16 Nisan 2013 Salı

AY-YILDIZ

AY-YILDIZ Türk bayrağındaki ay-yıldızın kaynağını İslam'a-Araplar'a bağlamak isteyenler vardır. Türk'le bağını silip İslami göstermeye hevesliler. Bu boşuna ve kara bir çabadır! Türk milletinin tarihi simgesini sahiplenmek kolay lokma değildir. Sanırlar ki, Türkler tarihte yoktur, yaşamamıştır! Batı Göktürkler'in en kalabalık halkı Onoklar'dı. Onok, Onboy ya da Batı Türkleri adıyla MS 552'den beri tarihe kayıtlılar. Onoklar 'Nuşebi' ve 'Tulu/Dulu' adıyla iki 'beşok' olarak örgütlenmişler. Tulu-Dulu Beşoku'nun beş boyundan biri Türgiş-Türkeşler boyudur. Türkeşler, hem Tulu-Dulu, hem de Nuşebi Beşoku'nu yönetmişler. Karatürkeş'in Çor'u, Suluhan unvanıyla Türgiş-Türkeş Kağanı seçilmiştir. Ya da bilek gücüyle Onoklar'a Kağan olmuştur!* Türkeşler-Türgişler tarihte madeni para bastıran ilk Türk devletidir. Madeni para örnekleri 124 adet olup Kazakistan, Kırgızistan ve Rusya müzelerindedir. Madeni paraların öyküsünü ve resimlerini Aydınlık Dergisi' yayınlamıştı. Sikkeleri kapak resmi yapmıştı.* Sikkenin birinin ön yüzünde 3 adet ay-yıldız vardı. Yıldızı beş köşeli olup ayyıldız bugünkü biçimindeydi. Türgiş-Türkeş devleti MS 630-766 yılları arasında yaşamıştır. Bu sikkelerin basımı da kabaca 6.yy sonu ile 7. yy başlarında olmalıdır..Bu tarihlerde, Emeviler adıyla Müslüman Araplar, Orta Asya'ya inmeye başlamıştı. Horasan'ı, İkinehirarasını işgal etmişlerdi. Gördükleri zenginlikten başları dönünce, tebliği bırakıp soyguna ve soykırıma girişmişlerdi! Türkler henüz müslüman olmamışlardı. Türkler Türkeş devletinin önderliğinde, Araplarla ölümüne savaşıyordu. Türkler tarihin kaydettiği ilk vurkaç-gerilla savaşını işgalici Araplara karşı başarıyla uygulamıştı!..* Suluhan Arap ordularını öyle bir sindirmişti ki, kendine 'Mezahim' boğa dedirtmişti. Mertçe yenemedikleri Suluhan'ı, Sarıtürkeş'in çoru Baga Tarkan'na öldürtmüşlerdi! Emevi Halifesi Hişam ölüm haberini gelince, tahtından yere 'şükür secdesi'ne kapanmıştı! Horasan'daki Arap garnizonu da askeriyle, komutanıyla birlikte otuz günlük 'şükür orucuna' niyetlenmişti! Türkeş-Türgiş sikkesinin bir başka örneğinde, öküz arabası üstünde kurulu kağan otağı, sikke üzerine basılmıştı. Otağın ikinci katında Begüm, üstündeki çatıda da ağzı yukarıya bakan, yayvan bir hilal görülüyordu. Türkler henüz müslüman olmamışlardı.. Bu sikkeler hilalin ve ayyıldızın Araplarla ve İslamiyetle ilgisi olmadığını gösterir. Türkler Müslüman olunca, yönetimi de üstlenmişler. İslam ile Türklük özdeşleşmiş. Hilal, ayyıldız vs. bu yolla İslam ile ilişkilenmiş! Türk madeni sikkeleri bunu açıkça göstermektedir. Ayyıldız'ın bugünkü biçimine benzer, ayyıldızlı Bizans sikkeleri de vardır..