
çıkarken atlar da araba da senindi. Şimdi köye dönüyoruz, yine
senin! Biz bu b. niye yedik?” diye sormuş..
Almanya Birinci Dünya Paylaşım
savaşında ortağımızdı! Azından biz öyle sanıyorduk. Orduyu
Alman generallerine teslim etmiştik!
Kaytan bıyıklı Alman Kralı Wilhelm üç kez İstanbul'a gelip
gitmişti. Yetmemiş bir de Alman Çeşmesi yaptırmıştı! Ayrıca
Bağdat demiryolunu yapmaya talipti.
Niyesini bildiğimiz halde bilmezden
gelmiştik..
İki savaş gemisini,
Çanakkale Boğazı'na yollayıp sığınma (!) isteğinde bulunmuş.
Kucak
açmıştık. Meğer tuzakmış!
Gemiler Karadeniz'e çıkıp Rus Limanlarını bombalayınca, zoraki
savaşa
girmiştik. Sözde silah arkadaşıydık.
Almanya yenilince biz de yenik sayılmıştık. Osmanlı tasfiye
olmuştu. Almanya'nın sanayisi var, petrolü, kömürü yokmuş. Bir
yandan Karadeniz'in kuzeyinden Kafkas petrollerine erişmek istermiş.
Yörenin Türk asıllı halklarını silahlandırıp Rusya üstüne
sü-
rermiş. Onların kırılmasına ve
Sibirya'ya sürülmelerine sebep olmuş. Öte yandan bizi Kanal Sefe-
rine zorlamış. Mısır'ı zorlarsak,İngilizin bilmem kaç tümeni
orada tutulu kalacak idi. Ruslara yardıma gelemesinler diye
binlerce askerimiz yok yere kırılmıştı. Petrol bölgesinden bizi
iyice uzaklaş-
tırdılar. Yani bizi seyis yerine
koymuşlar!..
Seyisin sorusunu sormak
gerekmiş! Cemal Paşa'ya sormuşlar, savaşa niye girdik? Cevap
“As-
kere maaş ödeyecek paramız
yoktu!”demiş. İkinci Dünya paylaşım savaşında biz savaşa
girmedik. Alman orduları Trakya sınırlarımıza dayandı.Trakya'da
Majino hattı gibi Çakmak hattı inşa ettik. Eğer Almanya, 36
Tümenini harcamayı göze alsaydı, Anadolu'ya gireceklerdi.
Kafkaslara ve Irak Petrolüne üstümüzden erişeceklerdi. Göze
alamadılar..
Hitler o savaşta, milyonlarca
insanın ölümüne sebep oldu. Ona arka çıkan Almanların yarıdan
çoğu halen yaşıyor. On milyon kadar insanı sırf Yahudi'dir diye
gaz odalarında öldürüp yaktılar.
Yağlarından sabun yapıp yıkandılar.
Kendilerini arınmış mi saydılar acep? Üstelik Yahudiler onlara
saldırmamıştı. İsyan etmemişti. İnsanlarına kıymamışlardı.
Kiliselerine doldurup yakmamışlardı. Yaşayan Almanların, oy
verenlerin hiç günahı yok mudur?
Şimdi NATO'da ortağımız,
müttefikimiz! AB'nin başat ülkesi. 3.5 milyon Türk'ü
barındırıyor.
İstihdam açığını kapatıyor. 3.,
4. nesil Türkler her yerde; işveren, belediye başkanı,
milletvekili vb. Ama kendi ülkesi hala ABD işgali altında.
Bizimkiler Almandan fazla alamancı olmuşlar! Sözde Soykırım
kararına önayak olanlar, evet oyu verenler arasında onlar da
var..
Sahi Seyis'in sorusunu sormanın
sırası gelmedi mi? Sürekli kazık yiye, yiye bu hallere düştük!
Devlet yönetmek kolay değil.
