4 Kasım 2016 Cuma

MAĞDURLAR


Sayın C.başkanı, mağdur edebiyatı yapılmasından müşteki.
Gözaltına alınmış ya da tutuklanmış gazeteci yok, teröre yataklık edenler var diyor.
Kürtçüdür-bölücüdür, fetöcüdür-darbecidir diyor. Eskiden solcudur, bölücüdür, gericidir nitelemesi de vardı. Şimdi 'at izi, it izine' karışınca sayı azaldı. Ama şüphelilerin sayısı yüz
binleri aştı!..
Her an sayılar değişebilir. Bia.net.'in son gözlem bildirimine göre 71 basın mensubu
cemaate bağlı, 29'u kürt-bölücü gazeteci olmak üzere 128 gazeteci tutuklu ya da gözetim
altındadır. 155 medya organı kapatılmıştır. 2.500 kişi çalışanı işsiz kalmıştır.775 basın kartı, 49 pasaport iptal edilmiştir. 191 gazeteci toplam 2 .152 yıl hapis cezası istemiyle yagılan-
maktadır. Birisi için de müebbet ağır hapis cezası istenmektedir..
Fikir özgürlüğü kavramını bir türlü içimize sindiremedik. Satandart bir ölçü de tuttura-
madık. Yazı yazanların hangisi, hangi ölçülere göre mahkemelik olur, gözetim altına alınır,
ya da tutaklanır? Bir ölçümüz oluşmadı..Yukarıdaki tablo da bunu göstermektedir.
Şiddete dayanmayan, silaha sarılmayan fikir ürünleri suç üretmezler. Yazıp çizenler
şüpheli ya da suçlu işlemi görmezler. Genel ölçü budur.
Anayasa'nın 25. mad.de “ Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.” ,”...kimse
düşünce ve kanaatinden ötürü kınanamaz ve suçlanamaz.” demektedir. 26. mad. “Dü-şünceyi açıklama ve yayma” hakkını düzenlemektedir. Düşünce ve kanaatlerin ' tek başına ve toplu olarak açıklanabilir' demektedir.
Bu hürriyetin kullanılması “ ...milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği; Cum-huriyetin temel nitelikleri, Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçluların cezalandırılması, devlet sırrı vb...” sebeplerle; ancak kanunla düzenlenir (sınırlanır )denilmektedir..
Güncelde neler olmaktadır?
15 Temmuz darbe teşebbüsü bahane edilerek KHK'lerle Anayasa'nın dediklerinin tam
aksine hareket edilmektedir. Olağanüstü Hal İlanı'nın verdiği olanaklar kullanılmaktadır.
Beylik deyimle kurunun yanında yaşlar da yanmaktadır..
Birisi, bunu söylese kıyamet kopmakta; söyleyen fetöcü, terorist, darbeci vb. ilan edilmektedir.
Arada bir görevine iade edilenler, devlet hizmetinden uzaklaştırılanların KHK ile geri alındıkları da olmaktadır. Ancak bu sayısal olarak çok azdır. Hergün yüzlerce kişinin göz altına alındığı, tutuklandığı, devlet görevinden atıldığı bir süreçte, geriye dönüşler çok sınırlı kalmaktadır.
Fetö'nün devlete sızdığı değil, devleti işgal ettiği görüntüsü ağır basmaktadır. Bunların
kimler olduğu aslında devletin kayıtlarında vardır. Meclis önünde ifade veren bir Eski G.K. Başkanı, 'Biz bunları izliyorduk ve listesini hükümete bildiriyorduk!' dedi.
Görevini yaptığı için bu kişi hapislerde yattı. Terörist ilan edildi. Hükumet görevini
yaptı mı? YAŞ kararları ile ordudan atılması gerekenlere, şerh konularak, orduda kalmaları
sağlandı! Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?
Beraber yürüdük biz bu yollarda!”; “ Ne istediler de vermedik?” vb söylemleri dün hükümet başkanının, bugün Sayın C.başkanının sözleridir.
Ayrıca, bu fırsattan yararlanılarak, muhalif sesleri susturma gayreti de görülmektedir.
Muhalif gazeteciler göz altına alınmaktadır. Gazeteler susturulmaktadır. Amaç 'tek ses, tek
nefes çıksın!' istenmektedir. O da sadece iktidarın sesi ve nefesidir...
Bunun adı demokrasi değildir!
Sağlıcakla kalın... Bursa, 31.10.16 Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot. com hasipozturk@hotmail.com