*.Yıldızı altı köşelidir. Ay ve yıldız gökyüzünün süsüdür. Herkes görüp ilgilenebilir..Bayrağına, süsüne bunları katabilir. Türkler bunu yapmışlar! Bizanslılar yapmışlar.. Bayraklarına, paralarına ve gönüllerine kazımışlar! Bunun aksini söylemek, ayı, yıldızı, ayyıldızı ona buna maletmek nafile çabadır. Hele gönüllerden, Türk Bayrağı'ndan kazımayı düşünmek abesle iştigaldir! İç içe geçmiş iki eşkenar üçgenden oluşan, yaygın adıyla 'Davut Yıldızı' denilen;İs rail bayrağı üstüne konulan yıldız Musevilikle doğrudan ilgili değildir. Dört bin seneyi aşkın süreden beri insanlar bu yıldızı büyülerden koruyucu tılsım olarak taşımışlar. Nitekim Hz. Süleyman da taşımış! Onun için Süleyman'ın mührü denilmiştir. Büyücülüğün piri Harut ve Marut çağdaşıdır. Muhtemelen büyü-lerinden korunmak için, mührü taşımıştır. Bu yıldızı Haz. Davut'da taşımıştır. Bu nedenle Davut Yıldızı denilmiştir.. Karamanoğlu Beyliği bayrağında*, Barbaros Hayrettin'in* bayrağında bu yıldız vardır. Eyüp'de eski ve büyük bir Alevi Bektaşi Dergahı'nın duvarında ve Pir'in külahının ortasında bu yıldız vardı. Bursa B.şehir Belediyesi'nin restore ettirdiği, Üsküp'deki Rufai Tekkesi'nin tavan avizesi de* Davut Yıldızı biçimındedir! Bu tekke 19 yy başında inşa edilmişti..Barbaros'un bayrağı üstünde yazılı ayet “..biz rüzgarı o'nun (Süleyma'nın)emrine verdik” mealindedir. ( Sure 21/81, 34/12 ) Önce Masonlar bu yıldızı sahiplenmişler! Sonra İsrail kurulurken Davut Yıldızı'nı İsrail bayrağı üstüne kondurmuşlar!..Bazı işgüzarlar Davut Yıldızı, Alevilik ve Musevilik arasında ilişki kurmaya yeltenmişler. Bunlar boş ve kara çabalardır. Tarihi kaynaklar bu kara çabaları desteklemiyor! (Rah.) M.Akif Ersoy'un öngörduğü gibi “..sönmeden.. en son ocak ” yurdumun üstünde ebediyen dalgalanacak!..Eskiden onu söndürmek isteyenler Batı'dan gelirdi. Şimdi, Batının dürtmesiyle, bu bayrağın altında yaşayanlardan geliyor. Bir de memleketin 'namusu' eline teslim edilenler gizli ya da aşikar destekliyorlar! Milletimiz Türk'ün ve Türkiye'nin dostunu, düşmanını iyi ayırt etmelidir. Sağlıcakla kalın.... (T.C) Hasip ÖZTÜRK Bursa, Türkiye, 15.04.2013, Saliyazilari.blogspot.com *Türkeşler (Liselerde Türk Tarihi, 1931-41, c:2, s:354, Kaynak Yay.) *Aydınlık Dergisi, Türgişlerin madeni paraları, kapak resmi * Türgişler, Hüseyin Salman, kapak resmi ve içerik * Cezmi Yurtsever, Ayyıldızın sırrı çözüldü, * Karaman.gov.tr, * Barbaros'un bayrağı * Bursa'da Zaman, Ocak 2013, s:96,