Hele dış siyaseti yönetmek daha zordur. “ Ey Merkel!. Ey AB!,
Ey ABD!..” diye haykırmakla işler yürümez. Bilgi ister,
deneyim ister! İncelik ister. 'Ayyaş' dediği İsmet Paşa
yıllarca savaşa sokmadı Türkiye'yi. Hatırladınız mı? Sıfır
sorun diye yola çıkmıştınız. Etrafımız sorunla çevrildi,
içimiz de sorun oldu. Dostumuz kalmadı. 'Dost' bildiğimiz
Almanya, göre göre golü atıverdi kalemize...
Almanya'nın bu karardan
yararı ne olabilir? Niye yaptı? Almanya'da yaşayan 3.5 milyon
Türk'ü 'Alman Müslümanı' na mı dönüştürecek?
Sığınmacı restine karşı, Türkiye'nin eski yarasını kaşıyıp
elini mi zayıflatacak? Türkiye'yi yönetenlere bir 'acı ders '
vermek miydi niyeti? Ya da Ortadoğuya bodoslamadan dalmak mıydı?
Anam bizi “ Ele
benzemezler!” diye azarlardı. Ele benzemek ortak ve evrensel
değerleri pay-
laşmak anlamına gelir diye düşündüm.
Sahi dost bildiklerimizle, halkımızla barışık mıyız? Ortak
değerlere, evrensel değerlere saygılı
mıyız? Hukukun evrensel ilkelerini paylaşıyor muyuz? Dost,
düşman işbirliği içinde. Suriye
sahasında uçağın gezemiyor. İncirlikten kalkan uçaklar
soydaşları
vuruyor! Yoksa durduk yerde “
Tencere dibin kara, benimki senden karar!” mı diyorlar? Hele
bir deyiverin sunların cevabını...
Sağlıcakla kalın... 15.06.16,
Bursa Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com
hasipozturk@hotmail.com
18 Mayıs 2016 Çarşamba
EFRENK HALKI'NIN DEMOKRASİ DİRENİŞİ
Efrenk,
Aslanköy'ün eski adıdır.
Adı
daha Efrenk iken, 1947 yılında, muhtarlık seçimi yapılacaktır..
Zamanın
seçim yöntemi 'açık oy, gizli sayım'dır. Mersin il yönetimi,
eski muhtar
Tahir
Şahin'in kazanmasını istemektedir. Ama halkın tercihi farklıdır.
Halk, Harun Yedigöz'ü muhtar seçmek istemektedir. Seçim
Halkçılarla Demokratlar arasında bir çekişme konusu olalcaktır.
O yıllarda halkın deyimi ile seçim “eskiciler” ile “
yeniciler “ arasında geçecektir.
Seçimin
21 Şubat 1947 günü yapılması gerekirdi. Ayak oyunları erken
başlayınca
seçim
ertelenmiştir. Köy İhtiyar Heyeti ve eski muhtar, seçimi Köy
Odası'nda yapmak iste-
miş,
sonra niyet değiştirip Halkevi'nde yapmaya karar vermiştir.
Demokratların adayı Ha-run Yedigöz ve arkadaşları, sandık
başında müşahit olmak istemişler. Muhtar kabul etme-
miştir.
Muhtar ve İhtiyar Heyeti huzurunda seçim başlamıştır. İlk oy
kullanan üç dört seçmen seçim sandığının arkasında bir
delik olduğunu ihbar edince, tartışma çıkmıştır.
Bucak
Müdürü'nün gelişine kadar seçim ertelenmiştir.
Bucak
Müdürü 23 Şubat 1947 günü gelmiştir.
Seçim
başlatılmış. Sabah 08.30 da oy verme başlamış ve akşam 20.00
de bitmiş-
tir.
Bucak müdürü, hastalandığını söyleyerek sayım-döküm
işleminin ertesi günü yapılaca-
ğını
bildirmiştir. Seçim sandığı Köy Odası'na kilitlenmiş ve
başına iki jandarma eri nöbete
konulmuştur.
Köy halkından kadınlı, erkekli yüz kişi kadarı da Köy
Odası'nın etrafını çevir-
miş ve
oy sandığına sahip çıkmıştır. Efrenk halkı karın üstüne
ateş yakarak sabaha kadar sandığın güvenliğini korumuşlardır.