10 Ekim 2016 Pazartesi

VURUN TÜRKİYE'YE


AB ve ABD'ye göre Türkiye asi bir ülkedir. Hizaya gelmesi için her fırsatta vurulmalı! Eski silah arkadaşı! bildiğimiz Almanya durup dururken, Ermeni Soykırımı kararı aldı. Aradan yüzyıl geçmiş. Birleşmiş Milletler kırklı yıllarda 'soykırımın şartlarını' belirlemiş. Sözde Ermeni Soykırımı iddiası bu tanıma uymamaktadır.

           O yıllarda Almanya, Osmanlı Devleti'nin en yakın müttefiki idi. Ordularının başında
Alman generalleri vardı. Böyle bir olay yaşanmış ise en yakın tanıklar Alman subayları idi.
Engel olmamışlarsa, göz yummuşlarsa onlar da sorumluydular...

         ABD'nin Doğu Anadolu'da yüzlerce hatta binlerce yatılı okulu vardı. On iki bini aşan
yerli-yabancı çalışanları vardı. Öğretmen görüntüsü altında binlerce ajanları bulunuyordu.
Nelerin olup bittiğini onlar bilirdi ve arşivleri vardı. Bu okulları ve kiliseleri silah deposu
olarak kullandılar. Niye açmazlar, yüzyıldır arşivlerini?...

         Osmanlı'da asi Ermeni komitacıları, batılı silah ve cephaneleri nereden buluyorlardı?
AB ülkeleri derseniz, o devrin 'emperyalist'leriydi. İsyancı Osmanlı Ermenilerini madden,
manen kışkırtanlar onlardı. Silah ve cephane sağladılar. Osmanlı devletini içeriden çökert-
mek için, sadık Ermeni yurttaşları kışkırttılar, çıkarlarına alet ettiler! Ermenilerin ve kom-
şu yaşadıkları Türklerin felaketine sebep oldular. Şimdi sözde ' soykırım kararları' ile
günah çıkarırlar...
       Sonra Yunanlıları üstümüze saldılar. Anadolu Rumluğunu içeriden kullanmak istediler..
Hepsi birden yenildiler! Anadolu Rumluğu, Mübadele ile Yunanistan'a yollandı. Türk-
Ortodoks Karaman halkı da, bu hayhuyda Yunanistan'a hediye edildi. Oysa Anadilleri Türkçe
idi. İbadetleri Yunancaydı. Bizim Arapça ibadet edip Türkçe konuşmamız gibi..Onlar bizim
gibi öz be öz Türktüler! Yunanca bilmezlerdi. Karamano Türkçesi konuşurlardı.

       Türklere vurmak bitmedi! Ermeni yurttaşları kışkırtan 'emperyalist' ülkeler soykırım
sopasını her fırsatta sırtımızda kırıyorlar. ABD Başkanı'nın her 24 Nisan günü ağzından
çıkacak sözü, nefes almadan bekliyoruz! 'Büyük Felaket' diyerek Ermenileri memnun
ediyor, 'soykırım' demediği için bizi...Esasta 'dama' diyerek önemli bir bedel alıyor!
Fransa Anayasa Mahkemesi, 'soykırım olmadı' demeyi yasaklayan ve cezalandıran
kanunu iptal etti!..Okkalı bir şamar bu! 'Ermeni Soykırımı Uluslararası bir yalandır!'
diyerek, İsviçre'nin 'yalan' diyen kararına direndi.İsviçre Mahkemesi Sayın Doğu Perin-
çek'i mahkum etti. Doğu Perinçek'in başvurusu üzerine AİHM'de İsviçre mahkum oldu!
İsviçre Federal Mahkemesi de mahkumiyet kararını bozmak zorunda kaldı. İkinci bir şamar
oldu. Bu başarılar, Sayın Perinçek ve Talat Paşa Komisyonu'nun çabasının sonucudur.
Şimdi Almanya bizi niye öptü? Soykırım kararını ne diye aldı? Sözde dostumuzdu,
müttefikimizdi! 3.5 milyon Türk topraklarında yaşıyordu. Hiç düşünmeden neden böyle
yersiz bir karar aldı? Vurun Türkiye'ye! Türkiye asidir! Emperyalistlerin tekerine çomak
sokmaktadır! Parçalanmaya direniyor! Alın elinize soykırım sopasını!