2 Nisan 2013 Salı

NİYET VE İRFAN

İslamda ibadetin temeli “niyet'tir!” Niyetin özü 'Allah rızası'dır.. Birinin gözüne girmek, güçlüden yana görünmek, güçlüyü memnun etmek,, çıkarını sağlama almak için yapılan niyetler islami değildir. İbadet hiç değildir.. Allah rızası için yapılmayan, nafile çabalardır! Çalışmak ibadettir, yardım da ibadettir İslam'da. Hepsinin sağlam zemini “Allah rızası” için yapılmış olmasıdır.. Ne öğrendiysem okullardan, kitaplardan öğrendim. Onun için kimselere borçlu ve bağımlı değilim. Allah, Allah rızası için yazanlardan, razı olsun! İlkokulda, ayırdımına vardığım ilk şeyler “ Allah rızası, mümin, münafık “ kavramları olmuştu. Öğretmenin anlatımı yalındı. Temeli ' Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol!' ilkesine dayanırdı. Uygulaması da yalındı. Yaptığını “ Allah için, Allah rızası için yap!” idi. Olduğu gibi görünmeyen, ya da göründüğü gibi olmayan nünafiktı! Bizim köydeki söylemele “ içi dışı bir olmayan”dı.. Öğretmenimin dediğine göre bunlara güvenilmezdi. Her şeyi çıkarları için söyler ve çıkarlarına göre yaparlardı. Sözlerine güvenilmezdi. Çıkarı için yalan söylerlerdi!.. Bunların bir dediği, bir dediğini tutmazdı! . İçi, dışı bir olanın, kalaylı bir tas su gibi içi görünürdü! Duru insan iyi insandı! Tanrının has kulları onlardı. Söylediğine güvenilir, yaptığından emin olunurdu. Tanrıya iman ettim demişse, etmiştir! Onlardan kötülük gelmez. Onlar mümin'dir, özü sözü birdir! 1953/1954 öğrenim yılında, Mersin'in Ohunkeşlik köyü, 4. sınıf öğretmenim; Düziçi Köy Enstitüsü çıkışlı, Aslanköy'lü Hüseyin Cavit Kutlay'ın anlatımı yalındı, açıktı! .Nur içinde yatsın! O gün, bu gün, bu yalın ilke, yalın uygulaması ruh gözümü açmıştır! Yaptığımı “Allah rızası için” yaptım! İçimi, dışımı bir tuttum! Kalaylı bir tas su gibi duru oldum! Altmış bilmem kaç yıl önce, ilkokul dördüncü sınıf, Din Dersi'nden aldığım temel ders bu olmuştu. Diyanet İşleri Başkanı, Sayın Görmez İzmir halkına ayıp etmiş! Onların imanı farklı, irfana ihtiyaçları var! Onun için filan zatı İzmir'e Müftü atadım demiş!. Bu yaklaşımı yanlıştır! İslami değildir! İrfani hiç değildir!.. Tamamen siyasi bir tavırdır! Onu oraya atayanların, İzmir için “Gavur İzmir!” yakıştırmasını biliriz. İzmir seçmeninin onlara istedikleri oyu vermediğini de!.. Dini siyasete alet ederek, halkın oylarını topladıklarını da biliyoruz.. Sofu görünüdüklerini, dediklerini inkar ettiklerini de biliriz! Sosyal medyada dolanan “ İki Erdoğan, Tayip Erdoğan ile Recap Erdoğan “ çelişkisini gösteren video yasaklanmış! O büyük zat, Tayyip Erdoğan olarak dediğini, Recep Erdoğan olarak yalanlamıştı. Huyundan vazgeçeceğine, videonun izlenmesini yasaklamış! İki yüzlü siyasetin tipik örneği bu! Alemi sersem saymanın dik alası! İçini dışını bir tutacağına, eleştirilmesini yasaklamış! Bende 'kalaylı tas ve duru su bulunmaz' demiş aslında. Onun atadığı, din(ulu)sunun söylediklerini de yadırgamayın! Takım oyunu oynuyorlar! Birinin dediğini sıraya girip yineliyorlar! Siyasetleri böyle! Allah rızasının yerini kul emri almış, yürümüş! Tarihte Şam'daki Emevi halifesi Muaviye ve ardılları da böyle yaparmış! Başları sıkışınca “ hadis “ bile uydururlarmış! Bizim fukara köylüler, sövmenin yeri gelince, boşuna “ yezit!” demiyorlar.. Açın bakın son otuz yılın Kuran me'allerine! El Vakıa suresinde “ O sağcılar ki ne mutludurlar! O solcular ki ne bedbahtırlar!” diye yazar! Kimsenin gıkı çıkmaz! Diyanetin de.. 'Ululemre itaat' ın esamesi İslam'da okunmaz olmuş.. Diyanet İşleri Başkanı, işini yapacağına, kalkmış İzmir'e 'irfan' taşıyor! Dünyanın çivisi çıkmış!.. Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK Saliyazilari.blogspot.com İrfan: ( a.i.) 1-Bilme, biliş, anlayış, vukuf, 2- Hakikata vakıf olma, künhe varma, birşeyin özüne inme, ilim ve zeka ile meydana gelen olgunluk, 3- Allah-ı bilme ve tanıma, ma'rifetullah, 4- tasv. Yaratılıştan bilme, anlama, Allah'ın sır ve gerçeklerini kavrama, kainatın sırlarını bilme kudreti, 5- Kültür. (Osmanlıca-Türkçe Lügat, Yeni Asya Yayınları, İst.2001)