Bu sırada Jandarma karakolu sandığın Karakolda muhafazasını
istemiş ise de halk seçim sandığını vermemiştir. .
24.02.1947
günü Bucak müdürü ve Köy İhtiyar heyeti huzurunda sayım-döküm
yapılmıştır. Eski muhtara 54 oy, yeni aday Harun Yedigöz'e 566
oy çıktığı saptanmıştır. Seçim mazbatası ve sonuç belgesi
Nahiye Müdürü tarafından tanzim edilmiş ve yeni Muh-
tar
Harun Yedigöz'e, vilayete teslim edilmek üzere verilmiştir. Seçim
sonuçlarını Valiliğe
teslim
etmek üzere, birkaç aza ile yola çıkmışlar.
Köylünün
ısrarı ile seçim sandığı ve sayımı- dökümü yapılan oylar
mühürlü san-dıkla birlikte öğretmen Mustafa Kubilay'a teslim
edilmiştir...
Bunlar
olup biterken, eski muhtar, sonucu beklemeden, seçimi kaybettiğini
anla-yınca, birkaç azayı yanına alarak Mersin'in yolunu
tutmuştur. Zamanın valisi T.S.Gür'e seçimi kaybettiğini haber
vermiş ve tedbir istemiştir. Vali seçim sonuçları gelmeden,
seçi-mi iptal ettiğini söyleyerek J. Yzb. Dağgeçen ile Özel
İdare müdürünü, yeniden seçim yap-mak üzere Efrenk'e
yollamıştır. Yanlarına yeteri kadar Jandarma katmıştır. Eski
muhtar Tahir Şahin de onlarla birlikte, kamyonla yola çıkmıştır..
Kamyonları,
yolda kara saplanınca, çevreden temin etttikleri atlarla yollarına
devam etmişler. Yolda yeni seçilen muhtar Harun Yedigöz ve
arkadaşlarına rastlamışlar. Onları da yanlarına katarak
Efrenk'e getirmişler. Yeni Muhtar Harun Yedigöz, elindeki seçim
sonuçla-
rnı,
azalardan birine vererek Valiliğe iletilmesi için yollmıştır.
Valinin
görevlendirdiği heyet, Efrenk'e varınca, ilk iş olarak öğretmen
Mustafa Kubi-lay' a teslim edilen seçim sandığını ve
sayımı-dökümü yapılmış oyları istemiştir. Öğretmen
Mustafa
Kubilay, bu sandığın halk tarafından kendisine tutanakla teslim
edildiğini beyan ile
teslime
yanaşmamıştır. Ancak Savcıya teslim edebileceğini bildirmiştir.
Olaylar
sandığın ve sayılmış oyların teslim edilmemesi üzerine
başlamıştır. Jandar-
ma
Yüzbaşı'sının sandığı zorla almak üzere Jandarmayı
görevlendirmesi, halkın sandığı
ve
oylarımızı vermeyiz, “ Oylarımız namusumuzdur! Teslim
etmeyiz!” biçiminde öğretme-
nin evi
çevresinde toplanmaları ile başlamıştır.
Akşam
eski muhtar T. Şahin'in evinde birlikte içen J.Yzb., Tahir
Şahin'i muhtar seç-
tirmekte
kararlıdır. Jandarmaya süngü takmasını, karşı koyanlara ateş
etmesini, kapıyı kı-
rarak
sandığı almasını emretmiştir. Yaşlı genç, kadın erkek,
kucağı bebeli kadınların evin
etrafını
çevirip direnmesi üzerine; Yzb da tabancasını çekip bir, iki
şarjörü havaya ve
insanların
üstüne doğrultup boşaltmıştır. Öğretmenin evinin kapısı
çevresinde insan boyu
hizasından
aşağılarda çok sayıda kurşun izi bulunmuştur. Jandarma zor
kullanınca halk da
bedenlerini
duvar yapıp direnmiştir. Bu arada taşla ya da sopa ile
yaralananlar olmuştur. Hamile kadınlar ve nineler de bu saldırıdan
nasiplerini almışlardır. Akşamın mahmurluğun-
dan
sıyrılamamış Yzb., dengesini yitirip düşerek yaralanmıştır.