         Yüzyıldan beri ABD'nin, AB'nin, Almanya'nın, Fransa'nın Türkiye'ye bakışında bir
değişiklik olmamıştır. İştahlı tilki gibi etrafımızda yalanarak dolanırlar! Hem dost geçinir-
ler, hem sözleşmelerle sözüm ona bağlıdırlar; kötülükte hiç geri durmazlar! Yöneticilerin,
aydınların, halkın bilinçli olması gerekir.

         Eski düşmanlar dost olmazlar! Kaf dağının arkasına geçmek istiyorlar. 'Atın önünde-
ki eti, itin önündeki otu' biz koyduk. Geçemiyorlar. Dost göründüklerine, modern ve
insancıl tavırları aldatmasın! Onlar emperyalisttir! Varsıllıklarını başkalarının varlığını
sömürerek sağlarlar! Şimdi Irak'ın, Suriye'nin, Kafkasların, İran'ın Orta Asya'nın enerji
zenginliğini paylaşma zamanıdır. Önlerindeki engel Türkiye'dir...
                  
          Kendi belirledikleri iktidarlara bile katlanamıyorlar! Vurun Türkiye'ye!
Sağlıcakla kalın.... Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com, hasipozturuk@hotmail.com.
07.10.16, Bursa

4 Ekim 2016 Salı

LOZAN HEZİMETMİŞ!


24 Temmuz'da Lozan Anlaşması'nın yıldönümünde, Sayın C.Başkanı ”..Lozan
Anlaşması devletimizin tapusu gibidir. “ demiş; emeği geçenlere şükranlarını sunmuştu.
Şimdi, “TSK'nın yurtdışında görev süresinin uzatılması tezkeresine..” sıra gelince, 29 Eylül' de “ Lozan'ın bir zafer olduğuna bizi inandırmaya çalışıyorlar!” diye-rek çelişkiye düşmüştür.

Aslında biz bu söylemlere yabancı değiliz. “Lozan'ın bir hezimet!” olduğunu yazan, söyleyen şeriat ağaları (!) vardır. Dayandıkları ciddi bir dayanakları yoktur. İnandırıcı bir kanıtları olmamıştır. Dedikleri dedikodudan öteye geçmez!. Ciddiye de alınmazlar...
Bu sözün bir Cumhurbaşkanı ağzından söylenmesi ciddiye alınır. “ Cumhurbaşkanı sorumsuzdur..” denilip geçilemez. Söyleyeni bağlar, ülkeyi bağlar. Bunu ben söylesem gülünç olurum! Fikir hürriyeti içinde söylenmiş bir sözdür der geçerim. Ama bir ülkenin cumhurbaşkanı bu iddiada bulunursa, Lozan Anlaşması'nı tartışılır hale getirir.
Güncel olan ne vardı? TSK'nın tezkeresinin uzatılması oylanacaktı. Yandaşlarını
heyecanlandırmak istemiş olmalı. Buna gerek yoktu ki, tezkere muhalefetin desteği ile
kabul edilmişti. Yine destekleneceği kamuoyuna bildirilmişti.. Öyle de oldu!..
Lozanı tartışılır yapmanın gereği neydi?

Bağırsak duyulacak adaları verdik! “ diye yakınmış. Bunlar Lozan'da verilmedi.
Ulu Hakan diye yere göğe sığdırılamayan II.Abdülhamit zamanında, Osmanlı döne-
minde anlaşmalarla verildi. Yunan adaları Balkan Savaşı sonunda Yunanistan'a verilmişti. On iki Adalar diye bilinen güney Ege adaları, Trablusgarp savaşından sonra İtalyanlar tarafından işgal edilmişti. Kıbrıs adası da daha önce İngiltere'ye verilmişti. Bunların hepsi Ulu Hakan II.Abdülhamit zamanının kayıplarıdır..