27 Mart 2013 Çarşamba

ZAMANLAMA İsrail Türkiye'den özür dilemiş! Üç buçuk sene geçmiş! Özür dilememişler. Ne oldu şimdi? İsrail'de üç buçuk atmış! Niye beklemişler? Neyi beklemişler? Meğer özürün vakti gelmiş! Başkan Obama, beyzbol sopasıyla gelmiş! 'Özür dilemenin vakti!' demiş! İsrail, ikiletmemiş, ikilemiş! Netenyahu, “Neden yahu?” dememiş. ' Ölenlere rahmet diler, kalanlara da taz- minat öderiz! ; 'Kesmezse Gazze'den ablukayı kaldırırız, canınız sağolsun!' demiş!.. Siyasette görünen nedenlerin yanında, görünmeyenleri de vardır.. Ne değişti de İsrail özür diledi? Başkan Obama, ne diye onların 'yukasını sıktı?!' Siyasette zamanlama önemlidir! ABD, İsrail, İngiltere, hatta Fransa ve Almanya için!. Suriye'de siyasetin sert önlemlerine sıra gelmiştir.Yemek pişmiş, servise sıra gelmiş!. Müslüman Kardeşler, Hamas, Taleban gibi ABD güdümlü terör örgütlerinin işi bitmiştir! Suriye'yi çökertecekleri kadar çökerttiler! Artık profesyonel kadroların el koyma zamanıdır. Suriye'yi onlar biçimlendirecek! GOP'un, ya da BOB'un sırası gelmiştir.. Suriye kaça bölünecek? İsrail'in payı ne olacak? Golan tepelerini, Kuneytra sırtlarını, sularını topraklarına katacak mı? Kürtler'i denize çıkaracaklar mı? Uyuzu verdikleri gibi tırnak vermeye yanaşacaklar mı? Elleri nereye kadar uzanabilecek? Yoksa, Misak-ı Milli hakkınız, söke söke alınız mı diyecekler?! Olmaz ya, olursa Türkya-Kürtya Federe Devleti mi kurduracaklar?!! Başkan Esed ve Nusayrileri bir kasaba devleti mi olacaklar? Ruslar'a Tartuss limanı ve çevresini kullan, sesini çıkarma mı denilecek? Türkiye, taşaron karı alacak mı? Üste mi verecek? Yoksa, 'Özür dilettik! Boyanı cilaladık! Başkanlık garanti! Seni kahraman yaptık! İçeride kahraman, Araplar gözünde güçlü kıldık! AB uyduramadık, Başkanlık verdik!' mi diyecekler?.. 'Hem artık Doğu Akdeniz'in gazını, tuzunu sorun etmezsin!!.. Büyük Devlet adamısın, idare et!' de diyebilirler.. Olacağa bakın! Deliğe süpürme muhabbetinden çıktı, Çankaya göründü! Onu kahraman yaptılar! Anayasa, başkanlık helal! ' One minute!' bir araçtı, 'özür dilenmesi' bir araçtı,'demokrasi' bir araçtı! Birikti, piyasası açıldı! İthal samanı piyasaya sürüyorlar! Dost ABD'den, İngiltere'den, AB'den küçük bir jest esirgenir mi? Sen büyük bir devletin, büyük bir başkanısın! Kim tutar seni? Başkanlık yetmez ama, evet!.. Zamanlama müthiş! Samanı piyasaya sürme zamanı! Bizde kalmadı, ithal samanı sürecekler! Gerçekten zamanlama ve samanlama harika! Bizimkileri cilaladılar, onlara yetti! Ortadoğu'yu kendileri biçimleyecekler!.. İtiraz eden olmayacak! ABD'nin hedefinde İran var! Türkiye'nin sınıra yakın üsleri, tesisleri var! Yakın dostlara 'kıyak' geçilebilir! Rahmetli Enver Paşa'da öyle yapardı. Tezkereyle olmayan, hatırla olur! Osmanlı İmparatorluğu da öyle hatırla gümlemişti!!.. Kim itiraz edecek? İtiraz edecek münasebetsizler, 'terörist' deposunda kilitliler! Zaman 'Terörist Başı'yla müzakere zamanıdır! Bir başkanlık için, özerkliğin lafı mı olur! Ver özerkliği, al başkanlığı! 'Babanın malını mı veriyorsun? ' demezler. Diyeceklerin ağzı bağlanmıştır! Taşlar bağlanmıştır! Köpekler salınmıştır! Ne gam? Onun beyzbol sopası var! Karacaoğlan da terörist olmuş sanki, ötelerden seslenip 'İğneden ipliğe sorulur birgün!' demiş! Halkın ağzı pirinç kesesi, makarna torbası değil ki büzesin! Şairlerin ağzını asla büzemezsin! Büzülebilseydi, şair demezlerdi... Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK *Hasip ÖZTÜRK, Türkiye/Bursa *