Savunmasında taş ile sal-
dırıya
uğradığını savunmuştur.
Vilayetin
desteklediği eski Muhtar Tahir Şahin'in yeniden muhtar seçilmesi
için böyle bir çatışma yaşanmıştır. Yaşlı, genç, kucağı
bebeli, yüklü kadınlar; erkeklerin yanında ve en önde oylarını
savunmuşlar. Olaylar çığrından çıkınca, düzeni koruyacak
kamu görevli-leri de taraf haline gelince; Vilayet Silifke Jandarma
Okulu'ndan Yedeksubay Mehmet Çağlar komutasında 145 er ve 4 subayı
Efrenk'de düzeni sağlamak için yollamıştır.
Bunlar
Efrank'e geldiklerinde huzurun yerli yerinde olduğunu görmüşler.
Ortaya
yeniden sandık konulmuş ve yeniden seçim yapılmıştır. Demokrat
Partililer,
sandığa
küsmüşler ve oy vermeye katılmamışlar.
Görevliler
şehre dönünce Efrenk halkının bu direnişinin 'devlete karşı
isyan olduğu-nu' ihbar etmişler. Haklarında kovuşturma
başlatılmış. Köyden kadın, erkek 92 kişi gözaltı-na alınmış.
Mersin Sorgu Hakimliği 47 kişiyi tutuklamış. Tutuklular bir süre
Mersin Ceza-evin'de tutulmuşlar. Mersin Ağır Ceza Mahkemesinde
duruşmaları başlamış. Sonra Adalet Bakanlığı, güvenlik
gerekçesiyle, dosyayı Konya Ağır Ceza Mahkemesi'ne nakletmiştir.
Tu tuklular Konya Cezaevi'ne nakledilmiş ve tahliyelerine kadar
orada kalmışlardır.
Olay
Türkiye bazında çok gürültü koparmıştır. Adana, Mersin,
Konya, Isparta, Anka-ra, İstanbul, Antakya, Afyon, Kayseri , Muğla
vb illerin avukatlarından çok sayıda kişi
Efrenk
sanıklarını gönüllü savunmayı üstlenmişler..
Aralarında
çok sayıda çocuklu kadınların, yaşlı kadınların da bulunduğu
Efrenk'li
sanıkların
yargılaması 1947 yılında başlamış, 11 duruşmadan sonra
23.06.1948 tarihinde karara bağlanmıştır. Konya Ağır Ceza
Mahkemesi, bir süre sonra sanıkları salıvermiştir.
Duruşmalar
sırasında kimsede silah, patlayıcı madde vs. olmadığı
anlaşılmakla;
suçun
vasfı değişmiştir. 'Devlete karşı isyan yerine, ' kamu
görevlisine mukavemet ve yaralama' suçları sabit görülmüştür.
Duruşma sonucunda sanıkların 19 'una 6'şar ay 11'er gün; 11'ine
de 6' şar ay hapis cezası verilmişmiştir. Geri kalanlar da beraat
etmişlerdir.
Karar
duruşmasına sanıklar gelmemiş ve avukatların yüzünde karar
bildirilmiştir.
Sanıklardan
Hasan Koç, Osman Yavuz, Yahya Özgür, Tahir Bozkurt, Muhittin
Yıl-dırım, Cemal Kurt, Osman Gürbüz, Selim Gündüz, Hamza
Özgür, Harun Yedigöz, Ömer Gürbüz, Hacı Ali Yıldız,
Abdulkadir Yavuz, Elife Dağdur, Elife Bozdoğan, Nedime Yıldız,
Mehmet
Uçar, Zeynep Türkmen, Ayşe Çelik altışar ay 11'er gün ; Bilal
Gün, Ahmet Kurt, Mehmet Gürbüz, Osman Öztürk, Ümmü Kurt,
Mumine Koçak, Müslime Yazmış, Hasan Yavuz, Durmuş Yıldız, Emin
Dindar ve Osman Keçeli'nin altışar ay hapislerine karar veril-
miştir.