II.Abdülhamit, darbe vesvesesi sebebiyle Donanmayı Haliç'e hapsetmişti. Gerekli
olduğunda hiçbirisi Haliç'den çıkamadı. Çanakkale Boğazı dışında İtalyan ve Yunan donanması fink atıyordu. Bütün adaları ele geçirmişlerdi.
Lozan Anlaşması ile hiç değilse Gökçeada ve Bozcaada geri alınmıştı.
33 yıllık Abdülhamit iktidarı zamanında 1.5 milyon/km/ kare imparatorluk toprakları
elden çıkmıştı. Bunun hesabının Lozan'da sorulmasının bir anlamı var mıdır?
Hadi sayın Cumhurbaşkanının tarih bilgisi bunlara yetmeyebilir. Bunu bir kalem
geçelim. Etrafındaki danışman ordusu içinde tarih bilgisi olan yok mudur? Sayın Cum-
hurbaşkanı'nı çelişkiye düşürürler!
Bir de güncele bakalım!

Sayın R.T. Erdoğan'ın iktidarı sırasında, Türk sınırları içindeki 17 ada ve 135 kayalık
göz göre göre Yunanistan'ın işgaline bırakılmıştır. Yunanlılar buralara asker çıkarmışlar,
Cumhurbaşkanları Papulyas'a denetleme törenlerini yaptırmışlar! Bunlar niye gündemde değil? Bu adalar Koyun, Formoz, Hurşit, Eşek, Bulamaç, Nergizcik, Diyonisades, Kalelim-
noz, Koçbaba, Keçi, Ardıççık, Sakarcılar, Dia, Koufanisi, Gavdos, Gaidhournisi ve Adacık'
tır. Ayrıca 135 kayalıkta artık Yunan bayrağı dalgalanıyor.
Kardak kayalıklarından Yunan askerini çıkaran SAS komandolarının komutanı ne oldu? İktidarın paralelinin, TSK' yı içinden vurmak için icat ettiği Balyoz gibi sahte davalar
sebebiyle Hasdal'da hapsedildi...

Sorumluluk taşıyanlar ağızlarından çıkacak sözlere herkesten çok dikkat etmelidir.
Ha ben zaten “ sorumsuzum” istediğimi yapar, istediğimi söylerim diyorsa; ölçülü
olmanın kimseye zararı yoktur.. ..

Rahmetli Karacaoğlan, Bulgar Dağı yamaçlarından, sazını tıngırdatırken “.. iğneden
ipliğe sorulur bir gün...” diye seslenirmiş...
Sağlıcakla kalın...  
    
Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com, hasipozturk@hotmail.com, Bursa
04.10.16

18 Ağustos 2016 Perşembe

Saliyazilari: BU NASIL DARBE

Saliyazilari: BU NASIL DARBE: 15 Temmuz darbesi herkesin aklında bir şüphe tortusu bırakmıştır! Gerçek bir 'askeri darbe mi, darbe görüntüsü al...