20 Mart 2013 Çarşamba

GAYDA MI, TULUM MU

GAYDA MI, TULUM MU CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Rize'lilerin bir gününe katılmış. Orada Rizeli gençler, tulum eşliğinde horon tepmişler! Buraya kadar söylenende bir gariplik yok! CHP'nin sosyal medyasında tulum yerine gayda yazılmış! 'Gayda eşliğinde horon tepmişler!' Tuluma gayda denir mi? Demiş cahil uşaklar! Sosyal medyadaki bu yanlışlık düzeltilmiş! Tuluma tulum denilmiş! Ama bu işin başındaki gençler kovulmuşlar! Gayda bir Asya-Kafkas çalgısıdır. Keltlerle birlikte Orta ve Batı Avrupa'ya taşınmıştır. Keltler Almanya'da Boiler (Bohemyalılar), Fransa'da Galyalılar (Asteriks'in akrabaları) İspanya'da Keltler, İrlanda'da Keltler, İngiltere'de Galler, Skoçlar (Celtik-Ekose), Türkiye- de Galatlar adıyla yaşamışlar. Asyalı, göçebe halklardan birisidir. Asya kültürünün Avrupa'ya taşıyıcılığını yapmışlar! Portugal (Portekiz) Gal kapısı, Gal limanı demektir. Gelibolu sözü galya şehri'dir. Galata adı da onlardan kalmış bir andaçtır.. Gayda ya da tulum denilen müzik aleti de Keltler aracılığı ile Avrupa'ya taşınmıştır. İskoçlar onların ardıllarıdır. Gayda milli çalgılarıdır. Karadeniz'de tulum denilen çalgı, gaydanın babasıdır. Bir keçi veya koyun tulumuna takılan kamış borularla meydana gelir. Borulardan birisinden üflenerek tuluma hava basılır. Öteki delikten hava çıkarken, delikli kamıştan parmaklarla notalar çıkarılır..Gayda, tulumun geliştirilmiş bir türevidir... Tulum veya gayda çalan, üfleme deliğinden tulumu şişirirken, koltuk altıyla, tuluma baskı yaparak, havanın belli ölçüde çıkışını ayarlar. Kaval gibi delikli kamıştan da müziğin notalarını çıkarır. Gayda ve tulumda fazladan çıkış kamışları vardır. Bunlar farklı oktavlarda sesler çıkarır! Tulumun, gaydanın sesine zenginlik katar!.. Adına ister tulum deyin, ister gayda deyin, her ikisi de üflemeli çalgıdır.. Gayda, İngilizin gittiği her yere taşındığından evrenseldir..Askeri bando gibidir... Macaristan, Bulgaristan, Çekya, Polonya, Faransa, İspanya, Portekiz, İrlanda, İskoçya gibi Keltlerin yayıldığı tüm ülkelerde yaygın bir müzik aletidir. Tulum, yalın biçimiyle, biraz yerel kalmıştır. Karadeniz ve çevresindeki ülkelerde yaygındır. Ufak tefek değişikliklerle gayda ile tulum arasında örnekleri oluştururlar. Yani tulum yerine gayda denilmesi büyük bir yanlış değildir. Türkiye'e adı, sıkça kullanıldığı Doğu Karadeniz'de tulumdur. Kafkasyanın güneyinde, Kars'da, Artvin'de, Azerbeycan'da telli sazın adı tar'dır. Özellikle İspanya'da ve Avrupa'da adı gitar olup çıkmıştır.. Ney'le kaval arasında bir ses çıkaran üflemeli müzik aletlerinin genel adı düdük'dür. Ermenistan'a varınca adı duduk olmuştur! E.Ogur'un okuyuşu muhteşem, Gasparyan'ın üflemesi büyüleyicidir! Adı özelde kaval, ney, düdük olsa ne yazar, duduk olsa ne yazar! Müzik aletleri nerede türerse türesin, insanlığın ortak malıdır. Adı hangi dilden anılırsa anılsın, ürettiği müzik muhteşemdir! Bütün ruhları etkiler! Dinleyenlere coşku verir! Rahatlatır, dinlendirir! Yatıştırır! İnsana insan olmayı anımsatır! Tulum yerine gayda diyen gençlere yazık edilmiştir! Tulum yerine gayda diyen gençler de ayıp etmiştir! Böylesi sözlere takılıp kalmak, bir tür halk tutuculuğudur. Herkesin böylesi saplantılardan sakınmasında sayısız yarar vardır. Siyasetçiler de saplantılardan uzak durmalıdır! Siyaset, tulumla gayda arasına sıkışıp kalmamalıdır! Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK *Hasip ÖZTÜRK, Türkiye/Bursa *