'1947
yılında yapılan muhtarlık seçimlerinin köy muhtarlıklarının
% 91’ni CHP, % 4’nü DP ve % 5’ini bağımsızlar kazanmıştır.
Halkın %95'inin Demokrat Partili oldu-ğu bilinen köylerde bile
sonuç değişmemiştir. Demokrat Partili olup da muhtar seçi-
lenlerin
mazbataları iptal edilmiştir. Dönemin Başbakanı Recep Peker’in
“Seçimlerde zor kullanma olmamıştır” demesini' yaşanan
olaylar yalanlamıştır..
Efrenk
-Aslanköy halkı oylarına sahip çıkmıştır. Kamu görevlilerinin
yasa dışı müdahalelerine direnmişler; oy sandığını ve
oylarını kaptırmamışlar. Demokrasi uğ-runa kadınlar emzikli
bebeleriyle aylarca hapislerde yatmışlar. Konya gibi aykırı bir
yerdeki mahkemeye gidip gelmek zorunda kalmışlar. Halk onlara sahip
çıkmış, araç tahsis etmiş; Konya'da yemek ve yatacak yer
göstermişlerdir....
Efrenk-
Aslanköy, Torosların 1400 m. rakımında; Bulgar Dağları eteğinde
kurulmuş bir Yörük-Türkmen köyüdür. Şimdi yeni açılan
yoldan Mersin'e uzaklığı 60 km dir. O yıllarda Mersin'e inmek
için önce Fındıkpınar'a inmeleri gerekirdi. Fındık-pınar'dan
sonra daha 40 km yol vardı. Düzenli yol yoktu. Düzenli araç
yoktu. Aşırı kar yağardı. İlk karla birlikte Durnaz Boğazı
kapanırdı. Boğaz 1500 m rakımlıydı.
Bütün
bu yokluklara karşın halkı okumaya, yazmaya meraklıydı. Bugün
halkın okuma-yazma oranı %100 dür. Gençlerinin yarıdan çoğu
lise ve hatta üniversite mezunudur. Türkiye'nin hemen her
yerinde, her kurumunda görev yapan bir Aslanköylü vardır.
Osman
Şahin bu köyden yetişmiş bir yazardır. Çok sayıda dizinin
senaryosunu yaz-
mıştır.
Çok sayıda eseri filme çekilmiştir. Onlarca dile çevrilmiştir.
Behzat Ay bu köyden yetişmiş bir yazardı.. Kestel Onbaşı bu
köydendi. Kadınları akşama kadar tarlada, bahçe-de çalışırlar;
kendi yazdıkları oyunu akşam oynarlardı. Dünyada namları
yayılmıştır. Hemen her kıta'da gösterilerini yapmışlar ve
davet olunmuşlardır. Ümmiye Koçak önde gelen bir örnektir..
'Anaocağı' dizisinin Ümmiye Anası odur.
Efrenk
adı, MS. 999 yılında, I.Harçlı Seferleri sırasında,
Kılıçaslan'ın baskısından yılan Frankların, Dümbelek
Boğazı'ndan yöreye inmesiyle alınmıştır. Bu ad 1950 yılına
değin köyün adı olarak kalmıştır. Sonra Yörük-Türkmen halk
yöreye yerleşmiştir. Kışın çok
karın
yağdığı bir yer olarak bilinir. Fındıkpınar üstünden
Mersin'e erişilirdi. 1500 m rakımlı
Durnaz
geçitinden geçilmesi gerekirdi. Sonra Yavca üstünden yeni bir yol
açıldı. Yaz- kış
açık
olan bu yol ulaşımı rahatlattı.