17 Ağustos 2016 Çarşamba

BU NASIL DARBE


15 Temmuz darbesi herkesin aklında bir şüphe tortusu bırakmıştır!
Gerçek bir 'askeri darbe mi, darbe görüntüsü altında bir tezgah mı?'
Gün ışıyınca görülen 'bir paralel güç' gösterisi olduğudur. Allahtan bu yurdun has
evlatları, canları bahasına bu darbeyi önlemiştir..
Askeri hiyerarşinin en üst seviyelerine kadar 'düşman sızma' olanağı bulmuştur.
En üst düzeydeki komutanların 'yaverleri, korumaları, özel kalem müdürleri vb.'
düşman kanadın adamları çıkmıştır..
Genel Kurmay Başkanı, en yakın adamlarının aldatması ile 'derdest' edilmiştir.
En yakın çalışma arkadaşlarından şiddet görmüş, önüne konulan bildiriyi imzalaması ve tv kameraları önünde okuması istenmiştir. Başına silah dayanmıştır! Darbeciler istediklerini
alamamışlar. Çok sayıda generalin, amiralin, üst subayın 'darbeci' olarak listelerde adı geçiyor. Yaşları ve konumları itibariyle bunların hepsinin 'fetöcü' olması mümkün değildir. Mevcut YAŞ düzeninde terfi edemeyecekler de bu tehlikeli yola desteklemiş olabilir. İlginç
olanı, AKP'nin iktidar olduğu süreçte albaylıktan generalliğe terfi edenlerin çoğu 'darbe kalkışmasına' katılmış olmasıdır. Belli ki 'fetocüler' general seviyesine kadar tırmanmışlar. Daha yüksek rütbe eksiğini de makam vaadi ile 'transfer' etmişler.
Askerin, polisin, yargının, bürokrasinin, emniyetin, jandarmanın kilit yerlerine adamlarını koymuşlar. Oradan yukarıya istenmeyen bilgi çıkmıyor. Saat 16.00 sularında MİT
Müsteşarı Genelkurmay Başkanı'na bilgi veriyor. Bilgi kime verildi? Bizzat GKB.'na mı,
Fetöcü yaverlerine mi? Bilgi orada tıkanmış ve yerine varmamış anlaşılan! Peki MİT Başkanı niye C.Başkanına, Başbakana veya Savunma Bakanına bilgi vermemiştir? İkili mi oynuyorlar?
Düğünde toplanan kuvvet komutanları, astlarına emir vermediler mi? Verdiler de o
gün tesadüfen(!) orada hazır olan Fetöcü astlarına mı emir verdiler? Göz göre göre nasıl
derdest edilip sucuk gibi bağlandılar?
Eniştesi, özel telefonu ile C.Başkanına erişiyor. Bir yakını Başbakan'a erişiyor. Haberi
onlar veriyorlar. Herkesi dinlemeyi başaran teknolojiye sahip Mit ve sair istihbarat kaynak-
ları nasıl olurda C.Başkanı ile irtibatı koparırlar? Bunlar çok tartışılacak konular? Mide bulundırıcı sonuçlar? Fetöcü sızıntılar devletin zirvesine kadar tırmanmış ve yuvalanmışlar?
Kim getirdi bunları? “ Ne istediler de vermedik?” diye yakınan Sayın R.T. Erdoğan
ve AKP iktidarı.. Besledikleri karganın gözlerini oymasına ramak kalmıştır!..Sayın C.Baş-
kanı'nın canına kastedenler kıl payı ile kaçırmışlar. Enişte sağolsun! Uyarmış! Oteli basma-
ları, bombalamaları boşa gitmiş! Meclis'in Başbakana tahsisli bölümü de vurulmuştur. Bunlar tesadüfi seçilmiş hedefler değildir.
'Ne istediler de vermedik?' yakınma değildir. İhmal ve teseyyüptür! İtiraftır! Kazanla
verirsiniz, hem yemeği yerler, hem kazanı pislerler..!!
Yıllardır 'sorular' çalınır. Bazıları haketmedikleri yerlere girerler. Hak ederek gelenlere dünyayı dar ederler. Baksanıza askeri okullardan, kıta görevinden istifa edip baskı yüzün-
den ayrılanların sayısına! Kimsenin dikkatini çekmedi mi? Kazana pislendiğinin farkına va-
ran olmadı mı? Oysa hergün denetim yapılır! Ben askerlik hayatımda en ağır zılgıtı bir nöbet sahabı yemiştim. Alayın Nöbetçi Amiri, 'Gaziantep yolu boyunda, çite yakın eşek leşini görmedin mi?' diye fırça atamıştı. Densizin biri kaşla göz arasında, başka yer yokmuş
gibi çitin kıyısına atıp gitmiş! Çitin dışındaydı, ama olsun, görevin içindeydi. Çelik gibi bir
esas duruşla, tabanca gibi bir topuk vuruşuyla askeri mahkemeden yırtmıştım!
Devlet görevi yapanlar, çevrelerinde nelerin olup bittiğini izlemek zorundadır. Yılan
birgün büyür sokar!. Yıllar boyunca Fetöcüler her yere sızmışlar. Şimdilik bir fedöpar yaptılar. Çoğu deşifre oldu, kalanı pıstı! Bunların ardında Cia, Mossad vb yabancı gizli örgütler var. Kaynakları çok. Halktan vergi (himmet) topluyorlar.Gelecek darbe daha
sert olacaktır. İktidar olmak için paralel aramak boşunadır...
Sağlıkcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com. 20.07.16, hasipozturk@hotmail.com