12 Mart 2013 Salı

SEKİZ MART

SEKİZ MART Bir gün anımsanan, 364 günü unutulan kadın! Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nüz kutlu olsun! Dünyada halkın yarısı kadın! Oyların yarısını kadınlar verir! İnsanoğlunun doğuran türü kadın! Her insanı bir kadın doğurur! İlk tanrıçalar kadındır! Anadolu'nun ve dünyanın ilk kadın Tanrıçası Ma'dır. Batılılar onu Cybil, Sibel; Anadolu Kibele adıyla bilir. Ma zaman içinde değişim geçirmiş! İştar, Kubaba, İnanna, Dyana, Venüs, Astarte, Hepate, Afrodit, Athene vb; her kültürde, ayrı bir adla ve kimlikle yaşamış! Anatanrıça Ma, Karadeniz-Akdeniz çevresindeki havzada çok etkiliymiş. Saygı görmüş! Barbarların önünde duramayan Roma'lılar bile Tanrıça Kibele'ye sığınmışlar! Bergama'daki Kibele Kültünü satın alıp İtalya'ya taşımışlar! Şimdi Kuzey İtalya'da Bergamo diye bir şehir vardır. Kibele Kültü oradadır!.. Gerçekten barbarlar, Tanrıçaya saygılarından, İtalya'yı yakıp yıkmamışlar! Kıble sözünün bile Kybele'den geldiği söylenir. Yani günümüze bile yansımaları vardır. Güzel kızların, kadınların adı Avrupa'da cybil, Anadolu'da sibel'dir. Seyrek de olsa kibele'dir. Bunun Anatanrıça adı olduğunu, adına taşıyanların çoğu bilmez! Anlattıklarım M.Ö. bilmem kaçıncı bin yıllardan kalma bilgilerdir. Kadına saygı, onu Tanrıça sayacaklayım yüksektir! Eski Türkler, Yörükler kadına duyulan saygıyla anılır! Hanım, Han'ın karısı, Han'ın yanında oturur ve kararları paylaşır! Yörüklerde ana, “ Karıbeğ” dir. Gölgesine basılamaz! Sözünün üstüne söz söylenemez! Dede Korkut Öyküleri'nde kadın-erkek “emüşür!” Adı gibi gerçekleşmesi de kadının rızasını bağlıdır! Ya şimdi?!.. Günümüzde kadına saygı kağşamıştır! Bozulmuştur!.. Erkeğin kaba gücüne teslim olmuştur! Toplumun değer yargıları kadını hiç derecesine indirmektedir!.Erkek çalışır ya da çalışmaz, kadın evinde oturur! Çocuk doğurur! Tarlada çalışır! Erkeğin meşru ya da gayrimeşru isteklerine boyun eğer! Erkek döver de, sever de!.. Bu kadarla kalır mı? Erkek bıçaklar, vurur, namus hesabı sorar? Töre der öldürür! Sekiz mart günü başlık “ Yine koca, yine sokakta infaz!” Kadın telefonda uzun konuştu diye, adam kapmış bıçağı! Sokakta doğramış kadını! Üç çocuk ortada sahipsiz kalmış! Eskiden, kadın çocuk doğuruyor, yaratıcıdır diye Tanrıça sayılırmış! Saygı duyulurmuş! Gölgesine basılmazmış!Yörükler kızlarına “Hapa” adını verirmiş! Etilerin, Hatti'lerin bereket Tanrıçası Hepate'nin adına hürmeten! Bereket doğurmaktır demişler, namazlağalarının üstüne işlemişler, nakış nakış! Şimdi ondan “ üç çocuk” doğurmasını istiyor siyaset! Eskiden Yol Vergisi varmış! On sekiz yaşından- altmış yaşına, köy erkekleri ödesin diye! O günün altı lira vergisini ödeyecek nakit ne gezer köylüde! Yerine biray süreyle yol yapımında bedenen çalışmışlar yıllarca! Yol vergisi, beden vergisi olmuş! Menderes (Rah.) Yol Vergisi'ni kaldıracağım deyip iktidar olmuştu.1953 yılı sonuna değin de sürdürmüştü Yol Vergisini! Altı çocuğu olan vergiden bağışık (muaf) tutulmuştu!. Altıncı çocuğun doğum muştusuna alan baba kazmayı omuzlayıp köyüne dönermiş! Eee! Yol Vergisini, gerçekte kim ödemiş? Kadınlar ödemiş! Altı, yedi, sekiz çocuk doğurmuşlar! Yol Vergisi, kadının beden vergisine dönüşmemiş mi? Siyasilere oyların yarısını kadınlar vermiyor mu? Bu işte bir terslik yok mu? “Iıh!” demeyi ne zaman öğrenecekler? Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK 11.03.2013 Saliyazilari.blogspot.com