Efrenk
adı 1950 yılında Aslanköy olarak değiştirildi. Bu değişim
Şanlıurfa, Gaziantep Karamanmaraş gibi bir değişimdir. Kurtuluş
Savaşı sırasında, Kuvayı Milliyenin direniş odaklarının
birisi olmuştur. Fransız üniforması ve silahları ile donatılmış
Ermeni Lejyonu militanlarına karşı koymuşlardır..
Yakın
zamana kadar belediyelik bir yerdi.
Lise
ve meslek okullarını barındıran bir kasabadır...
Demokrasi
kavgası vermiş oylarına sahip çıkmış; bu uğurda yaşlı genç,
kadın -erkek demeden bedel ödemişler; aylarca hapishanelerde
'devlete isyan edenler!' yaftasıyla yat-
mışlar.
Demokrasi savaşçısı bir halkın köyüdür Efrenk!.
Yetmiş
yıl kadar önce yaşanan bu olay kamuoyunda yeterince bilinmez. Ya
da unutulmuştur. Atatürk'ün de imi ile köye ' Aslanköy' adı
verilmiştir. Bu ancak 1950 yılında yerine getirilmiştir. Dünün
Efrenk adı, bugün Aslanköy'dür. 17.05.2016
Sağlıcakla
kalın....
Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.
blogspot.com. Hasipozturk@hotmail.com.
17.05.2016,
Bursa
2 Mayıs 2016 Pazartesi
KUT'ÜL- AMARE
Atatürk düşmanları, her
fırsatı onun aleyhinde kullanırIar.
Günün modası Kut'ül-Amare
Zaferi'nin kutlanmasıdır. Niye kutlanmasın?.
Elbette bu zafer
kutlanmalıdır. Çanakkale Zarferi'nden sonra Osmanlı Devleti'nin
İngiliz
Sömürgeciliğine karşı
kazandığı tek zafer Kut'ül-Amare zaferidir!
Kut'ül- Amare'deki Osmanlı
ordusunun başında Alman Goltz Paşa vardı. Altındaki Tümen
komutanlarından birisi
Albay Nurettin (Sakallı Nurettin) diğeri Albay Halil Bey idi. Enver
Paşa'nın amcasıydı. Goltz
Paşa ölünce, ordunun başına Halil Paşa geçmişti.
Kabaca 1953 yılına değin
Kut'ül-Amare zaferi kutlanırdı. İlkokula 1950 yılında
başlamıştım.
Bu zaferi bilirdim. Bu savaşı
yaşamış Gaziler aramızdaydı. Bizzat öyküsünü onların
ağzından dinleyerek
öğrenmiştik. Halil Paşa adını ve General Tavşend'in adını da
bilirdik.
Kuşatmanın sonunda General
Tavşend yönetimindeki 5 İngiliz Generalini ve 13.000'i aşkın
subay ve askerini esir
almıştık. İngiliz'in itibarını beş paralık etmiştik!
Albay Sakallı Nurettin'in pek
adını duymamıştık.
Sonradan gelip İstiklal
Savaşı'na katıldı. Kolordu Komutanlığı da yaptı..
Biraz sofu tabiatlı
olduğundan, devrimci karargahın aykırı paşalarından idi..
1953 'de veya öncesinde
ABD veya İngiltere'nin ricası ile Rahmetli Menderes'den bu zaferi
kutlamayın ricası geldi.
Belki de Nato'ya katılmanın ön koşullarından birisiydi.
O günden beri bu zafer
kutlanmaz! Böylece İngiliz'in rencide olması önlenmiştir!
Bu gün bu konu niye gündeme
geldi? Sakallı Nurettin Paşa Kurtuluş Savaşı'nın önemli paşa-
larından biriydi. Tutucu
yapıda olduğu için, sonradan biraz gerilerde kalmıştır.
Kut'ül-Ama-
re savaşında, 6.nci Tümenin
komutanı idi..
Cumhuriyeti Kuranlar, Sakallı
Nurettin Paşa'yı sevmedikleri için, Cumhuriyet döneminde
Kut'ül-Amare Zaferi'nin
kutlanmadığını ima ederler. Bu imanın altında yatan Cumhuriyeti
kuranlara taan vardır.