1 Temmuz 2016 Cuma

GÜVENLİK AÇIĞI YOKMUŞ.!!


Güvenlik açığı yok da, bu sinekler nereden girdiler?
Var ki bir delik dirsek, içeri dalıyorlar.
IŞID için yönetim erki bir türlü 'terörist' diyemedi. ' Dini hassasiyeti olan üç beş
asabi çocuk!' diyen de oldu. Bunu biliyoruz. Bu kabuller doğru ve isabetli değildir.
Yaralılar ve hastaları alıp Türkiye'ye getirip tedavi ettirdiniz!
Türkiye içindeki kamplarda toplayıp 'savaş eğitimi' verdiniz!
Türkiye'den bin sekiz yüz kişinin eğitilip militan olarak yollandığı dillerde!
İnsani yardım malzemesi diyerek, onlara silah yolladınız!
Buna karşı çıkan kamu görevlilerini hapislere tıktınız!
Suriye sınırından girenler, yerli turist gibi Ankara'ya, İstanbul'a erişmeyi başardılar.
Trene binerken, en kuytumuza kadar bizi yoklayanlar, onları niye yoklamazlar?
Uzun namlulu silahı ile adam Havaalanı'nın en kritik yerine kadar elini kolunu
sallaya sallaya girebilmiş! Bu nasıl 'güvenlik açığı yok'luğudur?
Atatürk Hava Limanı, 43 ölü 239 yaralı!
Türkiye'nin kalbine bıçak sokulmuştur!

Sahiller boş, turistik oteller boştur. Onca insan buradan geçim sağlıyordu. Birçok
ülke, Türkiye'nin güvenli olmadığını yurttaşlarına uyarıyor! Şimdi oldu mu bu?
Bir yandan İsrail'e isteğince taviz verip anlaşma yapılıyor. Turist gelsin diye!
Rusya'nın savaş uçağını düşürmüşüz. Pilotunu öldürmüşüz! Özür üstüne özür diliyoruz!
İsterse tazminat ödemeye dünden hazırız! Neden? Turistlerin önünü açsın! Sebze, meyve
ihracının kapısını aralasın diye!
Atatürk Hava Limanı'nda 43 ölü, 239 yaralı, terör saldırısına uğramışız!
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!

Paralel bahanesi ile Türkiye'yi yöneten kadroları darmadağın ettiniz!
Yerine koyduğunuz 'dini hassasiyeti olan' yandaşlarınız işi bilmiyorlar!
Terörist de geçer, tren de geçer!
Yönetim başlı başına bir iştir! Türkiye'yi yönetemiyorsunuz!
Yönetim bilgi işidir. Yönetim kadro işidir, niyet işidir! Biri eksik olursa herşey berbat
olur! Herşeyi berbat ettiniz!
Dürüstlüğü yok ettiniz!
İnançları sarstınız!
Güveni sarstınız!
Anayasa'yı paspasa çevirdiniz! Yarına güven kalmadı..
Hava Limanı'nda kıyamet koparken, Meslis'den Yargıtay, Danıştay yasa taslaklarını
geçirdiniz. Yani Yargıtay ve Danıştay üyeleri artık sizin istediğiniz kişilerden olacak!
Yargı da elinizde...

Oğlan sizin, kız sizin! Denetim neymiş! Kuvvetler ayrılığı neymiş?
Başkan olunca herşey düzelecekmiş! Şu anda fi'ilen zaten başkan rolündesiniz!
Neden düzelmiyor da, daha kötüye gidiyor?
Türkiye'de on bir ayda on bir büyük patlama olmuş!
Bu patlamalar olurken siz ne yapıyordunuz?