19 Şubat 2013 Salı

STRUMA'LAR OLMASIN

STRUMA'LAR OLMASIN Yıl 1941 Alman faşizminin Avrupa'yı kasıp kavurduğu günler!. Yalnız Musevileri değil, insanlığı tehdit ediyorlardı!. Musevi yurttaşları olan ülkeler, iki katlı tehdit altındaydı!. O günler Museviler için ölümcül günlerdi! Alman orduları Bulgaristan'ı, Yunanistan'ı işgal etmişti.. Namlular, Türkiye sınırlarına dayanmıştı!. Milyonlarca Türk, muvazzaf - yedek silah altında, siperlerdeydi... Ekmek karneyle veriliyordu! İşgal altındaki museviler, toplama kamplarına yollanıyordu. İşgal dışında kalan ülkelerin Musevi yurttaşları da tehdit altındaydı. Bizim de Musevi yurttaşlarımız vardı! 1500'lü yıllarda, İspanya'da ölümden kurtardığımız Museviler, Osmanlı topraklarında, özgürdüler..Onlar da Alman nazizminin tehdidi altındaydı!. Romanya'nın Köstence limanından bir gemi kalktı! “Umuda”, özgürlüğe yolculuk ettiğini sanan, 769 Yahudi yolcusu vardı. Umut Filistin'e erişmekti! Vizeleri yoktu! İngilizler Filistin'e gitmelerine izin vermemişti! Geminin atı Struma'ydı. Yük gemisiydi.. Romanya, Karadeniz'e açılmasına izin verdi. Struma, 1941'in 15 Aralık günü Sarayburnu açığına demir attı! Öyle istenmişti. İngilizler Türkiye'ye yoğun baskı yapıyordu.. Yolcuların geldikleri yere yollanmasını istiyordu.. Yolcuların inmesine izin verilmedi. Kızılay hergün yolcuların ihtiyacı olan ekmekten şekere, ihlamurdan sigaraya kadar ihtiyacını görüyordu.. Sağlık hizmetleri karşılanıyordu. Uluslararası baskı hükümetin üstündeydi! Geri yolla diyorlardı! Alman namluları sınırda.. Yunanistan'ı işgal eden Almanlar, Selanik'i bombaladı! Türkler, Museviler kardeş kardeş öldürüldüler!... Türkiye, yolcuları indirip gemiyi geri yollamaya cesaret edemedi! Arızalanan geminin motoru bir türlü tamir edilip yerine takılamadı! Uygun olmayan konjonktür dedikleri!.. Sonra, gemi Şile açıklarına çekilip başı boş bırakıldı! Hoş geminin yelkenli yeteneği de var diyorlarsa da kullanılamamış! Gidecek yeri de yokmuş!... 72 gün süren bu “gemi hapsi” bir Rus denizaltısının 24. Şubat 1942 günü, Struma gemisini topilleyip batırmasıyla bitti! Bitmek, 767 yolcu ile gemi adamlarının Karadeniz sularında boğulması demekti!. Gemiden kurtulan 1 kişidir. Bir kişi de Rahmetli Vehbi Koç'un çabasıyla İstanbul'da kalmıştı. Kalan 767 yolcu ile gemi mürettebatı Karadeniz'de boğulmuştu! Bu Struma faciasıdır! Toplu cinayettir! İnsanlığın ayıbıdır! Zamanın Musevi çevreleri, Türkiye'ye bir kusur, ihmal veya kasıt yüklemediler... Kim ne derse desin bu insanlığın ayıbıdır! Struma'lar olmasın! Olmamış mıdır? Olmuştur! Başka ayıplar da yaşanmıştır. 1938'de 1700 Museviyi taşıyan Tigerhill, Avusturalya'dan kaçan 1700 Yahudiyi taşıyan Atlantik: 1940'da Doğu Avrupa'dan kaçan 1800 Yahudiyi taşıyan Patria vb. Gemileri yolcularıyla batırıldı. Filistin'e erişen 600 Çekoslavak yahudisini, İngilizler sınırdışı etti! Aynı akibeti yaşattılar onlara!..Akibet ölümdü! Elli milyon insan 2.ci Dünya Savaşı'nda öldürüldü! Aynı günlerde, Mersin'den yola çıkan Türk yolcu gemisi Refah, Akdeniz'de batırıldı! Daha niceleri öldüdürüldü! Öldürülüyor! Filistin'de milyonlar, Irak'da milyonlar, Suriye'de yüz binler öldürüldü, öldürülüyor! Halepçe'de, Karabağ'da, Hocalı'da toplu öldürmeler güncel olaylar! İnsanlığın bakar kör gözleri önünde öldürülüyorlar!. Türkiye'de kaç on binler teröre kurban edildi! Gazzeye yardım götürürken öldürülen 9 yurttaşın kanı, Gazze kurbanlarının kanına karıştı!..İnsanlık sustu! Dünün mağdurları, bu gün canavar kesildiler! Savaşlar insanlığın çıldırdığı günlerdir! İnsanlığınıza sahip çıkın! Struma'lar olmasın! Sağlıcakla kalın! Hasip ÖZTÜRK 18.02.2013 Saliyazilari.blogspot.com *Hasip ÖZTÜRK, Türkiye/Bursa *