Kötüleme vardır. Haksızlık ve gıybet vardır. İşin aslı
yukarı özetlendiği
gibidir. Menderes iktidarı
döneminde bu Zafer'in kutlanması boşlanmıştır.
Önce bilgilenmek, sonra imada
bulunmak gerekir!..
Kut'ül-Amare kasabası,
Irak'da Basra Körfezi'nin kuzeyinde; Bağdat'a 80-100 km
uzaklıktadır. Dicle ırmağı
kıyısında, stratejik bir yerdir. O topraklarda yüzbinlerce şehit
bırakıp gledik...
'Hasta Adam' I. Dünya
Paylaşım Savaşı'nı yenik kapatınca; o topraklar İngiliz'in
eline
geçti. Petrol bulunan yerler,
cetvelle çizilerek yapay devletçikler üretildi. Toprağın üstünü
sözüm ona yerel devletçikler
yönetti; altındaki petrolü de İngiliz ve ABD'nin Uluslararası
sermayesi işletti. Şimidi
'Arap Baharı' bahanesiyle petrol bulunan topraklar yangın
yerine
çevrildi. Suriye, Irak,
Mısır, Tunus, Libya, Somali ve Sudan'ın vb kurulu düzeni
yıkıldı.
AB, İngiliz ve ABD'nin
Uluslar arası sermayesi bu tophrakların petrolünü sömürüyorlar.
Bu yörelerin halkı da
birbirini boğazlıyorlar!.
Kisinger
ne demişti? Artık Hıristiyanlarla Müslümanlar savaşmayacaklar.
Bundan böyle
Müslümanlarla müslümanlar
savaşacaktır! Aynen öyle oluyor, Deccalin dediği gibi..
Bakın Müslüman dünyasına!
Mezheplere, tarikatlara bölünmüşler. ' Allahüekber!' diyerek
birbirlerini boğazlıyorlar!
Ölenler de 'Allahüekber!' diyorlar. Ellerindeki silahlar hep
petrolü sömürenlerin
verdiği silahlar!. Tam bir kördöğüş sarmalındalar!
Türkiye'ye gelen 'Işid'ci
olduğu sanılan patlayıcı yüklü, müslümanlar, Türkiye'nin
müslüman
halkının üzerine '
Allahüekber!' diyerek bombayla patlıyorlar!.
Bu ne cehalettir! Bu ne
bilgisizliktir! Kitabımız “ Oku!” diyerek indirilmiştir!
Okumadan,
anlamadan müslüman olunur
mu? Olursa böyle olur!
Sağlıcakla kalın!
Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com ;
hasipozturk@hotmail.com
25 Nisan 2016 Pazartesi
OĞLAN BİZİM KIZ BİZİM
'Yargı
bizde, Yasama bizde, Hükümet bizde!' demiş
Ensarioğlu.
. Kendileri
deneyimli bir siyasetçidir. Sözlerinin nereye varacağını
kestirebilecek biridir.
Yanında bulunan
Anayasa profesörü Kuzu' da 'oğlan bizim, kız bizim!' diyor.
Sohbetin
konusu, Hükümetin
denetlenmesidir.
AKP
çoğunluğunun, yasama, yürütme ve yargı erklerini eline ve
denetimine aldığının itirafıdır. 'Oğlan bizim, kız bizim!”
diyen anayasa profesörü de denetlemeyi 'gereksiz ' saydığını
veciz biçimde ifade etmiştir.
Kuvvetler
ayrılığı 'Anayasa buyruğudur'.
Fiilen
bunlar oluşmuş ise, Anayasa'ya aykırı bir durum hasıl
olmuştur.
Sağın eski
bir ' böyüğü ' “ Bir kere delinmekle Anayasaya bir şey
olmaz! “ demişti.
Şimdi bir bakan
da, Ensar Vakfı'nda bakılan oğlan çocuklarının, tecavüze
uğraması olayı
için ' Bir
kereyle bir şey olmaz!' diyebilmektedir.
Bu dinci
sağın dilini çözemedim! Ya sağ değiller, ya da dinci değiller.