Artık müftüler de nikah kıyacaklar! Herşey düzelir! Yargı da sizde, yürütme de sizde!
Meclis çoğunluğu zaten sizde! Oh Oh düğün bayram. Alt tarafı on bir ayda on bir patlama
olmuş! Yüzlerce kişi ölmüş, bine yakın yaralı varmış! Güney doğudan hergün şehit cenazesi
geliyormuş! Türkiye'nin güvenirliği yerle bir olmuş! Ne gam?

' Oğlan sizin, kız sizin!' Çalın, oynayın!
Sağlıcakla kalın.. Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com hasipozturk@hotmail.com




15 Haziran 2016 Çarşamba

TENCERENİN KARASI


Alman Federal Meclisi, 1915 'de Türkiye'nin Ermenilere Soykırım Yaptığı yolunda bir karar
almış. 650 parlamenterin üçte biri oylamaya katılmış.Biri olumsuz, biri çekimser ve kalanı evet oyu
vermiş. Durduk yerde bizi incitecek boş bir karar almışlar. Hele AİHM İsviçre kararı ortada iken..

Gereksiz ve yararsız bir iş yapıldığında, Yozgat'da dinlediğim bir Muhtar-Seyis öyküsü aklıma
düşer. Muhtar ile seyisi zamanın forslu, pahalı iki atlı yaylısıyla şehre iniyorlarmış. Yol üstünde bir inek mayısı görmüşler. Muhtar, arabayı durdurtmuş. O sabah neşesi yerindeymiş. “ Yahu Seyis! Şu gördüğün mayısın yarısını ye, atlarda araba da senin olsun!” demiş.. Seyis biraz düşünmüş!” Bir yanda iki atlı yaylı, bir yanda mayıs! Bir servet! İkiletmeden inip mayısın yarısını yemiş!. Muhtar tamam atlar da araba da senin. Beniş şehre götür getir demiş.'
İlçede işler bitmiş dönüyorlar. Muhtar keyfsiz.Gergin ve suskun otururmuş. Boşboğazlik ettik
yaylıyı Seyise kaptırdık diye pişmanmış. Seyis de durumun farkındadır. Tam mayısın kalan yarısı hizasına gelince, arabayı durdurmuş. “Muhtar ağa, şu mayısın kalan yarısını yersen, atlar da, araba da senin olur!” demiş. Muhtar ikiletmemiş! Arabadan inmiş mayasın kalanını yemiş!
Seyis “ Yahu Muhtar, yola çıkarken atlar da araba da senindi. Şimdi köye dönüyoruz, yine senin! Biz bu b. niye yedik?” diye sormuş..