6 Şubat 2013 Çarşamba

FEDERE Mİ

FEDERE Mİ Türkiye bir petrol ülkesi değil. Petrol ülkesi olmasın diye, Sevr'den önce vaziyet aldı Avrupa düveli! Petrolün olduğu topraklar, Osmanlı'dan bir bir koparıldı. En son, Kerkük vs. petrolleri de Şeyh Sait isyanı ile İngiliz'in elinde kalmıştı. İşin içinde plebisit (halk oylaması) vardı. Türk-Kürt oyları % 65'i aşıyordu. Şeyh Sait isyanını çıkartanlar, 'Türkiye'de Kürtleri kesiyorlar!' diye propganda yaptılar! Plebisitte Irak petrolleri uçtu gitti!. Petrol İngiliz'de kaldı... Şimdi kabaca yılda 46 milyar metreküp doğalgaz alır, 8 milyar TL öderiz. Aynı malı iç piyasaya 55 milyar TL'ye satarız..Vatandaşın cebinden fazladan 47 milyar TL çıkar! Yılda 34 milyon ton petrol alırız. 17 Milyar TL öderiz. İç piyasaya 93 milyara satarız. Vatandaşın cebinden fazladan 76 milyar TL çıkar. Yıllık 200 milyar kilowat/saat elektiği kendimiz üretiriz. Maliyeti 17 milyar TL'dir. İç piyasaya 76 milyara satarız. Vatandaşın cebinden 59 milyar TL fazladan alınır.* Bu tutarlar dolaylı vergi olarak devletin kasasına girer. Bir kısmı da özelleştiren, işleten yandaş firmaların cebine.... Türkiye'nin enerji açığı vardır. En fazla, doğalgaz ve petrole ihtiyacı var. Doğalgazın bir kısmıyla da termik santraller işletilir. Plebisitle giden petrol bölgesi- ki Misak-ı Milli sınırları içindeydi- Irak'ta kaldı. Irak, işgalden sonra küçük etnik ve mezhepsel bölgelere bölündü. Petrolün olduğu yer Barzani Kürdistan'ı.. Orası ABD himayesinde . PKK Kandil'de yuvalınır. Kandil'e sefere izin vermaz! Kürt Bölgesi, Barzani Ailesinin yönetiminde. Petrol orada. Uluslararası petrol şirket- lerine petrol arama ve çıkarma izni verdi. Petrolün pazarlanması gerekiyor. Irak Merkezi hükümeti karşı çıkıyor. İki kesimin ordusu, yakınlarda çatışmanın eşiğinden döndü! Barzani, Türkiye üstünden bu petrolü uluslararası piyasaya çıkarmakta kararlı. Türkiye Barzani'ye destek veriyor. Suriye'den sonra Irak Merkezi hükümeti de Türkiye'yi “bölücü” diye suçladı. İlişkiler kopmuş gibi. Bakanın haberli ziyaretinde, uçağının inmesine izin vermediler.. Görünen o ki, BOD Projesinin ilk fi'ili sonucu, Barzani Kürt Bölgesi ile Suriye Kürt Bölgesi, Türkiye'nin himayesine girecek! Bu olasılık federal bir biçim mi gerektirir, başka bir yol mu bulunur bilemem? Sayın Başbakan'ın acelesi var! Uzlaşmazsanız, AKP'nin Anayasa Taslağı Meclise iner diyor. Elbise ısmarlar gibi gün veriyor!. Bu acelenin altında sadece başkanlık meselesi yok! Anayasa'nın bu oluşumlara da uydurulması gerekir! Yerel yönetimlerin özerk bölge gibi yönetilmesi gerekir. İslamın ılımlılaştırılması, ABD İslamının egemen olması gerekir!. Emevi İslamı olur da, ABD İslamı olmaz mı.. Olur.... Atatürk'ün, askerin ve ulusalcıların sesinin kısılması gerekir!. Zat-ı muhterem,'ulusalcılar bize engel olamaz!' demedi mi? “TSK sindirildi!” diyor Avrupa basını. Ne için sindirildi? Bu işlerin kotarılması için sindirildi. Bakmayın “ elimde subay kalmadı!” diye ağlaşmasına! Timsah gözyaşları bunlar! PKK'ya arka çıkan AB çevrelerine de 'Şangay Beşlisi' havası çalması boşuna değil! Muhalefetin olmadığı yerde, Eşbaşkan, işi bitirmek üzere! Sağlıcakla kalın... Hasip ÖZTÜRK *Hasip ÖZTÜRK, Türkiye/Bursa *