Bu beyanlar
ikisi ile de
uyuşmaz!
HSYK Başkan
Vekili, açmış ağzını yummuş gözünü! Yargıya güvenin,
%30'lar
derecesine
düştüğünden yakınıyor. Yargı erkinin bu güne değin hiçbir
zaman bu denli
aşağılara
düşürülmediğini söylüyor. Yargı Reformu ile bu çözülmenin
başladığını söyler.
Yargı özel
amaçlara alet edilmiştir. “Gelin bu cenazeyi birlikte
kaldıralım!” diyor.
Yılların
iktidarına bakılırsa, herşey yolundadır. Sorun yoktur!
Seçilmiş
Cumhurbaşkanı herşeyin üstündedir. Gündelik siyasetin orta
yerindedir.
Muhaliflerine
ağzına geleni söylemekten çekinmez, hakkında yazılan her
eleştiriyi haka-
ret sayar!
Şimdiden ceza davası sayısı iki binlere dayanmıştır.
Mahkemeler bile Ceza Kanunu 299.ncu maddesinin Anayasa'ya
aykırılığını savunur olmuştur.
Şimdi bu
kafa yapısının hazırladığı ' Anayasa Taslağı' Meclise
sunulacaktır. Muhalefet
partileriyle ciddi
bir uzlaşma aranmadan, Meclisten kabulü istenecektir. Cumhuriyetin
kuruluşundan
bugüne gelen, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ilkelerine dokunulmak
isteniyor.
Anayasa'nın
174.cü maddesindeki 'Devrim Yasalarını' silmek istiyorlar.
Oysa, çiğneye çiğneye paspas ettikleri Anayasa'nın yarıdan
çoğunu onlar değiştirmişti! Rahat edemediler, ayaklarına
dolaşmayacak, sözde bir anayasa istiyorlar anlaşılan.
Ne bahasına
olursa olsun 'Başkanlık' sistemini anayasa hükmü haline
getirmek isterler.
Bunun için
her yolu deneyecekler. Şimdiki fiili durumu başkanlıktan farklı
değil. Bir de
başkan olursa vay
başımıza gelen !..
Açılım
diye diye İmralı mahbusu ile görüştüler. Bir uzlaşmaya
vardılar. HDP ile PKK
ile de bir
uzlaşmaya vardılar. Dolmabahçe görüşmelerinde bazı konularda
anlaştılar! Ama sözlerinde durmadılar. Başkanlık seçeneğine
katkısı olmadığını görünce caydılar. Güney-
Doğunun Kürt
oylarına oynadılar. Altı ay arayla iki seçim geçirdik!
Önce
Valileri öne ittiler. Terörle mücadele de onları karar merci
yaptılar. Askere, polise müdahale yetkisi vernmediler. Askerin,
polisin gözleri önünde terörün silah, patlayıcı vs.
taşımasına, yığınak yapmasına göz yumdular.. Şehir
gerillasının mahallelerin altlarını kazıp yuvalanmasına fırsat
tanıdılar. Sonra silah bırakmadan uzlaşma yok diyerek polisi ve
askeri
müdahalede
serbest bıraktılar. Dün şehir gerillaları Yüksekova'dan kapı
dışarı edildiler. Ne
Basra kaldı, ne
Bağdat! Şehirleri yıkıp yeniden yapmak zarureti hasıl oldu.
Analar
ağlamasın derken yüzlerce ana ağladı. Onca eş kocasız kaldı.
Onca çocuk baba
yüzü, sevgisi
görmeden büyüyecek.. Şimdi, kendilerini 'terörü bitiren
kahramanlar' olarak ilan etmeleri kaldı. Yakında onu da
yapacaklar. Yıl bitmeden yeni bir seçime hazır olun! Hele
Suriyeli sığınmacılar da yurttaş yapılırsa! Sonra mı?
Sonrası, '
oğlan bizim, kız bizim!' Size ne?
Sağlıcakla
kalın..
Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com.
hasipozturk.hotmail.com,
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)