Almanya Birinci Dünya Paylaşım savaşında ortağımızdı! Azından biz öyle sanıyorduk. Orduyu
Alman generallerine teslim etmiştik! Kaytan bıyıklı Alman Kralı Wilhelm üç kez İstanbul'a gelip gitmişti. Yetmemiş bir de Alman Çeşmesi yaptırmıştı! Ayrıca Bağdat demiryolunu yapmaya talipti.
Niyesini bildiğimiz halde bilmezden gelmiştik..
İki savaş gemisini, Çanakkale Boğazı'na yollayıp sığınma (!) isteğinde bulunmuş. Kucak
açmıştık. Meğer tuzakmış! Gemiler Karadeniz'e çıkıp Rus Limanlarını bombalayınca, zoraki savaşa
girmiştik. Sözde silah arkadaşıydık. Almanya yenilince biz de yenik sayılmıştık. Osmanlı tasfiye olmuştu. Almanya'nın sanayisi var, petrolü, kömürü yokmuş. Bir yandan Karadeniz'in kuzeyinden Kafkas petrollerine erişmek istermiş. Yörenin Türk asıllı halklarını silahlandırıp Rusya üstüne sü-
rermiş. Onların kırılmasına ve Sibirya'ya sürülmelerine sebep olmuş. Öte yandan bizi Kanal Sefe- rine zorlamış. Mısır'ı zorlarsak,İngilizin bilmem kaç tümeni orada tutulu kalacak idi. Ruslara yardıma gelemesinler diye binlerce askerimiz yok yere kırılmıştı. Petrol bölgesinden bizi iyice uzaklaş-
tırdılar. Yani bizi seyis yerine koymuşlar!..
Seyisin sorusunu sormak gerekmiş! Cemal Paşa'ya sormuşlar, savaşa niye girdik? Cevap “As-
kere maaş ödeyecek paramız yoktu!”demiş. İkinci Dünya paylaşım savaşında biz savaşa girmedik. Alman orduları Trakya sınırlarımıza dayandı.Trakya'da Majino hattı gibi Çakmak hattı inşa ettik. Eğer Almanya, 36 Tümenini harcamayı göze alsaydı, Anadolu'ya gireceklerdi. Kafkaslara ve Irak Petrolüne üstümüzden erişeceklerdi. Göze alamadılar..
Hitler o savaşta, milyonlarca insanın ölümüne sebep oldu. Ona arka çıkan Almanların yarıdan çoğu halen yaşıyor. On milyon kadar insanı sırf Yahudi'dir diye gaz odalarında öldürüp yaktılar.
Yağlarından sabun yapıp yıkandılar. Kendilerini arınmış mi saydılar acep? Üstelik Yahudiler onlara saldırmamıştı. İsyan etmemişti. İnsanlarına kıymamışlardı. Kiliselerine doldurup yakmamışlardı. Yaşayan Almanların, oy verenlerin hiç günahı yok mudur?

Şimdi NATO'da ortağımız, müttefikimiz! AB'nin başat ülkesi. 3.5 milyon Türk'ü barındırıyor.
İstihdam açığını kapatıyor. 3., 4. nesil Türkler her yerde; işveren, belediye başkanı, milletvekili vb. Ama kendi ülkesi hala ABD işgali altında. Bizimkiler Almandan fazla alamancı olmuşlar! Sözde Soykırım kararına önayak olanlar, evet oyu verenler arasında onlar da var..

Sahi Seyis'in sorusunu sormanın sırası gelmedi mi? Sürekli kazık yiye, yiye bu hallere düştük!
Devlet yönetmek kolay değil. Hele dış siyaseti yönetmek daha zordur. “ Ey Merkel!. Ey AB!, Ey ABD!..” diye haykırmakla işler yürümez. Bilgi ister, deneyim ister! İncelik ister. 'Ayyaş' dediği İsmet Paşa yıllarca savaşa sokmadı Türkiye'yi. Hatırladınız mı​? Sıfır sorun diye yola çıkmıştınız. Etrafımız sorunla çevrildi, içimiz de sorun oldu. Dostumuz kalmadı. 'Dost' bildiğimiz Almanya, göre göre golü atıverdi kalemize...
Almanya'nın bu karardan yararı ne olabilir? Niye yaptı? Almanya'da yaşayan 3.5 milyon Türk'ü 'Alman Müslümanı' na mı dönüştürecek? Sığınmacı restine karşı, Türkiye'nin eski yarasını kaşıyıp elini mi zayıflatacak? Türkiye'yi yönetenlere bir 'acı ders ' vermek miydi niyeti? Ya da Ortadoğuya bodoslamadan dalmak mıydı?

Anam bizi “ Ele benzemezler!” diye azarlardı. Ele benzemek ortak ve evrensel değerleri pay-
laşmak anlamına gelir diye düşündüm. Sahi dost bildiklerimizle, halkımızla barışık mıyız? Ortak
değerlere, evrensel değerlere saygılı mıyız? Hukukun evrensel ilkelerini paylaşıyor muyuz? Dost,
düşman işbirliği içinde. Suriye sahasında uçağın gezemiyor. İncirlikten kalkan uçaklar soydaşları
vuruyor! Yoksa durduk yerde “ Tencere dibin kara, benimki senden karar!” mı diyorlar? Hele bir deyiverin sunların cevabını...
Sağlıcakla kalın... 15.06.16, Bursa Hasip ÖZTÜRK
Saliyazilari.blogspot.com hasipozturk@hotmail.com